Tasarim: Osman Can Özanli
Tiyatro: Lemi Bilgin
Sanat: Kemal Seyhan
Mimari: Melkan Gürsel Tabanlioglu





“evli olmasaydık rakip olurduk”

Mimar Murat Tabanlıoğlu ve Melkan Gürsel Tabanlıoğlu çifti 13 yıldır birlikte birçok başarılı projeye imza attı. Başarılarını farklı tarzların bir araya gelmesine bağlayan Melkan Gürsel Tabanlıoğlu, evli olmasalardı birbirlerine rakip olabileceklerini söylüyor ve ekliyor: Tabii kim yenerdi bilemiyorum...

Tabanlıoğlu Mimarlık, büyük ölçekli ve değişik konseptli projeleriyle dikkat çeken mimarlık ofislerinden biri. İstanbul Modern Sanat Müzesi, Kanyon, Levent Loft ve Ankara Doğan Medya Center projeleri Tabanlıoğlu Mimarlık’ın çalışmalarından sadece birkaçı...

1950’li yıllarda Hayati Tabanlığolu tarafından kurulan ofisin geçmişteki çalışmaları arasında da AKM, Yeşilköy Havalimanı, Galleria gibi birçok önemli yapı bulunuyor. Ofisin başında günümüzde Murat Tabanlıoğlu ve eşi Melkan Gürsel Tabanlıoğlu bulunuyor. Çift 1995’ten beri, 13 yıldır birlikte yaşıyor, birlikte çalışıyor, birlikte üretiyor.

Şirketin ortaklarından Melkan Gürsel Tabanlıoğlu, “Avrupa Mimari, Sanat, Tasarım ve Şehircilik Merkezi” ve “The Chicago Athenaeum Mimari ve Tasarım Müzesi” tarafından, “40 yaşın altında gelecek vaat eden 40 mimar”dan biri seçilen başarılı bir isim.

Dördüncü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in torunu Melkan Gürsel Tabanlıoğlu’na birlikte çalışmanın karı-koca keyifli ve zorlu yanlarını sorduk.


 
Vs.: Murat Tabanlıoğlu ile evlenip işinizi birleştirdiniz. Bugün birlikte birçok başarılı çalışmaya imza atıyorsunuz. Bu birliktelikten nasıl bir güç doğdu?

Murat’la 1995’ten beri hem beraber çalışıyoruz hem de evliyiz. Çok yoğun yaşanmış olmalı ki, 13 yılın nasıl geçtiğini anlamadım. Evliliğimiz ve çalışma hayatımız iç içe. Aslında çok emek verdik ve iyi bir ortaklık kurduk. Murat ve ben çok farklı kişiliklere sahibiz, en önemli ortak yanımız tasarıma yaklaşımımız. Mimarı seçimlerimiz birbirine çok benziyor. Ancak amacımız ortak olsa da kullandığımız araçlarda ayrılıyoruz. İkimizin ekiple çalışma şekilleri bile farklı. Bu farklılık ciddi bir zorluk. Ama başarı da sanırım bu karşıtlıktan besleniyor.

Vs.: 100 kişilik bir ekipsiniz. Ofisin yönetimi, iş süreçleri gibi konularda eşinizle aranızda nasıl bir iş bölümü var?

Finansal veya yönetim sistemi gibi ana idari kararlarda ofiste süpervizörlük yapıyorum. İdari konular bana rapor ediliyor, ancak şu an aynı zamanda çok sayıda proje üzerimde olduğu için, kısmen delege etmeye başladım. Mimari ofis sistemi Türkiye’de çok bilinen bir şey değil. Biz “işleyişi nasıl kurumsal bir hale getiririz” diye başladığımızda çok tepki aldık. “Tabanlıoğlu fabrika mı oluyor?” denildi. Oysa daha özgür olabilmemiz, daha rahat tasarım yapabilmemiz, yani daha çok mimarlık yapabilmemiz için arkamızdaki sistemin çok iyi kurulmuş olması gerekiyordu. En büyük şansımız, biz mimarlığı özgürce ve çok iyi yapalım diye arkadaki bütün işleri çok iyi organize eden ekibimiz. Altı yıl önce kardeşim Özdem de ortak olarak bize katıldı ve idari olarak birçok yükümüzü aldı. Murat’ın ve benim yürüttüğümüz projeler ayrı, ancak proje değerlendirme süreçlerinde her birimiz diğerinin takip ettiği projelerde görüşlerimizi paylaşıyoruz. Tüm Tabanlıoğlu ekibi bir aile gibi çalışıyoruz, herkes kendi işinin yan sıra diğer işlerde de fikir yürütüyor. Fazla meraklı bir aileyiz çünkü hepimiz en iyisini yapmak istiyoruz. Murat’ın ailesinde ve eğitiminde Alman ekolü hakim, bundan kaynaklanan titiz bir çalışma disiplinine sahip. Benim ailemde de askerlik var. Biz iki farklı asker en doğruyu yakalamak için biraz çatışıyoruz ama neticede yararını görüyoruz.

