![]() |
|||||||||
|
|||||||||
|
|||||||||
|
50 yıldır AB üyeliği hayaliyle yanıp tutuşuyoruz. Bu yolda eksiklerimiz var. Yapılması gerekenler çok. Ancak umutsuzluğa gerek yok. TÜSİAD’ın AB Temsilcisi Dr. Bahadır Kaleağası’na göre Türkiye ciddi bir disiplin ve sağlam bir iletişim politikasıyla eksiklerini tamamlarsa 2015’e kadar tam üye olur. Soğuk Savaş’ın ardından kotarılmış “en iyi proje” olarak tanımlanan Avrupa Birliği, yıllardır bizim de hayallerimizi süslüyor. 1959 yılında o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik için başvurmamızla başlayan maceramız halen sürüyor. Bu süreçte kimler geldi kimler geçti; ne manşetler ne söylemler eskittik ama “uzun ince bir yol”un sonuna bir türlü gelemedik. Kavga ettik, mücadele verdik, gerektiğinde rest çektik ama dönüp dolaşıp AB’nin sımsıcak hayalleriyle yeniden kucaklaştık. Çünkü bir “Cumhuriyet Ülküsü” olan bu proje kimine göre uygarlık yolunda vazgeçilmezdi. “Brüksel Rüyası” eskisi kadar büyülü olmasa da hala tek seçeneğimiz gibi. Bu önemli virajda AB denince akla ilk gelenlerden biri olan TÜSİAD’ın AB Temsilcisi Dr. Bahadır Kaleağası ile ilişkilerin geleceğini gözden geçirdik. | |||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Bir “Cumhuriyet Ülküsü” olan Avrupa Birliği yolunda şu anda hangi aşamadayız? Türkiye’de AB ile ilişkiler ne zaman partiler üstü bir konuma geldiyse o zaman çok ciddi ilerlemeler kaydedildi. Şu an izlenen politika son derece hibrit teknolojiyi yansıtan bir politika. Bazı açılardan çevreyi kirleten bir katkı maddesi bazı açılardan çevreyi koruyan otomobillerde olduğu gibi olumlu ve olumsuz yanları var. Biz her zamanki gibi bardağın dolu tarafını görmeliyiz. AB yolunda büyük atılımlar yapmış bir hükümetten bahsediyoruz. Ayrıntılı bir yol haritası hazırlatmış, AB başkentleri ile ilişkilerini çok iyi yönetmiş, Kıbrıs’ta inisiyatifi ele almış ve müzakerelere başlayabilmiş bir hükümet var. Genel anlamda olumlu ve doğru bir aşamadayız. Vs.: Birliğe tam üyelik için bir denklem söz konusu mu?Belirlenen denklem çok basit. Bu denklem üç ayaktan oluşuyor. Aday ülke hazır hale gelmeli, AB bunun için hazır olmalı ve dünya konjonktürü bunun için uygun olmalı. Vs.: Bu durumda Türkiye için kesin bir tarih vermek mümkün mü?Türkiye ciddi bir disiplin ve sağlam bir iletişim politikasıyla eksiklerini tamamlarsa 2014-2015’e kadar tam üye olur. Bence her bakanlık her hafta kendi için bir yol haritası hazırlasa tam üyelik yolunda ciddi bir mesafe alırız. Vs.: Yıllık “İlerleme Raporu” yayımlanacak. Siz nasıl bir rapor bekliyorsunuz? Raporda “Türkiye kriterlere uyuyor müzakereler devam edecektir” denilecek ama kaybedilen krediler ön plana çıkacak. Türkiye geçtiğimiz bir yılı iyi değerlendirmedi. Bir an önce bu işi ciddiye almasında yarar var denilecek. