Bilim: Uzay Macerasi
Dagcilik: Tunc Findik
Çevre: Enerji Verimliligi
Ekonomi: Taklit Ekonomisi
Psikoloji: Mutlulugun Resmi





Yakın zamana kadar uzay çok uzaklardaydı. Uzay teknolojisindeki inanılmaz atılımlar sayesinde artık uzay yanı başımızda… Çok kısa süre içerisinde yeni tatil yerleri arasına uzay ve diğer gezegenler de girebilir. Yakında yaz tatilimi hangi gezegende geçirsem diye düşünmeye başlarsanız hiç şaşırmayın.

Uzay çok eski dönemlerden beri insanların büyük ilgisini çekti. İnsanoğlunun daha ilk çağlardan beri süregelen merakı, düşünen ve araştırmacı yapısı hemen her konuda olduğu gibi uzayı da araştırmasına yol açtı. Güneş ve ay tutulmaları, Ay’ ın evreleri, yıldız yağmurları, kuyruklu yıldızlar gibi dikkat çekici olaylar insanların uzaya olan ilgisini artırdı. Kuşlar gibi uçarak uzaya ulaşmak için sayısız denemeler yapıldı ve birçok isimsiz kahraman bu yolda can verdi. Günümüzde roketlerin ve uzay araçlarının gelişmesi sonucu artık uçmak sıradan bir olay haline geldi, uzaya seyahat etmek ise hayal olmaktan çıktı. Uzay teknolojilerinde ardı ardına devrimler yaşandı. Bir zamanlar yalnızca bilimsel merakın bir ürünü gibi görünen bu çalışmalar, günlük yaşamın vazgeçilmez öğeleri haline geldi.

İnsanoğlunun uzay serüveni, Sovyetler Birliği’ nin, 4 Ekim 1957?de Dünya’ nın ilk yapay uydusu Sputnik 1’ i uzaya göndermesiyle başladı. Aynı yıl SSCB'nin Sputnik 2 uçuşu ile yörüngeye gönderilen ilk canlıysa Laika adındaki köpek oldu. O tarihte geri getirecek yeterli teknolojinin henüz bulunmaması nedeniyle, uzaya ulaştıktan bir süre sonra Laika aşırı sıcaklık ve stresten hayatını kaybetti. Sputnik 1’ in ardından, uzaya ilk insanlı uçuşu yine Sovyetler gerçekleştirdi. 1961 yılında Yuri Gagarin, Vostok-1 adlı kapsül ile Dünya’ nın etrafını 1 kez dolandı.

ABD’ nin bu hamleye yanıtı 1958 yılında uzay programı çalışmalarından sorumlu olan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’ ni (NASA) kurmak oldu. Sovyetlerin sağlamış olduğu açık üstünlüğe karşılık verme arayışına giren ABD Başkanı Kennedy, Kongre'de yaptığı konuşmada Sovyetlere karşı hedefi açıkladı: “Bence milletimiz, bu on yıl bitmeden Ay'a bir insan indirme ve onu sağ salim Dünya'ya geri getirme hedefine kendini adamalıdır.”


 

Aslına bakarsanız uzay Kennedy’ nin o kadar da umurunda değildi. Onun amacı Rusları geçebilmekti. NASA Müdürü James E. Webb ile yapılan bir sohbette şöyle diyordu: “Yaptığımız her şey Ay yolunda Rusları geçmek için. Yoksa bu kadar parayı harcamamamız gerekir, çünkü ben uzayla ilgilenmiyorum. Bu bedeli karşılayacak tek şey Sovyetleri yenip, geride kaldığımız birkaç yılı sonlandırmak.”

Bu hedef doğrultusunda ilk adım olarak 25 Nisan 1961'de ilk astronot Mercury-Redstone 3 aracıyla uzaya gönderildi. Ancak Vostok 1'in aksine Mercury 3 aracı yörüngeye giremedi, atmosferin dışına çıktıktan hemen sonra geri döndü. Ayrıca Mercury 3, Vostok 1'e göre daha dar ve küçük bir araçtı. ABD'nin yörüngeye girebilen ilk insanlı uçuşu, ancak bir yıl sonra, John Glenn yönetimindeki Mercury 4 aracı ile gerçekleşti.

