Yönetim: Meral Egemen
Ayaküstü Söylesi: Çevre
Haber: Sirket Iflaslari
Saglik: Mehmet Öz
Spor: Cüneyt Koryürek





Çevre konusunda üzerimize düşeni yapıyor muyuz? Maalesef bu soruya olumlu yanıt vermek kolay değil. Birçoğumuz yarını düşünmeden tüketmeye, çevreyi kirletmeye devam ediyor. Ancak neyse ki sorumluluğunun farkında olan ve çocuklarına güzel bir dünya bırakabilmek için çabalayanlar da var.

Son yıllarda insanlığı tehdit eden konuların başında küresel ısınma ve çevre sorunları geliyor. Hemen her gün bu konuyla ilgili haberlerle karşılaşıyoruz. Bir an önce önlem almamız gerekiyor. Bu artık biliniyor.

Bu konuda en büyük görev hükümetlere ve büyük şirketlere düşüyor. Aslına bakarsanız topu bu kurumlara atmak işin kolayına kaçmak anlamına geliyor. Sonunda dünya bizim dünyamız. Dengesi bozulduğunda sıkıntısını vatandaşlar olarak biz de çekeceğiz. Hatta herkesten çok birey olarak biz çekeceğiz. Üstelik küresel ısınmada, çevre kirliliğinde bizim de payımız var. Belki büyük fabrikalar kadar değil ama var. Bu yüzden harekete geçmeli, kendi çapımızda önlemimizi alarak en azından verdiğimiz zararı en aza indirmeliyiz.

Bu doğrultuda hareket eden “yeşil tüketici” kavramı dünyada giderek yaygınlaşıyor. Yeşil tüketici doğaya uyumlu insan anlamına geliyor. Gıdadan giyime, evinde kullandığı eşyalardan inşaat malzemesine kadar her alanda doğaya dost malzeme kullanımına dikkat eden insan...

Bizim de evimizi çevre dostu yapmamız, organik gıda tercih etmemiz, doğaya dost kumaştan yapılmış kıyafet almamız, atıklarımızı değerlendirecek yerlere vermemiz ve daha pek çok şey yapmamız mümkün. Mümkün ama yapıyor muyuz? Buna olumlu yanıt vermek güç. Kimilerimiz tehlikenin farkında olarak çevreye sahip çıkıyor, kimilerimizse çevre tüm güzelliğiyle kalacakmış gibi düşünerek hiçbir önlem almadan yaşıyoruz. Bu sayfalarda ağırladığımız ünlü simalara “Bugün çevre için ne yaptın?” sorusunu yönelttik:



 
Memet Ali Alabora / Sanatçı

“doğacı Çevrebey”

Küçük yaşlarda tiyatro sahnesine adım atan, birçok oyun, film, dizi ile karşımıza çıkan Memet Ali Alabora, çalışmalarını bir sanat kooperatifi olan Garajistanbul’da sürdürüyor. Alabora tam bir doğa dostu olarak tanınıyor. Dikkatli bir tüketici olmaya çalışıyor, ihtiyacı ölçüsünde tüketiyor. Bununla da yetinmiyor, çevre bilinci aşılamak için çalışmalar yürütüyor.

Çevreciyim demek yerine doğacıyım diyorum. Çünkü çevreci olmak çaktırmadan sistem içindeki bir antivirüs programına dönüştü. Antivirüs programı bir işletim sistemini ayakta tutmaya çalışır. Bizimse o işletim sistemini değiştirmemiz gerek.

Ben doğayla bütünleşik yaşamaya çalışıyorum. Bu yalnızca tasarruflu ampül kullanarak, suyu az tüketerek olacak bir şey değil. Doğaya sahip çıkmak için tüketim alışkanlıklarının tamamen değişmesi gerekiyor. Ben elimden geldiğince dikkatli bir tüketici olmaya çalışıyorum. Çok dikkatliyim, hiç zarar vermedim diyemem. Ancak önemli olan her zaman şunu düşünmek: “Ben şu anda kimi ve neyi mağdur ediyor olabilirim?”

