![]() |
|||||||||
|
|||||||||
|
|||||||||
|
60 yıl, 60 sahne, 60 oyun
Devlet Tiyatroları yaklaşık 50 sahnede her yıl 1 milyon kişiye tiyatro keyfi sunuyor. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’in hedefi 60. kuruluş yılında 60 sahnede 60 yeni Türk oyunuyla perde açmak. Bu doğrultuda yazarlara da bir çağrısı var: Sizleri bekliyoruz! Yıl 1947... Ankara Ulus’taki Devlet Tiyatroları’na ait Küçük Sahne yeni açılmıştır. Üstat Muhsin Ertuğrul Küçük Tiyatro Dergisi’nin 27 Aralık 1947 tarihli ilk sayısında yer alan Mimar Mahmut Kemaleddin’in aziz ruhuna ithaf ettiği yazısında şöyle der: “Bir tiyatro yalnız seyircilerin içinde üç saat geçirdikleri bir mekan değildir. Bir tiyatro bütün ömürlerini sanatın cezbesi ve huşuu içinde geçiren sanatkarlar için bir mabettir. Çünkü tiyatroculuk bir meslek değil, dünyanın her yerinde bir imandır. Mensuplarından bekleyiş ve özveri isteyen bir sanat. Bu inanış müritlerinin de en büyük istekleri başlarını sokabilecekleri ve sükun içinde çalışabilecekleri bir mabet bulmaktır” der.
Küçük Tiyatro geçen yıl 60. yaşını kutladı. 60. yaş şerefine, tiyatro ilk perde dediğinde sahnelenen Köşebaşı oyunu yeniden sahnelendi. Şimdi yeni bir 60. yıl kutlamasına hazırlanılıyor. Bu defa Devlet Tiyatroları 60 yılını doldurmanın gururunu yaşıyor. Geçen zamanda çok yol kat edildi. Türkiye genelindeki 42 ayrı sahnede her yıl 100’ü aşkın oyun 1,5 milyondan fazla izleyiciyle buluştu. Gerçekleştirilen turnelerle tiyatro salonu bulunmayan Hakkari, Cizre, Mardin, Burdur, Tunceli, Bingöl, Muş, Batman ve daha birçok yerleşim yerinde sanatseverlerle buluşuldu. Son beş yıl içinde gidilmeyen hiçbir kasaba ve köy kalmadı. Ancak bunlar tabii ki yeterli değil. Seyirci sayısının belli bir noktaya ulaşması için, 81 il ve hatta büyük ilçelerde yerleşik tiyatrolar açılması gerekiyor. Devlet Tiyatroları da bu doğrultuda yeni projeler üzerinde çalışıyor. Bunun ilk adımı 60. yılın kutlanacağı 2009’da 60 sahneye ulaşmak. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, 60. yıla, 60 sahne ile girmek istediklerini, bu isteği yerine getirmek için çalışmalara başladıklarını söylüyor. 10 yıldır bu görevi sürdüren Bilgin, yaptıklarını, yapamadıklarını ve hedeflerini şöyle anlatıyor: | |||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Muhsin Ertuğrul öncülüğünde temelleri atılan Türk tiyatrosu bugün nerede? Devlet Tiyatroları olarak önümüzdeki 2009 yılı sezonunda 60. kuruluş yılımızı kutlayacağız. Batıdaki 400-500 yıllık bir kadro geleneğine sahip ülke tiyatrolarına baktığımızda Türk tiyatrosu, çok kısa sürede çok hızlı yol alarak dünyadaki tüm meslektaşlarımızla da her konuda başa baş olduğumuz, yarışabildiğimiz çok ciddi bir mesafe almış. Ama kendimize ait oyunlar, tiyatrolar yapmamız gerekiyor. Türk tiyatrosu bu konuda eksik. Batı’nın da bizden beklediği bu. Diyorlar ki; Shakespeare’i İngilizler kadar, Goethe’yi Almanlar kadar ve Çehov’u da Ruslar kadar iyi oynuyorsunuz. Hatta Arthur Miller’ı Amerikalılardan da iyi