Vs.: Her ikinizin daha iyi olduğunu ifade edebileceğiniz bir dal var mı?

Bunu söyleyebilmek kolay değil. Gün içinde onun artıları benim eksilerim, benim artılarım onun eksikleri mutlaka oluyordur. Sonuçta ben bir kadınım, Murat erkek ve bu nedenle kişiliklerimiz farklı. İdari açıdan ben her şeyin içinde oldum, Murat işin o kısmına pek karışmak istemedi. Biz de Murat’a toplam beş dakikada günün raporunu veriyoruz. Her halde o bir alışkanlık, o şekilde de gidiyor. Tabanlıoğlu’nun içinde altı ayrı stüdyo var, hepsi küçük birer ofis şeklinde çalışıyor ve biz onların yaptığı işlere süpervizörlük ediyoruz. İyi bir ekibimiz var ancak son zamanlarda projeler fazlalaşınca zamanınızı daha kontrollü kullanmaya çalışıyoruz.

Vs.: Evli olmasaydınız rakip olur muydunuz?

Olabilirdik tabii ama kim yenerdi bilemiyorum.

Vs.: Eve geldiğinizde “iş iştir, özel hayatımıza sokmayız diyebiliyor musunuz?

Bizim yedi yaşında bir kızımız ve hareketli bir sosyal hayatımız var. Her zaman iş konuşuyoruz ve ben sinirleniyorum. İşyerimiz Pera’da ve yakın bir mesafede, Teşvikiye’de oturuyoruz. Eve dönerken hep iş konuşurduk. Üç dört yıl önce bir gün arabaya bindik ve bu kısa mesafede bile yine iş konuşmaya başlayınca “yeter artık” dedim. Bir süre konuşmamayı başardık, sonra ben konuşmaya başladım, Murat uyardı. Sonra yine tersi oldu. Baktık olacak gibi değil, arabaları ayırdık. Birlikteliklerin dozunu iyi ayarlamak gerek. Büyükbabam Cemal Gürsel’e de “Sen neden İnönü gibi yapamıyorsun?” derlermiş. Çünkü İnönü kapıdan girdiği zaman işi bırakırmış, ülke problemlerini bile eve sokmazmış. Doğru mu bilemiyorum ama böyle iş ve özel hayattan ayırabilmek çok önemli. Mimarlığın diğer birçok işten farkı bir yaşam biçimi olması ve içinde olmak dışında bir alternatifiniz yok. Seyahate gidiyorsunuz binalara bakmaya başlıyorsunuz. Bu nedenle tatillerimde artık kırsal alanları tercih etmeye başladım. Ağaç görürüm, en azından zihnim temizlenir. Öte yandan ben bir metropol insanıyım, kent hayatı bana dinamizm kazandırıyor. Gürültünün, kalabalığın ortasında olmalıyım. Kapımı kapattığımda sakinleşmeliyim ama etrafımda o enerji olmalı. Ben o enerjiden tetiklenerek tasarım yapabiliyorum. Öyle olunca işle hayat karışıyor.

Vs.: İlk loft, ilk üstü açık alışveriş merkezi Kanyon, ilk modern sanat müzesi İstanbul Modern, ilk çevreci ve en yüksek gökdelen gibi farklı konseptlerde, oldukça ilgi çekmiş projeleriniz var. Bu ilkleri nasıl başardınız?

Bunların hepsinin hikayesi birbirinden farklı. Örneğin, Salıpazarı bölgesinin kentsel dönüşümü olan Galataport projesini hazırladık ama bu proje çeşitli nedenlerden dolayı gerçekleşemedi; İstanbul Modern, o projenin tohumu olarak hayata geçebilen bölümüdür. Mevcut bir mekan olan 4 numaralı antreponun karakterini korumak bizim için büyük önem taşıyordu. Bu nedenle de olabildiğince yalın olmaya karar verdik. Mekanda gri renk ağırlıktadır, belli açılarda konumlanmış, birbirinin önünü kapamayan, mekanının tamamını algılamanızı sağlayan sergileme duvarları ise beyazdır. Bu dönüşüm kısıtlı bir zaman içerisinde, kısıtlı bir bütçeyle gerçekleştirildi. Bu değişimin çevresine de bir öneri getirmesi anlamlı. Loft, iki fabrika binası arasında kalan arsada halihazırda var olan karkas kapının konut olarak yeniden kullanımı projesi. Biz o strüktürü koruyarak ince uzun binada eklediğimiz çıkmalarla dinamik bir cephe ve kullanım alanı elde ettik. Bir anlamda var olanı bir değer olarak koruyup ona kendi yorumumuzu eklemiş olduk.


