![]() |
|||||||||
|
|||||||||
|
|||||||||
|
IBM’ in gerçekleştirdiği araştırma, önümüzdeki dönemde CEO’ ların gündemlerini en fazla meşgul edecek olan meselenin değişimle başa çıkabilmek olduğunu ortaya çıkardı. Bu değişime ayak uydurmak için küresel ölçekte harekete geçen şirketlerin en büyük itici gücü ise müşteriler… Küreselleşmenin ulaştığı boyut, yeniden şekillenen dünya ve yaşanan finans krizi, CEO’ ların önceliklerini de değiştirdi. Bu değişim IBM’ in iki yılda bir gerçekleştirdiği araştırmaya da somut biçimde yansıdı. 40 ülkeden 1,130 CEO’ nun katıldığı "IBM Global CEO Study" adlı araştırmaya göre, CEO’ ların temel önceliği değişime ayak uydurabilmek… | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İki yıl önce gerçekleştirilen araştırmada, temel önceliklerinin değişim olduğunu söyleyen CEO’ ların oranı yüzde 55 düzeyindeydi. Bu yılki araştırmaya katılan CEO’ ların ise yüzde 83’ ü, yakın gelecekte “devasa” değişimler beklediğini söylüyor. İki yıl içerisinde ortaya çıkan bu yüzde 28’ lik artış, yaşanan değişimin hızı konusunda somut bir fikir veriyor. Olayın daha vahim boyutu, bu değişimi yönetebileceğini düşünen CEO’ ların sayısındaki ciddi düşüş. 2006 araştırmasına oranla, “Değişimi başarıyla yönetebilirim” diyen CEO’ ların oranı yüzde 61’ de kaldı. Değişim elbette yeni bir olgu değil… CEO’ ları bu kadar “telaşlandıran” şey ise değişimin hızının inanılmaz şekilde artması, değişen etkenlerin sayısının çoğalması.
Örneğin 2004 yılında CEO’ ların gündeminde müşteri trendleri ve rakiplerin hamleleri vardı. Sosyoekonomik meseleler, çevre gibi konular öncelikli konular arasında yer almıyordu. Oysa 2008 yılında önceliklerin sayısı artmış durumdu. Çevre konusuna önem veren CEO’ ların sayısı tam iki katına çıktı. Aynı şekilde özellikle batıda nüfusun yaşlanmasıyla birlikte yetenek yönetimi de birkaç yıl öncesine oranla iki kat önem kazandı. Üstelik artık değişim her yerden gelebilir. Trendleri görebilmek, geriden de olsa takip edebilmek için artık ABD’ ye bakmak yeterli değil. Çin, Hindistan, Rusya ya da herhangi bir ülke ekonomi ve finans dünyasının gündemini bir anda değiştirebilir. Bu durum iş dünyasını da şekillendiriyor. Değişimi iş ortamının ayrılmaz parçası olarak görmeye başlayan CEO’ lar değişime ayak uydurma becerisini şirket kültürü haline getirmek adına çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmaların ürünü olarak artık her şirket değişime yön verecek, şirketin değişimden kazançlı çıkmasını sağlayacak isimleri bulmaya çalışıyor. Değişim teknolojinin önemini de artırmış durumda. Değişimi yönetebilmek isteyen CEO’ lar bilgi edinebilmek, bilgiyi kullanabilmek amacıyla teknolojinin getirdiği olanaklardan çok daha fazla yararlanıyor. Kurulan sanal ağlar sayesinde müşterinin değişen beklentilerini rakiplerinden önce fark eden şirketler bu işten avantajlı çıkıyor. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bu değişimin ortaya çıkardığı bir sonuç da gelişen ekonomilerin öneminin artması oldu. Artık tüm şirketler çok daha küresel düşünmeye, yeni coğrafyalarda etkin olmaya çalışıyor. Hintli bir CEO’ nun şu sözleri aslında dünyanın nasıl yeniden şekillendiğini gözler önüne seriyor: “Önümüzdeki 20 yıl içerisinde Hintli tüketiciler 400 milyon konut talep edecek. Bu rakam ABD’ nin İkinci Dünya Savaşı’ ndan bu yana inşa ettiği konut sayısına eşit.”
Bu nedenden dolayı küresel şirketler gelişmekte olan pazarlara yönelik yatırımlarını son iki yıl içerisinde yüzde 30 oranında artırmış durumda. CEO’ ların yüzde 85’ i gelişen pazarlara yatırım yapma niyetinde. Bunların önemli bir bölümü de bu yatırımları ortaklık yoluyla gerçekleştirmeyi planlıyor. Bu küresel açılım yerel yaklaşımları da beraberinde getirdi. Müşterilerin taleplerini karşılama konusunda tüm dünyada standart bir yaklaşım sergilemenin olanaklı olmadığının farkına varan şirketler “glocal” olarak adlandırılan, küresel düşünmek, yerel hareket etmek olarak tanımlanabilecek politikalar benimsemeye başladı. Aslında sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de müşteriler çok daha fazlasını talep ediyor artık. Bir başka ifadeyle küreselleşmeyle birlikte tüketicinin krallığı pekişmiş durumda. Artık aradığı ürünü dünyanın dört bir yanından satın alma olanağına kavuşan tüketici, bilişim devrimi sayesinde her türlü gelişmeden de çok daha hızlı bir şekilde haberdar olabiliyor, bir şey almadan önce internet üzerinden araştırıyor, karşılaştırıyor ve kendisine en uygun olanını seçebiliyor. Bununla da kalmıyor, internet üzerinden gruplar oluşturarak üreticilere baskı yapabiliyor. Ancak bu baskı artık bir tehdit olarak algılanmıyor, tam tersine fırsat olarak değerlendiriliyor. Müşterilerin bilgilerinin ve beklentilerinin artması, şirketleri değişime yönlendiriyor. Müşterilerin taleplerinin artmasının bir etkisi de sosyal sorumluluk projelerinin önem kazanması oldu. Araştırmaya göre CEO’ lar üç yıl içerisinde sosyal sorumluluk projelerine ayırdıkları bütçeyi yüzde 25 oranında artıracak. Üstelik bu durum sadece gelişmiş ülkeler için değil, gelişmekte olan ülkeler için de söz konusu. Şimdiye kadar bu konulara daha az önem veren ekonomiler de gelir düzeyi yükselen müşteriyi memnun etmek adına sosyal projelere el atıyor. Örneğin Çinli bir CEO, önümüzdeki üç yıl içerisinde, sosyal sorumluluk projelerine harcayacakları paranın geçmiş 30 yılın toplamından fazla olacağını belirtiyor. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||