![]() |
|||||||||
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Kapitalizm, gelişmiş ülkelerle üçüncü dünya ülkeleri arasındaki uçurumun artmasına yol açtı. Kuzey zenginleşirken, güney yoksullaştı. Bu durum, pazar arayışındaki firmaları yoksullukla mücadeleye yönlendirdi. Hedef hem yoksul kesimin yaşam standartlarını yükseltmek hem de bu yolla kar etmek. Yaşanan krizle birlikte sanık kürsüsüne oturtulan kapitalizm elbette dünyaya birçok şey kazandırdı. Üretimin artması, teknolojinin gelişmesi dünyanın birçok açıdan daha yaşanır bir yer olmasını sağladı. Ancak bunu yaparken milyarlarca insanın da yoksullaşmasına yol açtı. Kapitalizmin kar amaçlı üretim anlayışı nedeniyle gelir dağılımındaki eşitsizlik korkunç boyutlara ulaştı. 1960 yılında dünya nüfusunun en zengin yüzde 20'sinin ortalama geliri, en yoksul yüzde 20'sinin gelirinin 30 kat fazlasıydı. 2000'lerde bu oran 80 katı aştı. En yoksul 48 ülkenin toplam üretim değeri, dünyanın en zengin üç kişisinin toplam varlığından daha az hale geldi. Özetle, zengin daha da zenginleşirken, yoksullar daha da yoksullaştı. Dünya Bankası verilerine göre dünyada 1,4 milyar insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu sayı 2004 yılına oranla yoksul sayısının 500 milyon artması anlamına geliyor. Dünya nüfusundaki artış hesaba katıldığında yoksulluk oranı yüzde 50’ den yüzde 25’ i inmiş görünse de, gelişmiş ülkelerde azalan yoksulluk, üçüncü dünyada yayılarak sürüyor. Son dönemlerde Uzakdoğu ülkeleri küreselleşme dalgasının getirdiği refah sayesinde bir ölçüde “yırtmış” gibi görünüyor. Örneğin Hindistan’
daki yoksul oranı yüzde 60’
dan yüzde 40’
a inmiş durumdu. Çin de 1981 yılında 835 milyon olan yoksul insan sayısını 2005`de 207 milyona düşürerek yoksulluğu azaltmada en başarılı ülke oldu. Bunun yanında, son 30 yıl içerisinde Afrika’
da yoksul sayısı tam iki katına çıkmış bulunuyor. Rakamlar da Afrika’
daki yoksulluk dramını gözler önüne seriyor: Günde 1 Dolar’
dan daha az bir gelirle yaşamını idame ettiren nüfusun oranı Burkina Faso’
da yüzde 61, Zambiya’
da ise yüzde 72,6. Bu ülkede nüfusun yüzde 91,7’
si ise 2 Dolar’
ın altında bir gelirle yaşıyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bu noktada Microsoft’ un kurucusu Bill Gates’ ten yeni bir öneri geldi: Yaratıcı kapitalizm… Yani, hem kar yaratacak hem de dünyadaki eşitsizliklere çözüm olacak bir sistem. Bir başka ifadeyle zenginlere olduğu kadar yoksul insanlara da hizmet eden kapitalizm. Gates, Time dergisine de kapak olan makalesinde şunları söylüyordu: “Kapitalizm, büyük ekonomik belirsizliklerin olduğu bir dönemde milyarlarca insanın yaşamının düzelmesini sağladı. Karşı karşıya olduğumuz tüm sorunlara rağmen, insanlığın refahı bakımından artık daha ileri bir durumdayız.” Bununla birlikte kapitalizm milyarlarca insanı da dışladı. Günümüzde bir milyar insan günde bir Dolar’ dan az parayla yaşıyor. Bu insanların gıdaları, içme suları ve elektriği yok. Birçoğumuzun yaşamını kolaylaştıran yenilikler bu insanlara büyük ölçüde ulaşmıyor. Bu da kapitalizmin bekası açısından tehlike arz ediyor. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bugüne dek bu insanlara yardım etme görevi hükümetlere ve derneklere bırakıldı. Ancak Gates’ e göre sorunun çözümü uzun sürecek. Dolayısıyla çözüm, kapitalist şirketlerin “yaratıcı” çözümlerle insanlığın refah seviyesini artırmak ve bu sayede çok daha fazla insanı sistem içine, kapitalizme çekmek. Bu yönde harekete geçen şirketler var. Örneğin Gap, Hallmark ve Dell gibi şirketler, RED markalı ürünlerini satıyor ve karlarının bir kısmını AIDS’ e karşı mücadeleye bağışlıyor. Bir buçuk yıl içinde RED, tüberküloz ve sıtma için 100 milyon Dolar topladı, yoksul ülkelerdeki 80 bin ilaç yardımı sağladı ve 1,6 milyon insanın HIV testinden geçmesine yardımcı oldu. Tabii bu yardımlar şirketlere gelir olarak dönecek olmasa bu kadar istekli olmayabilirler. Araştırmalar dünya nüfusunun en yoksul üçte ikisinin yaklaşık 5 trilyon Dolar’ lık satın alma gücü olduğunu ortaya koyuyor. Yaratıcı kapitalizmin yaratıcılığı da bu noktada ortaya çıkıyor: Ucuz ve indirimli ürünlerle bu kesimi tüketime yöneltmek. Böylece hem yaşam standartlarını yükseltmek hem de sisteme dahil ederek kar elde etmek. Elbette kapitalizmin ve kapitalistlerin asıl amacı yoksulluğu çözmek değil, karlarını maksimize etmek Ancak bunun yanında hayırsever işadamlarının sayısı da hızla artıyor. Merrill Lynch/Capgemini’ nin araştırmasına göre, dünyada geçen yıl süper zenginlerin yaptığı bağış tutarı 285 milyar Dolar’ a ulaşmış durumda. Amerika’ nın en hayırsever 50 ismini araştıran BusinessWeek dergisinin zenginlerin son dört yılda yaptıkları bağış miktarına göre hazırlanan listede Microsoft'un kurucusu Bill Gates ve 23,5 milyar Dolar’ lık bağışla birinci, Intel şirketin kurucusu Gordon Moore 5,1 milyar Dolar’ lık bağışlarıyla ikinci, American Century'nin kurucusu James Stowers 1,4 milyar Dolar’ la üçüncü sırada yer aldı. Son dönemde bu konudaki çalışmalarını daha “organize” hale getiren hayırseverler, son olarak David Rockefeller’ ın kızı Peggy Dulany önderliğinde Global Philanthropists Circle (Küresel Hayırsever Halka) adıyla bir organizasyon oluşturdu. Organizasyon 22 ülkenin en zengin 68 ailesinden oluşuyor. Küresel Hayırsever Halka’ nın yanı sıra Asyalı zenginlerin oluşturduğu Aysa Pasifik Hayırsever Konsorsiyumu, Hintli yazılım milyarderi D. K. Matai’ nin kurduğu Philanthropia, Amerikalı işadamı Leonard Kaplan tarafından kurulan Zenginlik ve Bağış Forum’ u da yoksulluğa çare bulmaya çabalıyor. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||