 
Vs.: Oluşturduğunuz konseptlere ihtiyaçlar mı yön veriyor?

Projenin yeri ve ne amaçla geliştirildiğine bağlı olarak ve diğer bileşenlerinden de esinlenerek, konsepti ortaya çıkarıyoruz. Az önce sözünü ettiğim gibi, Loft projesinde ana strüktürü korumak fikriyle mevcut bir binanın dönüşümünü öngördüğümüz için, doğal olarak loft konseptine yöneldik. İstanbul Modern de mevcut bir yapının dönüşüm projesiydi. Kanyon’daki amacımız yenilikçi bir kent merkezi yaratmaktı. burasının insanlar açısından bir buluşma noktası olmasını hedefledik. Orası aynı zamanda Gültepe’yle Büyükdere Caddesini birbirine bağlayan bir pasaj niteliğini taşıyor. Aslında girişleri açık yapmak istemiştik. Ancak 11 Eylül olayları sonrasında kapılarda mecburen güvenlik önlemleri alındı.

Vs.: Bu değişik konseptler ilgiyle karşılandı. Siz bu projelerin mimariye katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendi yaptığımız işler için konuşmak zor, ancak övgü almak hoş. Sonuçta yapılan her bina hem çevreye hem mimariye birçok şey katar. Bugün birçok design rehberlerinde görülmesi gereken yerler arasında Atatürk Kültür Merkezi’nin olması bizi mutlu ediyor. Murat’ın babası Hayati Tabanlıoğlu’nun yaptığı AKM’nin renovasyon projesini gerçekleştiriyoruz. Yaptığımız binaların görülmesi gereken yerler arasında listelenmesi sevindirici. Tabii her binayı bir iddiayla yapıyoruz, sıradan bir bina olmasını hedeflemiyorsunuz. Bir binayı önce tasarlamanız ve yatırımcıya kabul ettirmeniz gerek. Mimari aslında bu iki sürecin birbirine uyumuna endeksli. Tasarımınızın doğruluğunu önce kendinize, ardından müşterinize kabul ettirmelisiniz. Bunun ekonomik yönü de çok önemli.

Vs.: Hep ilkleri gerçekleştiren mimar olarak ün kazandınız. Başka ilkler var mı sırada? Yeni sürprizler olacak mı?

Büyük bir iddiayla gelecek bir proje var ama şu an açıklayamıyoruz. Sonuçta mimariye yaklaşımınız önemli. Her yaptığım işte kendinizi aşmaya uğraştığınız zaman iyi sonuçlar çıkıyor. Bazen tesadüflerle, içgüdüleriniz, mesleği yorumlama şekliniz ve kaderin de üst üste gelmesiyle yenilikçi şeyler ortaya çıkıyor.

Vs.: İstanbul’da binalar artıyor, yeşil azalıyor. İstanbul’da yapılaşma nereye gidiyor?

Gerçekleştirilen, devam eden birçok proje var. Bu projelerin kattığı pozitif de negatif de etkiler olacak. Yanlış projelerin kendileri de ekonomik olarak çökecek. Son yıllarda çok sayıda alışveriş merkezi yapıldı. Bunların hepsinin ayakta kalması mümkün değil. Bizden her hafta 5-6 proje isteniyor. “Yapmayın” diyoruz. Bir iş yapılmadan önce o işin uygunluğunun araştırılması gerek. Mimari projenin bir fizibilite değerlendirmesi olmalı. Bulunduğunuz yerin şartları, ekonomisi, amaçların ve işlevlerin doğru saptanmasıyla birleştiği zaman proje başarılı olur. Mimariyi diğer sanat dallarından ayıran temel özellik bu. Estetiğin yanı sıra bu unsurları gözettiğinizde iyi sonuçlar çıkıyor.

Vs.: İstanbul’un ihtiyaçlarını neler görüyorsunuz? İstanbul’a ne yakıştırırsınız?