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Hangi reformlara öncelik verilmeli? Yeni anayasa çok önemli. Kadın haklarına ilişkin çalışmalar, kadın istihdamı, çağdaş eğitim reformu, kamu reformu, devlet yardımları ve kamu ihaleleri yasası yapılması gereken en önemli reform. Özellikle kadın istihdamının düşük olması anlamakta zorlandıkları konuların başında geliyor. Vs.: Türkiye bu uzun yolculuktan bugüne kadar nasıl bir sonuç çıkardı?AB projesi Türkiye’nin bugününü ve yarınını her aşamada olumlu etkileyen bir süreçtir. Ekonomik, siyasal ve kültürel anlamda oldukça olumlu etkileri olmuştur. Vs.: “Brüksel Rüyası”nın aksayan yönleri yok mu?Her rüya gibi bu rüyanın da cazip olan ve hayal kırıklığı yaratan yönleri var. Yaşlanan nüfusuyla tedirgin olan ve küreselleşmede geç kalan AB, ister istemez alarm zilleri çalmaya başladı. Bunları toparlamaya çalışan birlik, dışarıdan bakıldığında geçmişinden gelen çok kültürlülük, çok ulusluluk ve baskıcı bir kültür olmaması çekici bir rüya gibi gelebiliyor. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: AB, saygınlığını koruyabilecek mi? Bugün hala küresel düzende en önemli ekonomik güç AB. AB’nin bu gücü kaybetme korkusu tabii ki var. Bu yüzden kendini toparlama stratejisi oluşturdu. İçerideki sorunları bu strateji ile kısa zamanda çözdüğü zaman bu gücünü de koruyacaktır. Vs.: Birlik; üye sayısını artırarak genişlemek mi, bütünlük sağlayarak derinleşmek mi istiyor?AB’nin genişlemek için aşmaya çalıştığı sorunlar var. Bu sorunları aşmak için de bizim AB’den taleplerimiz büyük bir etken. AB hem gücünü sağlamlaştırarak derinleşmek hem de gücüne güç katarak genişlemek istiyor. AB’nin küçülmek, daralmak gibi bir planı olduğunu sanmıyorum. Böyle bir lüksü yok zaten. Avrupa’da da kurumsal yapısını tamamlamış daha güçlü bir AB isteniyor. Vs.: AB Anayasası niteliğindeki “Lizbon Antlaşması” İrlanda halkı tarafından reddedilince askıya alındı. Bu durum topluluğun görüş açısını kısıtlamadı mı?AB için kurumsal yapılanmayı tamamlamak çok önemli. Her açıdan güçlenmesi için böyle bir yapılanma gerekiyor. Lizbon Antlaşması da bu açıdan çok önemli. Yaşanan kriz ciddi bir krizdir ama AB’nin bu soruna en kısa zamanda bir çözüm bulacağını düşünüyorum. Ya anayasanın maddeleri değiştirilir ya da farklı bir başlık altında Avrupa Parlamentosu’nda yeni bir çözüm yaratılır. Mutlaka bir çözüm bulunur. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Kendi anayasası konusunda ciddi sorunlar yaşayan AB, neden bizim anayasal sürecimizle bu kadar ilgili? Bir çelişki yok mu? O konuda direkt bir ilişki kurmanın çok doğru olacağını düşünmüyorum. Onların sorunuyla bizim yaşadığımız sorunlar birbirinden çok farklı. O kendi iç sorunları ve bir şekilde çözülecektir. Herhangi bir aksama yaratmıyor. Bizim için aksamalara sebep oluyor. Biz aday olmak için çabaladığımız için anayasal anlamda bir uyum sağlamalıyız. Biz büyük bir ülke olduğumuz için de daha fazla göze batıyoruz ve bu nedenle üyeliğimiz de gecikiyor. Mesela Bulgaristan küçük olduğundan sorunlarına rağmen süreç daha kolay tamamlandı. Bu nedenle o tür şeyleri kafaya takmadan sadece tam üyelik için çabalamalıyız. İspanya bile çok zorlandı. İngiltere de büyük bir ülke olduğundan bizden çok daha zor bir süreç yaşadı. Vs.: AB’nin tartışılan bir diğer yönü de sürekli siyasi ve kültürel dayatmalarda bulunması. Ülkede bunca ekonomik sorun varken, birçok sorun çözüm için beklerken neden AB bu konuda girişimlerde bulunmuyor?
