yeni kapitalizm
yeni küresellesme
yeni meseleler
yeni kapitalistler
yeni açiklamalar
yeni pazarlama
yeni isgücü
yeni bugün





Küreselleşmenin ikinci aşamasına geçildi. Küreselleşme batılı güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillendi ama yarattığı fırsatları iyi değerlendiren Çin, Brezilya, Rusya ve Hindistan gibi ülkeler, ABD, Avrupa ve Japonya’ nın egemenliğine son vererek dünyanın yeni merkezleri haline geldi.

Kapitalizmin hayatımıza kattığı kavramlardan biri de küreselleşme… Teknoloji, ulaşım ve bilginin sınır tanımazlığı hayatımızın her alanını etkiledi, değiştirdi.



 

Olumlu yanlarının yanı sıra eleştiriler de vardı küreselleşmeye. Dünya ekonomisinin en önemli üç sacayağı olan ABD, AB ve Japonya ekonomilerinin menfaatlerinin hizmetinde çalıştığı eleştirileri getirildi örneğin.

Küresel boyutta iş yapan şirketler, rekabetin yoğunlaştığı bir dünyada başarılı olmak, kar etmek ve öne çıkmak için üretim ve dağıtım sürecini dünyanın dört bir yanına yaydılar ve gelişmekte olan ülkelerdeki koşullardan ve ucuz işgücünden yararlandılar. Çin ve Hindistan gibi ülkelerin küresel ekonomiyle bütünleşmesi onlara yeni üretim merkezleri kurma ve yeni pazarlara erişme olanağını sağladı.


 

Ancak hızla gelişen küreselleşmenin kazananları değişmeye başladı. Küreselleşmeyle birlikte dünya sahnesine yeni oyuncular çıkmaya başladı. Gelişmekte olan ülkeler geçtiğimiz dönemde en hızlı büyüme ve yapısal reform süreçlerini tamamlayarak dünya üretiminin yarısından fazlasını üretir hale geldi.

Bunların başında da BRIC ülkeleri geliyor. Yani Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin… BRIC deyimi, Goldman Sachs’ ta çalışan iktisatçı Jim O’ Neil’ in 2001’ de bu dört ülkeyi isimlerinin baş harflerini bir araya getirmesiyle ortaya çıktı. Kelime olarak İngilizce “brick” yani tuğla sözcüğünü anımsatan bu ülkeler de bu tarihten itibaren isimlerinin hakkını vererek ekonomilerini tuğla gibi sağlamlaştırdı.
Çin ve Hindistan üretim kapasiteleriyle her geçen gün ağırlığını artırıyor. Brezilya ihracata dönük büyüme ile dikkat çekiyor. Rusya ise elinde bulundurduğu petrol, doğal gaz ve elektrik gücüyle geleceği belirleyen önemli bir konum arz ediyor. Dünya nüfusunun yüzde 40’ ını barındıran bu ülkeler 2000’ de dünya GSMH’ nın yüzde 8’ ini karşılarken bu rakam 2007 yılında yüzde 12’ ye yükseldi. The Economist dergisinin satın alma gücü paritelerini kullanarak yaptığı hesaplama, "yükselen ekonomi" diye nitelenen ülkelerin dünya ekonomisindeki payının, 130 yıldan beri ilk kez 2005 yılında yüzde 50'nin üstüne çıktığını ortaya koyuyor.

Dünyanın önde gelen finans kuruluşlarından Goldman Sachs'ın cari kurları kullanarak gerçekleştirdiği projeksiyonlar ise BRIC ülkelerinin ekonomik büyüklüğünün G-7 diye tanımlanan zengin ülkelerin ekonomik büyüklüğünü 25-30 yıl içinde yakalayıp geçeceğini ve 2050'de de ikiye katlayacağını gösteriyor. 2050 itibariyle bu dört ülkenin gayri safi milli hasılaları toplamı ABD, Japonya, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’ nın toplamını yakalayacak. Bu tarihte Çin’ in dünyanın en büyük ekonomisi, Hindistan’ ın ise ABD’ nin ardından dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olacağı öngörülüyor.


BRIC ülkelerinin çokuluslu firmaları giderek güçleniyorlar, sadece Üçüncü Dünya'da değil, OECD ülkelerinde bile rekabet gücüne sahip ciddi ekonomik varlık gösterebiliyorlar artık. Ucuz emek ile imalat sanayi merkezleri olmaktan çıkıp katma değeri yüksek teknoloji üreten ekonomiler haline gelme yolundalar. Uluslararası danışmanlık şirketi Ernst and Young’ ın 2008 raporuna göre son yedi yılda dünya borsalarında ilk 1000’ e giren şirketler arasında gelişmekte olan ülkelerin yüzde beş olan oranı yüzde 19’ a çıktı. Brezilya’ nın çelik devi Gerdau, Hindistan’ ın petro-kimya şirketi Reliance Industries, Çin’ in bilişim şirketi Lenova ve Rusya’ nın enerji devi Rosneft başta olmak üzere yoksul Güney’ in şirketleri zengin Kuzey ile amansız bir rekabet içinde. 2000 yılında gelişmekte olan ülkelerin dünya borsalarında faaliyet gösteren şirketlerinin sayısı 100 kadardı, bugün 221. Bunların da önemli bir kısmı BRIC ülkelerinden. Kapitalist dünyanın ilk 20 şirketi arasında sekizi, gelişmekte olan ülkelerden... Araştırmanın bir diğer boyutu da bu şirketlerin Batılı ya da Japon rakiplerine kıyasla çok daha hızlı büyüdükleri ve çok daha verimli oldukları yönünde.

Bu durum küreselleşmenin ikinci aşaması olarak tanımlanıyor. Ezberlerin dışında bir açılım sunan bu aşamada kaynaklarını doğru ve akılcı kullananlar kazançlı çıkıyor. Bu aşamanın başını çeken Brezilya, Çin, Hindistan ve Rusya’ yı bu noktaya getiren ortak nokta doğru stratejiler saptayıp adım adım hedefe doğru yol almaları. Nereye odaklanacağını bilmek, kaynaklarını doğru kullanmak ve en önemlisi, sistemi doğru kurmak... Bunu başarabilen kazanıyor. Başaramayan ise küresel rüzgarlarda savrulup duruyor... Örneğin 2000’ li yılların başlarında birçok uzman, Türkiye’ nin adının da BRIC ülkelerinin yanında yer alacağını söylüyordu. Ancak BRIC’ ler gibi yükselirken Türkiye ise yüksek cari açık, kronik işsizlik ve devasa boyutlara gelen borç yükü nedeniyle olduğu yerde sayıyor...