Ben ihtiyacım ölçüsünde tüketiyorum. Araba konusunda hassasım. Düşük motorlu araç kullanıyorum. İhtiyaç duymadığım için cep telefonu kullanmıyorum. Ne yediğime, marketten ne aldığıma dikkat ediyorum.

İlişkide olduğum ve destek verdiğim Greenpeace, Doğa Derneği, Küresel Eylem Grubu gibi birçok dernek var. Doğa koruma bilincinin artırılması için Fehmi Gerçeker’in projesi Çevrebey adlı animasyonda yer aldım. Çevrebey karakteri benim tipimde bir çizgi karakter. Bütün hareketleri motion capture tekniğiyle ben oynadım, ben konuştum. Türkiye’de ilk defa yapılan bir şey. Çocuklar bir yerde ağaçların kesilip de binaların yapılmasını engellemeye çalışıyorlar. Yardımlarına Çevrebey geliyor. Birlikte orayı kurtarıyorlar, sonra dünyayı kurtarıyorlar. Biraz fantastik yarım saatlik bir film. İstanbul’da okullarda gösterilecek.


 
Defne Sarısoy / Spiker, iş kadını

“yeşilin korunmasına özen gösteriyorum”

Program hazırlayıp sunan ve haber spikerliği yapan Defne Sarısoy, Türkiye’nin çevre bilincinin çok az geliştiği ülkelerden biri olmasını eleştiriyor. Aktivist olmamasına karşın çevreye çok duyarlı bir birey olduğunu vurguluyor.

Çevreyi önce soluduğum hava, kullandığım su, gördüğüm yeşillik, bastığım toprak gibi en temelde dünyayla kurduğum temas düzeyinde algılıyorum. Çevre konusuna duyarlılığı ne yazık ki çok geç geliştirebildik, giderek artan tehlikeyi fark edemedik. Hala da hiçbir tehlike yokmuş gibi yaşayanlar azımsanacak sayıda değil. Özellikle Türkiye, çevre bilincinin çok az geliştiği ülkelerden biri. Sayısız doğal güzelliğe sahibiz ama bunları koruyamıyoruz. Her gün trafikte giderken önünüzdeki arabanın camından atılan çöplere şahit oluyoruz. En güzel manzaraların yanında karşılaştığımız çöp yığınları, kapısının önünü bile temizlemeyi düşünmeyen insanlar, çevre adına gördüğümüz olağan görüntüler.

Çevre konusunda bir aktivist değilim ama en azından bu konuya duyarlı bir bireyim. Su tüketimi konusunda, eskiye nazaran kullandığım miktarı azaltarak tasarruf etmeye çalışıyorum. Elektrik lambalarının gereksiz yere açık bırakılmaması, elektronik aletlerin kullanılmadığı zaman kapatılması gerekliliğini çevremdekilere sıklıkla söylüyorum. Yeşilin korunması konusuna büyük titizlik gösteriyorum. Yiyeceklerin alınırken tazeliğine ve pişirilirken en doğal yöntemler ve malzemelerle işlenmesine büyük özen gösteriyorum. Özellikle kullanılan yağlar benim için önemli. “Fide” adında annemle birlikte işlettiğimiz bir kafemiz var. İsminden de anlaşılabileceği gibi doğaya dost bir mekan. Burada da kullandığımız malzemeler, evlerimizde kullandıklarımızla aynı. Kendi evimizde misafirlerimize ne pişiriyorsak, aynısını hazırlayıp sunuyoruz. Hem ev lezzetlerini, hem de kaliteli besinleri bir arada sunmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Hazır gıdalardan uzak durmaya çalışmak ve doğal besinleri tüketmek, beslenme alışkanlıklarımı yönlendiren en önemli etken.