Komisyon raporlarının büyük kısmı ekonomik gelişmelere ilişkin ama medya bu konuları ön plana çıkarmadığından bunlar yokmuş gibi algılanıyor. AB de bu konudan fazlaca mustarip. Sosyal kalkınma için birçok rapor hazırlanıyor, fon sağlıyor ve kendi çabalarıyla bunu da duyurmak için çabalıyorlar. İnsan hakları, demokrasi ve diğer birçok konulardan daha fazla ekonomiyle ilgilendikleri raporlarla ortada. Vs.: 21 Temmuz’da Fransız parlamentosunda kabul edilen değişikliğe göre “AB’ye yeni katılacak üyeler için doğrudan halk oylamasına gidilmesi” şartı korundu. Bu karar Türkiye’nin önünü kesmiyor mu?Birlik çok karmaşık bir yapıya sahip olduğundan aday ülkeler de çoğu şeyi anlamakta zorlanıyor. Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanların oranı da yüzde 50’yi geçiyor. Zaten karşı oldukları noktalar da aşması gerektiği sorunlar. Yani Türkiye reformları tamamladığında ve o aşamaya geldiğinde zaten aday ülke halkları tarafından kabul edilecektir. Bu karar önemlidir. Görmezden gelemeyiz ama o aşamaya geldiğimizde bu karar anlamsız, önemsiz olacaktır. Bu kararın önemini Türkiye’nin kendisi belirleyecektir. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: “Akdeniz İçin Birlik” projesi bir tür yedekleme projesi mi? Yoksa özellikle Türkiye’yi bazı konularda tatmin etmek için uygulanan ayrı bir proje mi? Bu proje bir oyun gibi ortaya çıktı. Amaç bir taşla iki kuş vurmaktı ama olmadı. Bir taraftan Akdeniz’de böyle bir ihtiyaç vardı bu arada Türkiye’yi de aradan çıkarırız diye düşünüldü ama başta Almanya olmak üzere İngiltere ve diğer birçok AB üyesi ülke buna karşı çıkınca durum değişti. Genişleme sürecine asla alternatif olamaz dediler ve Fransa da geri adım atmak zorunda kaldı. Bu durumda bir alternatif olamayacağı kesinleşti ama Türkiye üzerine düşeni yapmazsa, reformlar tamamlanmazsa bu yedekleme riski yeniden ortaya çıkabilir. Vs.: Başka bir yol mümkün değil mi? AB’ye mecbur muyuz?Hiçbir ülke hiçbir şeye mecbur değildir. Alternatif ve seçenek arasında fark vardır. Alternatif eşdeğer seçenek demektir. Ulusal çıkarlarımızı iyi koruyacak, demokrasiyi temel ayaklarıyla birlikte güçlü kılacak, yarınlara daha sağlam bir Türkiye hazırlayacak başka bir alternatif yok şu anda. Ulusal çıkar ve ulusal egemenlik açısından en iyi seçeneğimiz AB’dir. Dünya genelinde yeni fikir ve alternatifler yaratmak o kadar da kolay değil. O yüzden AB’ye çok daha fazla sahip çıkmalıyız. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
“Anadolu’dan kopamıyorum” Vs.: Sizin Avrupa maceranız nasıl başladı? Kaç yıldır devam ediyor? 1980’lerde Brüksel Üniversitesi’nde hem öğrencilik, hem hocalık hem de danışmanlık yaparken Maastricht Anlaşması imzaladı ve o günden beri bu maceram devam ediyor. AB ile ilgili birçok projede yer aldım. Dolayısıyla AB’nin bu antlaşmayla doğuş süreci ile benim maceram aynı yıllara denk geldi. O günden beri de devam ediyor. Vs.: Amacınız ve çalışma şekliniz nedir?Öncelikli amacım ve görevim TÜSİAD temsilciği. Temel çalışmalarımı bu amaçla yapıyorum. Bunun dışında yazarak, konferanslara, seminerlere ve toplantılara katılarak anlatıyorum Vs.: Sürekli Avrupa’da yaşamak ve karmaşık ilişkileri anlamaya çalışmak nasıl bir disiplin gerektiriyor?Karşı tarafı çok iyi anlamak, kendimizi çok iyi anlamak, kısa vadeli ve orta vadeli hedefleri çok iyi belirleyerek hızla sonuç odaklı eyleme geçmek. Tabii ki tüm bunlar için doğru ve etkin bir iletişim tarzı da geliştirmek gerekiyor. Bunu yaptığınız önemli başarılar da arkasından geliyor. Vs.: Kendi geleceğinizi de Türkiye ile paralel olarak Avrupa’da mı görüyorsunuz başka bir seçenek mümkün mü?Ben konuya sadece Avrupa diye bakmıyorum tam anlamıyla küresel anlamda bakıyorum. Zamanımın bir kısmı ABD ve Çin’de geçebiliyor. Dolayısıyla tamamen bir gezegen boyutunda iş olarak görüyorum ama köküm her zaman Anadolu’da. Her ay mutlaka Anadolu’nun bir kentinde yer alıyorum. Asla kopmuyorum. |
||||||||||||||||||||||||||||||||