Tasarim: Osman Can Özanli
Tiyatro: Lemi Bilgin
Sanat: Kemal Seyhan
Mimari: Melkan Gürsel Tabanlioglu





resim hayat anlamak demek

23 yaşında “ben ressam olacağım” dedi. Hep resim yapabilen biriydi zaten ve bu alanda eğitim görmeye başladı. Bugüne kadar 12 karma, 13 kişisel sergiye katılan Kemal Seyhan, resmi genel olarak hayatı anlamamız için geliştirdiğimiz stratejiler bütünü olarak tanımlıyor.

Resmin hep konuşulduğu, aile bireylerinin resim yaptığı bir evde büyüdü Kemal Seyhan. Onun için resim, yemek içmek kadar olağandı. Öğretmenleri resimlerini beğeniyor, daha çok resim yapması için teşvik ediyordu. O ise yalnızca resim yapıyordu. Hepsi buydu, resimle hayatını kazanmak gibi bir düşüncesi yoktu. Ta ki 20’li yaşlarına kadar. Seyhan 23 yaşında bilinçli bir şekilde ressam olmaya karar verdi ve bugün yurtdışında da, özellikle Avusturya’da hatırı sayılır bir üne sahip.

“Bana göre resim ya da genel olarak sanat, hayatı anlamamız, içinde bulunduğumuz durumun üstesinden gelebilmemiz için geliştirdiğimiz stratejiler bütünü. Resim bana göre burada olmanın, bu dünyada olmanın ve şimdi olmanın bir yolu, başka bir şey değil” diyor Seyhan. Resmi çok komplike bir iş olarak görüyor, çünkü pek çok ayrı aşamadan sonra oluşuyor: “Tuvali hazırlamaktan yapılacak resmin konusunu belirlemeye kadar pek çok ince ayrıntı var. Buna karşın bir asistanla çalışmak yerine her işle kendim ilgilenmeyi seçiyorum. Çünkü bunun da ancak sanatçının bilebileceği ve hissedebileceği başka getirileri var.”

Röportaj için Seyhan’ın Beyoğlu’ndaki atölyesine gittiğimizde hummalı bir çalışma içindeydi. Elinde spatulası tezgahının başına geçmiş yağlı boya malzemeleri hazırlıyordu. Derken bir adam boyundaki tuvallerle dolu atölyesinde resim yapmaya ara verdi ve sorularımızı cevapladı. Vs.: Kendinizi hangi akımın bir parçası olarak görüyorsunuz? Genel anlamda soyut bir ressam olduğumu söyleyebilirim. Ama bu çok geniş, ele avuca sığmayan bir kavram. Resme başladığım zaman beni çok cezbeden akım Yeni Vahşiler’di (Neue Wilde). Bu, Berlin’de başlayan dışavurumcu bir sanat akımı. Viyana’da olduğum ilk dönemde Yeni Vahşilerin baskın olduğu bir ortama girdim. Temaları şehir hayatıydı. Bana göre başlangıç açısından çok önemliydi. Sonra yavaş yavaş figür parçalanmaya başladı, bizzat resim yapma eyleminin önemli olduğu bir dönem başladı benim için. Bu akım sayesinde geçmişimle ilişki kurabiliyor, figüratif resim yapabiliyor ve figürü o zamanın ruhuna uygun bir biçimde yapabiliyordum. Daha sonra figürden uzaklaşıp ve her türlü kültürel bağlamdan soyunmuş bir biçimde özerk bir faaliyet olarak bizzat resim yapma işiyle uğraştım. En temel anlamda mesele şu: Resim ne için var? Resim yapmak bana göre edebiyattan, grafikten, illüstrasyondan ayrı, kendi başına bir faaliyet, bir zanaat.



 
Vs.: Dünyadaki temsilcileri kimler?

Bu isimler Türkiye’de pek fazla bilinmezler ama Günter Umberg, Helmut Federie, Erwin Bohatsch sayabileceğim isimler arasında. Her birini birbirine bağlayan anlayış, resmin kendi başına bir faaliyet olduğunu kabul etmeleri ve “Resim öldü mü, hala yaşıyor mu?” tartışmalarına boş vererek varlıklarına devam etmeleri. Bu ressamlar resim yapma faaliyeti üzerine düşünüyorlar ve bizzat o faaliyetin içindeler.

Vs.: Sanatınız nereden besleniyor?