 
Erol Bilecik / Index Grup CEO’su

“ağaç dikiyor, doğayla buluşuyoruz”

Index Bilgisayar Sistemleri CEO’su Erol Bilecik, yalnızca özel yaşamında değil, ofisinde de doğaya özen gösteriyor. İstanbul’da yeşil alan içinde bulunan nadir şirketlerden biri olan Index’in yeşil alanında meyve ağaçları, çalışanların diktiği ağaçlar bulunuyor.

Çevre yaşamımızın ayrılmaz bir parçası. Soluk almamızı, beslenmemizi, kısacası yaşamamızı sağlayan bir daire gibi. İnsan yaşıyor, yürüyor, nefes alıyorsa bunu çevre koşullarının kalitesi oranında gerçekleştirebiliyor. Aslında yaşam kalitesi, evrenin verdiği izin çerçevesinde sürüyor. Çevre dendiğinde, arkasından “düzen” kelimesinin gelmesi gerekir. Doğada yeşil ortam ve su çok önemli. Çünkü biri soluk almamıza yardımcı oluyor, diğeri vücudumuzun sıhhatte kalması için en kritik etmenlerden biri. Küreselleşen dünyada çevre koşullarının daha verimli kullanılması, özellikle son iki yıldır dünyada en çok tartışılan konu. Yeşilin ve su kaynaklarımızın azalması, en önemli hatalar ve eksiklikler olarak yaşamımızı çok sıkıntıya sokacak gelişmeler.

Çevreye sahip çıkmak adına şirketimizde ağaç dikmek, insanları doğayla buluşturmak, doğayı sevmek ve onunla daha uyumlu yaşamak amacıyla düzenlediğimiz birçok faaliyetimiz var. Özellikle hem evde hem de ofis ortamında kendimi çok şanslı hissediyorum. Örneğin, ofisimizde 20 bin metrekarelik boş ve yeşil alanımız var. Tüm çalışanlarımızla birlikte, bu büyük boş alanı ağaçlarla donatmak ve çevreyle uyum içinde yaşama devam etmek için çabalıyoruz. Bizlere profesyonel bahçe hizmeti veren şirketimize amatörce asistanlık yapıyoruz diyebiliriz. Bunun yanı sıra tamamen bu konuya odaklanmış STK’lara üye olan çalışanlarımıza ve STK’larımıza katkıda bulunuyoruz. Özellikle ofisteki kağıt kullanımında çok hassasım. Çünkü, her bir kağıdın bir ağacın bir dalının olmaması anlamına geldiğini biliyoruz ve bunu sürekli hatırlatıyoruz. Bunu yanı sıra herkesin korumak zorunda olduğu ve özellikle son yıllarda toplum olarak eksikliğini hissettiğimiz su kaynaklarının daha verimli kullanılması konusunda çok dikkatli davranıyoruz.


 
Michel Akavi / DHL Express Ortadoğu-Kuzey Afrika ve Türkiye Bölge Direktörü

“çevreci ürünleri tercih ediyorum”

Gündelik yaşamında su kullanımı, çevreci ürün kullanımı, çöplerin ayrıştırılması gibi konularda özen gösteren Michel Akavi, ofisinde de oldukça hassas. DHL’de yeşil uygulamalara ciddi yatırımlar yaptıklarını söyleyen Akavi, herkesi çevreyi korumaya davet ediyor.

Çevre, benim için sağlıklı yaşam kavramıyla bütünleşik bir ifade. İçinde yaşadığımız ortam ile sürekli bir etkileşim halinde bulunduğumuzu göz önünde bulunduracak olursak doğal dengelerin korunmasını bireysel sorumluluğumuz olarak kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de çevrecilik anlayışı yeni yeni gelişmeye başladı. O nedenle bilinçlendirme çalışmalarına daha fazla ağırlık verilmesi gerekiyor.

Doğal kaynaklarımızın daha efektif olarak kullanılması, şirketlerin çevreci uygulamalara yatırım yapmaya başlaması, tüketicilerin satın alma alışkanlıkları açısından bilinçlendirilmesi bence önemli unsurlar. Sağlıklı bir çevre yaratmak ve çevreyi korumak adına şirketlere önemli görev düşüyor.