oynuyorsunuz ama bir de sizin tavınız var. Kendi değerlerimizden, geleneksel tiyatromuzdan, ortaoyunumuzdan, meddahımızdan, Karagöz-Hacivat’ımızdan, daha da önemlisi Anadolu’nun binlerce yıllık geleneğinin izlerinde olan seyirlik oyunlarımızı da harmanlayıp, kendi kokumuzu, kendi tınımızı biraz daha ortaya çıkaran oyunlar, tiyatrolar yapmak gerekiyor. Vs.: İzleyici sayısı yeterli mi?Bütün bir yıl çabalıyoruz, turnelere çıkıyoruz ve toplam bir buçuk milyon seyircimiz var. Bu sayı çok az. Bu nedenle son 10 yılda Anadolu’nun her köşesine gidip oyunumuzu oynadık. Bazen oynayacak hiç sahne bulamadık. O zaman da köy muhtarına “Biz şu köy meydanına bakan evi dekor olarak kullanacağız” dedik, öyle oynadık. Bir şehre gittik, dümdüz bir açık hava sineması bulduk. İnatla orada da oynadık. Şimdi çok büyük bir mutlulukla söylüyorum, bu zor şarlarda gittiğimiz pek çok yerde yeni kültür merkezleri, yeni tiyatro binaları açıldı. Biz onlara bir kültür merkezinin, bir tiyatronun bir yerleşim yeri için ne kadar önemli olduğunu anlattık. Onlar da inandılar ve yeni merkezle yaptılar.
Vs.: Tiyatroyu daha çekici kılmak için neler yapılmalı?Bu işte acemi olanlar, “Ben uçuk şeyler yaptım siz anlamazsınız” derler. Buna katılmıyorum. Güzel olan her şeyi kendi anlama kapasitesi içinde, kendi estetik duygusu, estetik gelişmişliği içinde anlar. Sanatın zor kısmı bu. Tabii ki avangart işler yapılacaktır. Zaten yapılıyor da. Ama tiyatro onu seyreden herkese belli bir hazzı, belli bir estetiği, belli bir yakınlaşma duygusunu iletmeyi hedefler. Tiyatro mutlaka izleyen herkese ulaşmak zorundadır. Avangart işler tiyatronun yangınlarının ilk kıvılcımlarının çıktığı yerdir. Böylece de tiyatro da gelişir ama tiyatroda seyircinin beğenisinde değil ama onlardan çok uzak da olmayan iyi ve kaliteli yapıtlar çıkarmak esas olmalı. Vs.: Bu yapıtları ortaya çıkaracak yeni oyun yazarları ve teknik ekip yetişiyor mu?Oyun yazarlığı konusunda süratli değiliz. “Tiyatro oyunu yazıp da karşılığında ne alacağım?” diye düşünülüyor olabilir. Piyasada özellikle dizi senaryosu yazmak çok daha avantajlı. Ben gençlere “Önünüzde iki yol var” diyorum. “Bir tanesi kısa, güzel ve pürüzsüz bir yol ve ucunda şöhret de para da var. Öbür yolsa engebeli, zor, acımasız ve meşakkatli. Ama asıl yol bu!” Bu iki yoldan biri seçilecekse zor olan, kalıcı olan seçilmeli. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Devlet tiyatroları dışında dizi piyasası, sinema piyasası dünyası var. Bu piyasayla rekabet edebiliyor musunuz? Oralarda da bizim oyuncularımız oynuyor. Ama biz onlarla rekabet edemiyoruz. Birçok oyuncu arkadaşa “Senin burada işin var, başka yere gidemezsin” diyoruz. O da buradaki 1.500 YTL maaşa karşılık piyasanın verdiği 40 bin YTL arasında kalıyor. Biz “O parayı bırak, buraya gel” diyoruz ama böyle bir şey olmaz! Biraz karşılıklı anlaşmanın olabileceği, rekabetin sağlanabileceği, piyasada iş yapan değerli başka oyuncuların ve yönetmenlerin sirküle edilebileceği bir düzenleme şart.
