yeni kapitalizm
yeni küresellesme
yeni meseleler
yeni kapitalistler
yeni açiklamalar
yeni pazarlama
yeni isgücü
yeni bugün





Geleceğe güvenle bakmak istiyorsanız, geleceği şimdilik bir kenara bırakın ve bugüne odaklanın. Düşünecek çok şey, kaygılanacak çok konu, yapılacak çok hazırlık var. Bir anlığına da olsa geçip giden zamanın farkına varın, yaşadığınız anın tadını çıkarın. Unutmayın, bugün bir daha geri gelmeyecek.

Hep gelecekten söz ediliyor. Geleceğe hazırlanmanın, geleceği planlamanın hatta geleceği yaratmanın önemi vurgulanıyor. Bunlara elbette kimsenin itirazı olamaz. Geçmiş elbette çıkarılacak derslerle dolu. Ancak bütün bunları yaparken yaşadığımız anı kaçırmaya, günü ıskalamaya itirazlar yükseliyor.



 

Bilim adamları huzurlu, sağlıklı ve başarılı bir yaşamın anahtarının günü yaşamak, yaşanılan anın tadını çıkarmak olduğunu ısrarla vurguluyor. Bilimsel araştırmalar da bu tutumun yararlarını ortaya koyuyor. Anı yaşamak stresi azaltıyor, insanların kendilerine güvenlerini artırıyor, mutlu, huzurlu ve dengeli bir ruh hali sağlıyor. Bu tutum ilişkilere de yansıyor, daha sağlıklı ilişkiler kuruluyor. Depresyon, dikkat dağınıklığı gibi sorunlar da bu tür insanlara pek uğramıyor. Anı yaşamak bağışıklık sistemini güçlendiriyor, tansiyonu düşürüyor, kanserle mücadelede bile etkili oluyor. Hatta AIDS’ le mücadele de bile etkili olduğu bilimsel araştırmalar tarafından ortaya konuyor.

Peki, anı yakalamak ya da Latince adıyla “carpe diem” ne anlama geliyor. "Ölü Ozanlar Derneği" filmini izleyenler, hatırlarlar. Profesör Keating, öğrencilerinden birine şiir kitabındaki ilk dörtlüğü okumasını söyler. Öğrenci okumaya başlar; "Henüz vaktin varken tomurcuklarını topla. Zaman hala uçup gidiyor. Ve bugün gülümseyen bu çiçek, yarın ölüp yok olabiliyor."

Bu duygunun Latince ifadesi “Carpe Diem”. Peki, Carpe Diem'in ne olduğunu biliyor muyuz? Öncelikle ne olmadığını söyleyelim… Anlatılmak istenen, “geçmiş için kafa yorma, gelecek için plan yapma” değil. Yaşama bakış biçimini değiştiren, anın önemini bildiren ve doğru kullanmayı nasihat eden görüştür. Birçok kişi “zaten anı yaşıyorum. Başka türlüsü mümkün mü?” diyor olabilir. Gerçekten öyle olup olmadığını test edelim isterseniz. Yaptığınız ve aklınızdan geçen her şeyi içinizden sessizce tarif edin ama cümleleriniz hep şimdi, şu anda, burada kelimeleriyle başlasın. Bu şekilde ne kadar devam ettiğinize bir bakın. Bir çocuk bıkmadan bunu saatlerce yapabilir ama sizin gibi bir yetişkin çok değil, 5 ya da 10 dakika içinde pes edecektir.



 

Peki, zihni şimdiki zamana nasıl getirebiliriz? Anı yaşamak söylendiği kadar kolay mı? Yaşam biçimlerimiz, inançlarımız, alışkanlıklarımız dikkate alındığın da pek de kolay sayılmaz. Yine de psikologların tavsiyeleri doğrultusunda hareket ederek günü “ucundan da olsa” yakalamaya başlayabiliriz. İşte ipuçları:

Düşünme
Bir şey hakkında, özellikle de sizi korkutan şeyler hakkında ne kadar düşünürseniz o kadar kötü performans sergilersiniz. Örnek mi? Dans ederken “İnsanlar hakkımda neler düşünecek” diye düşünmekten elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen insanlara bakın, anlarsınız. Topluluk önünde konuşma yapacaksanız, aklınızdan geçenleri bir yana bırakmayı ve çevrenizde olup bitenlere odaklanmayı başarabilmelisiniz.

Odaklan
Hepinizin başına gelmiştir. Güzel bir pasta yediğiniz anda aklınıza hemen “birazdan bitecek” düşüncesi gelir. Pastanın tadını çıkarmak yerine gelecek hakkında kaygılanmaya başlarsınız. Oysa yaptıkları şeylere odaklanan insanlar daha olumlu duygular taşıdığı, depresyona daha az giriyor. Nasıl mı? Basit: Belki de hiç yaşanmayacak sıkıntılar için gereksiz yere kaygılanmaktan kurtulmuş oluyorsunuz.

Soluklan
Anı yaşamanın bir yararı da olumsuz duyguları, saldırganlığı silip atması. Çünkü bu tür kişiler anlık tepkiler vermek, reflekslerle hareket etmek yerine, ne hissettiğini anlar ve uygun tepki verir. Bir tepki vermeden önce derin bir soluk alın. Farkı hissedeceksiniz.

Zamanı unut
Kendimizi akışa bırakmamız, akışın bir parçası haline gelmemiz gerekir. Ancak burada kast edilen her şeyi oluruna bırakmak değildir. Yapmanız gereken hazırlıkları tamamlamak, koşulları oluşturmak ve akışın tadını çıkarmak. Tıpkı iyi bir romanı okurken, güzel bir filmi izlerken zamanı fark edemememiz gibi.

Korkularının üzerine git
İnsanların korku karşısındaki ilk tepkisi kaçmaktır. Bir dişçi koltuğuna oturun, ne demek istediğimizi anlayabilirsiniz. Bu tutum sorunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramaz. Yapılması gereken korkularla yüzleşmek ve her şeyi olduğu gibi kabul etmektir. Korkun! Korkuyu yaşayın! Neler hissettiğinizi ifade edin ve bunun çok doğal olduğunu bilin…

Öğren
Bazen direksiyon başında dalıverirsiniz. Son 15 dakika hiç yaşanmamış gibidir. Nereden geçtiğinizi bile hatırlamazsınız. Uzmanlar bu “kara deliklere” yol açan şeyin düşüncelere fazla odaklanmak olduğunu belirtiyor. Yani, her gün geçtiğiniz yerden geçtiğiniz sırada her şeyi zaten bildiğiniz inancıyla düşüncelere dalarsınız ve olup bitenleri ıskalarsınız. Oysa hiçbir şey bilmediğiniz düşüncesiyle, öğrenmek amacıyla çevrenize baktığınızda o kadar farklı şey göreceksiniz ki, dünyaya ve hayata bakışınız değişecek!