Resme belli bir kavram çerçevesinde yaklaşıyorum. Ama tekrar tekrar fark ettiğim bir şey var ki tabiat benim için her zaman çok önemli bir çıkış noktası. Renk seçimim ya da rengi kullanış biçimim içine doğduğum tabiat çıkışlı. İçinde bulunduğum ortamdan çok etkilendiğimi fark ediyorum. Ama belli bir ruh halinin resmini yapmaya çalışmıyorum. Duygu durumu, haletiruhiye benim için çok önemli değil. Aldığım kararları uygularken yarattığım atmosfer konusunda içinde bulunduğum görsel durumdan etkileniyorum.

Vs.: Tekniğinizden söz eder misiniz?

Uygulamayı en baştan öngördüğüm bir tekniğim var. Daha önceden boyayı tuvalin üzerine nasıl uygulayacağımı biliyorum. Boyayı spatulla tuvalin üzerine uyguluyorum. Çok ince tabakalar çekerek çalışıyorum. Çoğunlukla yatay ve düşey hareketler yapıyorum. Tuvale bir sefer yatay bir tabaka uygulamışsam bir sonrasında düşey uyguluyorum. Sonrasında ortaya ağ tabakası gibi bir yapı çıkıyor ve bütün resmi oluşturan öğeler bu düşey ve yatay spatula izlerinden oluşuyor. Burada yapmaya çalıştığım, perspektif yanılma üzerine kurulu olmadan, saydam tabakaların hissedilmeleri üzerinden bir derinlik hissi yaratmak.

Vs.: Sizde yaratıcı süreç nasıl işliyor?

Ben buna iş süreci diyeyim. Resim yapmak çok soyut ama aynı zamanda çok da somut bir eylem. Boyayı karıştırmak kimya ve madde ile ilgili bir şey. Renkleri tespit etmek, sonra onu uygulamak bedensel bir iş. İki metreye üç metre bir tuvalin üzerine spatulla bir kat boya tabakası çekebilmek için kendimi iki saat boyunca başka hiçbir şey düşünmeden bir makine gibi programlamam lazım. Bu aslında çok uç noktada somut bir durum ama insanı alıp uç noktada soyut bir noktaya çekebiliyor. Aslında bütün ritüellerin temeli de böyle bir şey.



 
Vs.: Kemal Seyhan resimlerinin en belirgin özellikleri neler?

Birincisi tuvalin düz olduğu gerçeğine sadık kalmaya çalışan biriyim. Resmin iki boyutlu alanda yapılan bir iş olduğuna sadık kalmaya çalışıyorum ancak ressama ait bir mekanın da tuvalde oluşturulması gerektiğine inanıyorum. Tuvalde derinlik hissinin, farklı bir mekan hissinin önemli olduğunu düşünüyorum. Birbirinin üzerine uygulanan onlarca tabakanın aralarındaki boşlukları hissettirmeye çalışıyorum. Resmin derinliği olmayan bir fenomen olduğunu gözardı etmeden tuval üzerine uyguladığım ince tabakaların arasındaki boşlukları hissettirmeye çalışıyorum. En indirgenmiş haliyle, aşağı ve yukarı gibi, sağ ve sol gibi yerçekiminin bize dayattığı koordinat sisteminden yola çıkıyorum.

Vs.: 13 Karma ve 13 kişisel sergide yer aldınız. Üretken bir ressam olarak mı görüyorsunuz kendinizi?

Hayatta olabilmenin başka bir yolu olduğunu düşünmüyorum. Yaşadıkça üretecek olan biriyim. Kendim için herhangi bir son öngörüm yok.

Vs.: İstanbul’da birçok modern sanat müzesinin açılmasıyla artık sanatı daha çok konuşur olduk. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son dört beş yıl içinde olup bitenler Türkiye için çok olumlu. Bunun böyle devam etmesi de çok istenir bir durum. İstanbul Modern gibi bir müze daha önce açılmış olsaydı bugün dünyaya daha açık, daha zengin bir koleksiyonumuz olurdu. Aslında bu, resim yapan Türkiyelilerin uzunca bir zaman çok büyük bir sorunu oldu. Orijinal iş göremiyorduk, bilmiyorduk. Resimle ilişkimiz hep reprodüksiyonlar üzerindendi. Resim sanatı görmekten çok beslenen bir sanattır. Görerek yaşamak resim yapan insanların tavırlarını çok değiştirir. Modern sanat müzeleri açtıkları sergilerle büyük bir açığı kapatıyor.