İstanbul’a tek bir şeyi tam olarak yakıştıramıyorum. Çünkü şehirlerin genelde bir simgesi oluyor. Paris’te Eyfel Kulesi var, New York’ta Hürriyet heykeli var. İstanbul kendi karakteriyle başlı başına bir güç ortaya koyuyor. Galata Kulesi, Topkapı, Ayasofya, Kız Kulesi ve daha birçok güzelliğimiz var. Bu şehrin dinamizmini bozmamak gerek. Bu kadar büyük zenginliğimiz varken bence İstanbul’a en çok bunlara uyumlu projeler yakışır.

Vs.: Büyükdere Caddesi’nde birçok projeniz var. Şimdi de Zorlu Center projesi. Bu bölgede neler oluyor?

Cadde zamanında şehrin dışında kalmış. Birçok fabrikalar da bu caddede yol boyunca, büyük alanlarda kurulmuş. Şehir gelişince bu bölge merkez haline geldi. Buradaki büyük parseller de yeni projelere dönüşüyor ve bir mimari arena oluşuyor. Bizde çeşitli projelerimizle o bulvarda yer aldık. İki loft projemiz, Kanyon, Sapphire ve şimdi de Zorlu Center projemiz var. O bölgedeki her boş arsa geleceğin yatırım alanı. Ancak trafik önemli bir sorun. Yerel yönetimin, şehir planlamacılarının, mimarların bir araya gelip yolun nasıl kullanılması gerektiğine karar vermesi gerekiyor. Bence yayaların yürüyebildiği canlı bir sokak hayatı olmalı. Sabahları spor yapan insanlar görmek istiyoruz. Şimdiki durumu buna izin vermiyor. Yayalar yolun sağından soluna bile geçemiyor. Bu da arka yolların, tünellerin devreye girmesi gerektiği anlamına geliyor.

Vs.: Zorlu Center projesi, son dönemin en çok konuşulan projesi. Bu proje için oluşturduğunuz mimari konsept nedir?

Yarışma sonunda Arolat Mimarlık ile beraber çalışmaya başladık. Ortaya melez bir proje çıkıyor. Yarışmada farklı projelerimiz olsa da ana fikir olarak yaklaşımlarımız birbirine çok benziyordu. Zorlu Center kamusal alanla proje alanlarının birbiriyle etkin bir şekilde konuşmasını, aynı zamanda kentliler için alternatif bir merkez oluşturmayı hedefliyor. Büyükdere çok uzun bir cadde, merkezleşme yok, bir meydan yok. Kanyon’da küçük avlular var. Konumu itibarıyla Zorlu Center böyle bir merkez olmaya aday. Hem işveren, hem de mimari grup olarak bizler bu alanın yeşil alan olarak değerlendirilmesine, bir şehir meydanının oluşmasına ve projenin bunun etrafında şekillenmesine karar verdik. Şu an proje hızla ilerliyor.


 
“yüzüm eski şehre bakmalı” Vs.: Hayalinizdeki evi çizebilir misiniz?

Ben kendime eski şehre bakabileceğim ve buralarda da kalabileceğim, geniş mekanlarla rahat rahat “oynayabileceğim” bir yer arıyorum ama o kadar da kolay değil. Evde eşimin, kızımın, benim hepimizin kendine ait özel mekanlarının olmasını tercih ediyorum. Birlikte iyi iş çıkarmanın en gerekli koşulu aynı zamanda kendinize ait alanları koruyor olmanızdır. Çünkü insanın doğasında 24 saat biriyle birlikte nefes almak yok. Bence ortaklık koşullarını doğru yönetmek gerekiyor. Biz mimarlar rahatsız olmayı severiz. Dalgasız deniz olmaz, batıp çıkacaksınız, duygusal olarak yıkanacaksınız ki ortaya bir şey çıksın.

malzemeler hafifliyor, mimarlar özgürleşiyor

Vs.: Mimaride teknoloji ve malzeme önemli bir konu. Bu iki konuda dünyadaki gelişmeler ne düzeyde? Gelecekte ne tür teknoloji ve malzemeler olacak?

Malzeme ve teknolojinin imkanları değişiyor. Üretici firmalar ve mimarların ciddi bir ortak çalışmasıyla inşaat sektöründe yeni malzemeler şekilleniyor. Eskiden daha ağır olan malzemeler, şimdi hafifliyor. Değişik malzemeleri farklı şekillerde kullanabiliyorsunuz. Bu da mimariye ciddi bir özgürlük getiriyor. Daha uçuşan, daha organik formlar, daha özgür mekanlar yaratmanızı sağlıyor. Bunu birbirini etkileyen bir çark gibi düşünün. Mimarların hayalleri, onları yerine getirmek için üretici firmalarla olan ortak çalışmaları, üretici firmaların da teknolojilerini zorlayarak malzemeleri üretmesi. Bunun sonucunda da projeler zenginleşiyor.