DHL olarak yeşil uygulamalara ciddi yatırımlar yapıyoruz. Bu kapsamda 2020’ye kadar dünya genelinde karbon salınımını yüzde 30 oranında azaltmayı, doğal kaynakları minimum düzeyde kullanarak daha çevreci taşımacılık çözümleri sunmayı hedefliyor, alternatif enerji kaynakları ve alternatif taşımacılık çözümleri üretmek için ARGE çalışmalarını büyük bir titizlikle sürdürüyoruz. Geleceğin lojistik trendlerini bugünün ürünleri haline dönüştürmeyi ve sektöre bu anlamda önderlik etmeyi amaçlayan DHL İnovasyon Merkezi’nde bilimsel araştırmalar Almanya’nın Fraunhofer Enstitüsü ile Boston ve Zaragoza’da bulunan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü işbirliği ile yürütüyoruz. Gündelik yaşamımda ise başta evde su kullanımı konusuna özen gösteriyoruz. Satın aldığımız ürünlerin çevreci olmasına dikkat ediyoruz. Pilleri topluyoruz. Çöplerimizi ayrıştırıyoruz.


 
Naim Dilmener / Müzik Yazarı

“dostlar alışverişte görsün”

Müzik arşivi, gazete yazıları, radyo programları, düzenlediği partileri, kitapları ile müzik dünyamıza katkıda bulunmaya devam eden Naim Dilmener, doğa dostu bir yaşam sürüyor. Ağaç dikiyor, organik yiyecek tercih ediyor, geri dönüşümlü ürünler kullanmaya özen gösteriyor.

Çepeçevrem”, yani çok fazla şey. Aslında herkes için öyle; bir kısmımız farkında değil, o ayrı. “Çevre” demek, hem geçmiş, hem gelecek demek; daha çok gelecek. Bu nedenle, herkesin çok hassas çok tetikte olması gerekiyor bu konuda. 10 yıl öncesine göre çok yol aldık. Eskiden halimiz içler acısıydı. Şimdi, kenarından köşesinden olsa da toparlanmaya başladık. Herkeste bir “hassasiyet” oluştu. Atıklarını, pisliklerini bir nehir ya da denize yüzsüzce boşaltan bir fabrikanın da, sigarasını, çöpünü yere atan “sade bir vatandaş”ın da, eli artık titrer oldu. “Beni gözleyenler var” diye düşünüyorlar ki, doğru; gözleniyorlar; gözlüyoruz.

Çevreye sahip çıkmak adına çok fazla şey değil; en azından kendimden memnun olacak kadar çok şey değil, daha fazla şey yapmam gerektiğini düşünüyorum. Ama “yaş treni” kaçtı bir yandan da. Benim kuşağım için, çevreden önce proleterya gelirdi, hepimiz de buna uygun yaşar ya da davranırdık. Şu yaşımda yapabildiklerim fazla şeyler değil. Bağışlarımı ve hediyelerimi, bağış yapacağım, hediye göndereceğim kişiler, yerler adına “ağaç dikerek” yapıyor, veriyorum. Çelenk, çiçek yerine de, çeşitli dernek ve kuruluşlara bağış yapıyorum. “Organik yiyecek” takıntısı bende de var. Organik sebze-meyve, katkı maddesi bulunmayan yiyecekler birinci tercihim. Evde, ofiste, “geri dönüşümlü” ürün kullanmaya gayret ediyorum. Günümdeysem (yani korkmamış, ürkmemişsem), egzoz borusu “çağ dışı” olan arabaları bağıra çağıra uyarıyorum. “Sana ne?” derlerse, cevabım hazır: “Boğdun bizi!” Ama neye yarar? Bunları bir ömür yapsam, yapsak neye yarar? Bir gün biri çıkıyor, dönümlerce ormanı yakıveriyor; bir çırpıda. Yani ben ve benzerlerimin yaptığı, tam da “dostlar alışverişte görsün” sayılabilir.