Sovyetler, kazandıkları bu ivme ile uzay yarışında başka ilklere de imza attı. Valentina Tereşkova 16 Haziran 1963'te Vostok 6'yla uzaya gönderilen ilk kadın oldu. SSCB'nin Voskhod 2 programında Aleksei Leonov, 18 Mart 1965'te ilk uzay yürüyüşünü gerçekleştirdi. Ancak bu görev neredeyse bir felaketle sonuçlandı. Yetersiz retroroket ateşinden dolayı Leonov'un bulunduğu kapsül hedeften 1.600 km ötede yere inebildi.



 

Sovyetler bu başarıları gerçekleştirirken ABD de boş durmadı ve uzay teknolojisini geliştirdi. Ay'a insan gönderme projesine hazırlık olarak, uzayda yörünge değiştirerek manevra yapabilen Gemini serisi araçları hazırladı ve uzaya gönderdi.

Gemini araçları, Sovyet araçlarına göre daha az "ilk" gerçekleştirmiş olmakla birlikte, daha üstün teknolojiye sahipti. Zira Vostok ve Voskhod araçları uzayda manevra yapma ve kenetlenme yeteneğine sahip değillerdi. Sovyet uzayadamları, otomatik işleyen kendi araçlarının yolcusu durumunda iken, ABD'li uzayadamları, araçlarını idare eden pilotlardı. Bu tecrübe ve teknoloji farkı, Ay'a iniş projesinde ABD'ye üstünlük sağlayacaktı.

Ay'a insan indirme ve geri getirme hedefine ulaşmak için başlatılan projeye Apollo adı verildi. Aslında başlangıçta ABD’ nin hedefi projeyi Ruslarla yürütmekti. Kennedy bu doğrultuda Sovyetlere teklif götürdü. Ancak dönemin SSCB lideri Kruşçev o zaman için Amerika'ya göre üstün olan Rus uzay teknolojisinin çalınması konusunda gösterdiği hassasiyet sebebiyle bu teklifi geri çevirdi.


 

Bunun üzerine ABD, Ay'a iniş projelerini tek başına geliştirmeye başladı. Bunun için öncelikle uzayda manevra yapabilen araçların geliştirilmesi gerekiyordu. ABD, Gemini serisi araçları uzaya gönderdi ve bu araçların manevra ve kenetlenme konusunda başarı göstermesinin ardından, Apollo Projesi'ne başlandı. Sovyetlerin insansız roketleriz Ay'a daha önce ulaşmış olmasına rağmen, 21 Temmuz 1969'da Ay'a adım atan ilk insan ABD'li Neil Armstrong oldu. Apollo 11 görevinin komutanı olan Armstrong bu tarihi anda yaklaşık 500 milyon kişi tarafından izlendi. 20. yüzyılın en önemli olaylarından biri kabul edilen insanoğlunun Ay'a ayak basışını Armstrong şu kelimelerle dile getirdi: “Benim için küçük, fakat insanlık için büyük bir adım.”

Ay'a iniş, uzay yarışının en önemli kilometre taşıydı. Bu aşamada ABD, Kennedy'nin "1960'lı yıllar bitmeden Ay'a insan indirme" hedefini gerçekleştirerek Sovyetlere karşı kesin bir zafer kazanmış oldu. Ay yarışını kaybeden Sovyetlerin önünde iki seçenek bulunuyordu: Bunlardan birincisi Mars'a insan göndermekti. Prestij açısından en uygun seçenek olmakla birlikte Ay'a insan göndermekten çok daha zor bir hedefti. İkinci seçenek ise insanlı uzay istasyonlarıydı. Maddi açıdan büyük zorluk getirmese de, prestij açısından sonucu çok güçlü olmayacaktı. Sovyetler daha ucuz ve mütevazı yol olan uzay istasyonlarını seçti. Bu konudaki çalışmalar 1960'ların ortasında başlamıştı. 1971'de ilk insanlı uzay istasyonu olan Salyut 1'i uzaya gönderildi. 6 Haziran 1971'de ilk mürettebat istasyona ulaştı.