Vs.: Türk resim sanatının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’nin tüm dünyayla ilişkileri yoğun. Dünya üzerinde olup bitenler burayı çok farklı biçimlerde etkileyebiliyor. Aslında önü açık bir süreç var önümüzde. Resim özellikle Avrupa’da son dört beş yıla göre daha çok ön plana çıktı. Bunun olumlu etkileri de büyük olasılıkla burada görülecektir.

Vs.: Dünya resim piyasası ile Türk resim piyasasını karşılaştırdığınızda öne çıkan farklar neler?

Türk resim piyasası bana henüz başlangıç aşamasında gibi geliyor. Çünkü Türkiye’de sanat ortamının çok büyük eksikleri var. En başta büyük bir galeri eksiği var. Açılan yeni birkaç galeri bizi umutlandırdı ama bu yeterli değil. Daha çok sayıda güçlü galeriye ihtiyacımız var. Lafını esirgemeyen, yapıcı ve zaman zaman kırıcı olabilecek eleştirmenlere ihtiyacımız var. Sanat tarihçisi, galerici ve eleştirmen üçlüsünden bolca olmadıkça sanatçılar, şehrin muhtelif yerlerine serpiştirilmiş birer eksantrik kişilik olarak yalnız başlarına kalıyorlar.

Vs.: Sanattan para kazanıyor musunuz?

Evet, şu anda hayatımı resimden kazanıyorum. Ama şunu da söylemeliyim: Ben Viyana bağlantımdan dolayı resimden para kazanabiliyorum.

Vs.: Sanatın karın doyurmadığı bir ülkede resim sanatı nasıl gelişebilir?

İnsanlar yaptıkları işten karın doyuramadıkları zaman hayal kırıklıkları ortaya çıkar. Türkiye’de hareketsiz değil ama çok dar ve küçük bir resim pazarı var. Pek çok insan bu pazarın dışında kalıyor denebilir. Türk resim pazarının kesinlikle daha çok genişlemesi gerek. Bunun için de daha geniş toplum tabakalarının resme, sanata ilgi duyması lazım. Ancak biz şu anda bu noktadan uzağız.

Vs.: Türkiye’de resmi neden popüler hale getiremedik?

Biz bu işe dünyaya oranla çok geç başladık. Pazar darsa ve ülkede sanatçılarını ayakta tutacak bir ortam yoksa, sanatın gelişmesini beklemek pek gerçekçi olmaz. Bu, Türkiye’nin kendisini algılayışı, kendisini dünya üzerinde konumlandırışı, sanatçısına, kültürüne, varoluşuna verdiği değerle ilgili bir durumla bağlantılı. Türkiye’nin geçtiğimiz yüzyılda genel olarak geri çekilmiş, kapalı, dünyadan kendini soyutlamış bir hali vardı. Bunun sonucunda da sanatçıları ile varlık gösteremedi. Ama bugün bu değişiyor.

Vs.: Uzun yıllar Viyana’da yaşadınız. Oradan İstanbul’a baktığınızda ne görüyorsunuz?

Çok çekici bir şehir görüyorum. İstanbul son zamanlarda Avrupa’da çok popüler. İstanbul’da yaşıyor olmam sebebiyle ben de çok imrenilen biriyim. İstanbul aslında bütün Avrupa’da çok hareketli ve gelecek vaat eden önemli bir şehir olarak algılanıyor. İstanbul’un yorgun Avrupa’yı silkeleyip kendine getirecek bir şehir olduğunu düşünüyorum.

Viyana’da felsefe okudu

1960 Kayseri doğumlu Seyhan, Boğaziçi Üniversitesi’nde aldığı sosyoloji eğitimini yarıda bıraktı ve 1985’te Viyana’ya giderek Viyana Üniversitesi’nde sanat tarihi ve felsefe okumaya başladı. 1987’de Viyana Uygulamalı Güzel Sanatlar Akademisi’ne kabul edilen sanatçı 1996’da üniversitenin resim ve grafik bölümünden, Prof. Adolf Frohner Atölyesi’nden üstün başarı ile mezun oldu. 13 karma ve 13 kişisel sergide eserleri yer alan Seyhan’ın iki oğlu var. Sanatçı 20 yılı aşkın bir süre Viyana’da bulundu ama İstanbul’la ilişkisini hiç kesmedi. Seyhan 2004’den bu yana İstanbul’da yaşıyor.

“Resim yapmak çok soyut ama aynı zamanda çok da somut bir eylem. İki metreye üç metre bir tuvalin üzerine spatulla bir kat boya tabakası çekebilmek için kendimi bir makine gibi programlamam lazım. Bu aslında uç noktada somut bir durum ama insanı uç noktada soyut bir noktaya çekebiliyor.”