Vs.: Tiyatro eğitimi de veriyorsunuz. Eğitim açısından tiyatro nerede sizce?Türkiye’de son dönemde altyapıyı hazırlamadan, iyi eğitim kadrolarını bulmadan mezun verebileceğini zanneden birçok okul açıldı. Okul sayısı çoğalınca da öğrencilerin niteliğinde bir düşüş oldu. Ama tabii şu avantajımız da var: Türk insanı sanata özellikle de görsel sanatlara çok yatkın. Gerçekten çok değerli yeteneklerimiz var ve bu bakımdan da şanslıyız. Vs.: 10 yıldır Devlet Tiyatroları’nın başındasınız. İsteyip yapamadıklarınız oldu mu?Görevde olduğum 10 yıl içinde Devlet Tiyatroları çok ciddi bir atak gösterdi. Son beş yılda gitmediğimiz hiçbir kasaba ve köy kalmadı. Ben 70 milyonluk Türkiye nüfusu içinde en azından 40 - 50 milyon kişiye bir kere de olsa tiyatroyu tanıttım, gösterdim. Yalnız Devlet Tiyatroları için yasal bir değişim kaçınılmazdı onu başaramadım. Devlet Tiyatrosu’nun özerkliğini koruyacak ama rekabetini artıracak, bozulan çalışma düzeninin tekrar gelişmesini ortaya koyacak bir yeni yasal düzenlemeyi uygulamaya koyamadım. Vs.: Yeni projeleriniz neler?Devlet Tiyatroları’nın 60. kuruluş yılında şöyle bir iddiayla yola çıktım: Şu anda 43 sahnemiz var. 60. yılda Türkiye’nin değişik yerlerinde 60 sahneye ulaşmayı hedefliyoruz. Başka bir projem de yine 60. yılda perdelerimizi 60 yeni Türk oyunuyla açmak. Daha önce de yazılmış olabilir ama daha öne hiç oynanmamış, bizim deyimimizle ramp ışığına hiç çıkmamış 60 tane yepyeni Türk oyunuyla dünya prömiyerine başlamak istiyorum. Demek istiyoruz ki: Yeni Türk yazarlarına, yeni eserlere her zaman ihtiyaç duyuyoruz ve sizleri bekliyoruz. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Tiyatronun etkisi Bilgin’in anlattığı bir anı, tiyatronun insan yaşamındaki önemini gözler önüne seriyor: “2007’de Adana’da Sabancı Grubu’nun bağışı olan Hacı Ömer Kültür Merkezi’nde Güler Sabancı’yla “Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali”ne katıldık. Yanımıza bir belediye başkanı geldi ve “Ben lisede Adana’ya gelmiştim. Bu tiyatro binasının önünde geçerken merak edip içeri girdim ve bir oyun seyrettim. Çok etkilendim. Yıllar geçti, belediye başkanı oldum ve yaptığım ilk icraat bir kültür merkezi açmak oldu” dedi. Şimdi bizi temsil vermeye davet ediyor. Gideriz elbette. Zira Türk insanı seyirci olarak da, ev sahibi olarak da alkış olarak da çok misafirperver.”
Oyuncuları gıptayla izliyorumVs.: Sahneleri özlüyor musunuz? Her an her saniye. Genel provalara gidiyorum ve oyuncuları büyük gıptayla izliyorum. Sahnede olduğum bir dakikayı hiçbir makama değişmem. Ama bazen bir görev geliyor ve size veriliyor. Onu yerine getirmeye mecbur kalıyorsunuz. Vs.: Bir oyuncu olarak sizden sahnede hayali bir karaktere can vermenin tarifini istesem neler söylersiniz?Etiyle, kemiğiyle, yürümesiyle, konuşmasıyla, kıskançlığıyla, öfkesiyle sahnede sıfırdan bir canlı yaratıyorsunuz. O canlı hem sizsiniz hem değilsiniz. Bazı roller buna imkan verir. İşte o zaman dünyanın en mutlu insanı sizsinizdir. Çünkü o yakaladıkça size başka ipuçları verir. Ne kadar yaratabiliyorsanız o kadar başarılısınızdır. | ||||||||||||||||||||||||||||||||