Sovyetler 1980'lere kadar 7 Salyut istasyonunu yörüngeye gönderdi. Bu istasyonlar basit, ucuz, ancak etkili ve güvenli uzay platformları olarak hizmet verdi. Salyut 7, 1991 yılına kadar yörüngede kalmayı başardı. Salyut'lara 30'dan fazla uzay uçuşu ile 70'ten fazla mürettebat gitti. Bu uçuşlarda uzayın insan organizmasına etkileri üzerine değerli bilgiler edinildi, uzayda kalma rekorları kırıldı. Bu bilgilerden daha sonraki MIR ve Uluslararası Uzay İstasyonu projelerinde yararlanıldı. Ayrıca, uzayda neredeyse sürekli olarak Sovyet vatandaşlarının bulunması da sağlanmış oldu.

İki süper güç arasındaki uzay yarışı 1975 yılında resmen sona erdi. 17 Haziran 1975'te Amerikan Apollo ve Sovyet Soyuz araçları kenetlendi. Uzayadamları bazı seremonilerden sonra birbirlerinin uzay gemilerine geçerek incelemeler ve muhtelif deneyler yaptılar. Bu tarih, uzay araştırmalarının da hız kestiği dönemdi. 1973'teki petrol krizi, Sovyet ekonomisinin yaşadığı güçlükler gibi nedenlerden dolayı bir süre boyunca çalışmalara eskisi kadar ağırlık verilmedi.



 

Hızını yitirmesine rağmen, insanoğlunun uzayı keşfetme arzusu devam ediyor. ABD, 1981'de tekrar kullanılabilir bir uzay aracı göndererek yeni bir ilki gerçekleştirdi. 15 Kasım 1988'de ise SSCB ilk ve tek hem otomatik hem de tekrar kullanılabilir mekiği fırlattı.

Uzay araştırmaları bu iki ülkeyle sınırlı değil artık. Japonya, Kanada gibi gelişmiş ülkelerin bireysel çalışmalarının yanı sıra bir başka organizasyon daha var: ESA. Uzay araştırmalarına oldukça iddialı başlayan ve görece daha genç bir organizasyon olan ESA, çokuluslu yapılanmasıyla da farklı bir ekolü temsil ediyor.

Uzay yarışının son kahramanı ise Çin. Mao Zedong “Uzaya patates bile gönderemiyoruz” sözüyle Çin’ deki uzay çalışmalarını başlatmıştı. Çin, Shenzhou-5 gemisiyle 2003’ te SSCB ve ABD’ den sonra uzaya insan gönderen üçüncü ülke oldu. 2008’ de Shenzhou-7 isimli uzay gemisiyle uzaya gönderilen astronotlardan Zhai Zhigang tarihi bir uzay yürüyüşü gerçekleştirdi. 2010’ da da Ay’ a insan gönderme hazırlığında olan Çin, 2020’ den önce insanlı araştırma istasyonu kurmayı planlıyor.

Marslılar geliyor
Thomas Dick adındaki İskoç papaz, Evren'in haddinden fazla iskan edildiğini öne sürecek kadar ileri gitmişti. Bu din adamı popüler bir kitabında, Evren'de yaklaşık 2,5 milyar gezegende, canlıların yaşadığını öne sürmüştü.

Bundan çok kısa bir süre sonra 1875 yılında, New York Sun adlı saygın bir gazetede, tüm zamanların en büyük keşfinden bahsediliyordu. Yeni geliştirilmiş teleskoplarla, astronomlar sözde ayda yaşayan olağanüstü canlıları görmüşlerdi. Ayda yaşayan canlılar, Gazete'nin tarifine göre, 1,20 metre büyüklüğünde, kızıl saçlı ve kanatlıydılar.

Yazar H. G. Wells'in 1897 yılında yayımlanan bilim kurgu romanı, Marslıların Dünya'ya büyük bir saldırı düzenleyerek, Dünyalıları köleleştirmesini konu almaktaydı. Bu senaryo insanları öylesine derinden etkilemişti ki, 1938 yılında Orson Welles'in benzer konulu bir piyesi, New York Radyosu'nda yayınlandığında, binlerce insan şehri terk etmişti.

Daha 50'li yılların ortasında UFO hikayelerinin babası olarak bilinen Pole George Adamski, Venüs’ e yaptığı uzay gezisini anlatarak binlerce yandaş toplamıştı. Venüslüler, sözde 1000 yıl yaşayabiliyorlardı ve gezegenlerinde her şey otomatikleştiği için, günde yalnızca iki saat çalışmaları yeterliydi.

Roswell olayı
Roswell olayı, 1947 yılının Temmuz ayında New Mexico eyaletinin Roswell kentinde meydana geldi. İddialara göre 2 Temmuz 1947 günü, Roswell yakınlarında çöllük arazide yere bir cisim çakıldı. Ordu yetkilileri tarafından yapılan ilk açıklama bir uzay aracının yere çakıldığı şeklindeydi. Birkaç saat sonra yalanlandı ve bölgeye düşenin bir meteoroloji balonu olduğu duyuruldu. Görgü tanıkları ise dört uzaylının ele geçirildiği konusunda ısrarcıydı. Bu dört uzaylının üç tanesi ölü olarak, bir tanesi de yaralı olarak ele geçirilmişti. Bu uzaylılara otopsi yapılmış, üzerlerinde çeşitli araştırmalar gerçekleştirilmişti. 1995 yılında İngiliz TV yapımcısı Ray Santili elinde 16 mm'lik 14 bobinden oluşan ve ABD Ordu istihbarat birimlerine ait olduğunu açıkladığı filmleri kamuoyuna sununca Roswell olayı bir kez daha gündeme geldi. Film, kaza sonrasıyla ilgili görüntüleri ve bazı dünya dışı ya da insan olmayan canlılara yapılan otopsi sahnelerini içeriyordu.

Ay ABD toprağı sayılır mı
Bugün Ay yüzeyine dikilmiş tek bayrak ABD'ye ait. Aya ilk ayak basmanın yanında 1969-1972 yılları arasında 12 ABD'li astronot ay yüzeyinde dolaştılar, toplam 170 saat Ay'da kaldılar. Dünyaya dönüşlerinde 400 kilogram kaya ve toprak örneği, 30 bin fotoğraf getirdiler. İnsanların çoğu Neil Armstrong'un aya ilk ayak basışından ve oraya ABD bayrağını dikmesinden beri Ay'ın ABD malı ve toprağı olduğunu sanıyor. Ancak bu bayrak sembolik açıdan bir önem taşıyor ve şimdilik Ay kimseye ait değil. 1968 yılında yapılan anlaşmaya göre, uzay hiçbir şekilde ve hiç bir ulus tarafından sahiplenilemez. Tüm dünyanın malı olarak kabul edilen Antarktika gibi uzay ve Ay kimseye ait değil veya herkese ait. İsteyen gidebilir.

Uzay turizmi
Sıradan insanları uzaya gönderebilme fikri önceleri hayal olarak görülen bir şeydi. Hem uzaya gönderilen roketler insan taşıma özelliklerine sahip değildi hem de maliyeti yüksek olduğu için bunu isteyecek insan sayısı az olarak tahmin ediliyordu. Ancak sanılanın tam aksine zengin işadamları uzaya gitmek için kuyruğa girdi. 2001 yılında Dennis Tito’ yla başlayan uzay turistlerinin sayısı altıya ulaştı. Bedeli 30 milyon Dolar olan uçuşlar için 2009 sonuna kadar tam rezervasyonlar da dolu.