![]() |
|||||||||
|
|||||||||
|
|||||||||
|
![]()
İnsanlık dünyaya onarılamaz zararlar vererek aslında kendi sonunu getiriyor. Bu gidişle insanlık yeryüzünden silinecek. En iyi ihtimalle uzay gemilerine binerek dünyayı topluca terk edeceğiz. Buna rağmen verdiğimiz zararların etkileri binlerce hatta milyonlarca yıl boyunca varlığını sürdürecek. Başlangıçta her şey gaz ve toz bulutuydu... Derken günümüzden 5 milyar yıl kadar önce yeryüzü oluştu. Yeryüzünde insanlığın izlerine günümüzde 130 bin yıl öncesinde rastlıyoruz. Özetle, 130 bin yıldır bu yeryüzünde yaşıyoruz. Geçen bu zaman içerisinde dünyanın çehresini çok farklı bir görünüme kavuşturduğumuz kesin. Özellikle son 200 yıl içerisinde, sanayi devriminin de etkisiyle, bambaşka bir hal aldı. Fabrikalar, evler, ulaşım sistemleri, gökdelenler, barajlar, enerji santralleri inşa ettik. Yapmaya da devam ediyoruz. | |||||||||||||||||||||||||||||||
Ancak bunu yaparken dünyanın dengesini de bozuyoruz. Sanayileşmeyle birlikte fosil yakıtların tüketiminin artması, ormanların yok edilmesi, hızla artan nüfus gibi etkenler küresel ısınma adını verdiğimiz tehlikeyle karşı karşıya kalmamıza yol açtı. Fosil yakıtların tükenmesiyle tükenmesinin yol açacağı sorunlardan, tarım üretimindeki azalışın getireceği açlık tehlikesinden söz etmiyoruz bile... Hemen önlem alınmazsa dünya yaşanılır bir yer olmaktan çıkacak. Yani insan uygarlığı sona erecek. Şu ana kadar gereken önlemlerin alındığını söylemek güç. Durum pek umut verici değil. Hatta kimi uzmanlara göre çoktan geç kalındı. Yani durum usta şair Nazım Hikmet Ran’ın dediği gibi: | ||||||||||||||||||||||||||||||||
“Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm. Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz, ya dünyamıza inecek ölüm.”
Sanayi Devrimi’yle birlikte kentlerin gelişmesi olağanüstü bir güç kazandı. 1800'de kentli nüfus 30 milyondan azdı. Bu dönemde dünyadaki insanların sadece yüzde üçü kentlerde yaşıyordu. Bu konuda çalışmalar başladı bile. Aya gittik, sırada Mars var. Uzayda istasyonlar kuruyoruz. Bir gün ayda ya da Mars’ta koloniler kurup yaşamanın planlarını yapıyoruz. Tabii bunun için daha alacak çok yolumuz var. Ama hiç adım atmadık demek de yanlış olur. 1961’de uzaya çıkan ilk insan Yuri Gagarin’in ardından birçok astronot dünyanın dışından gezegeni görme şansını buldu. Bugün ise böyle bir tecrübeyi yaşamak astronotlara özel olmaktan çıktı. Neredeyse günübirlik uzay uçuşları için adım adım ilerliyoruz. Ücreti karşılığı katılmanın mümkün olduğu uzay yolculukları “uzay turizmi” adıyla yeni bir sektörü de doğurdu. Rus Uzay Ajansı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’na, 30 milyon Dolar karşılığında gerçekleştirdiği seyahatin biletleri 2009’a kadar satılmış durumda. Richard Branson tarafından kurulan Virgin Galactic ise ticari uzay yolculuğu seferleri düzenlemek için kurulan bir şirket. Profesyonel olmayan astronotları 100 kilometre yüksekliğe, atmosferin dışına çıkararak uzay gezisi yapmalarını sağlamak amacıyla kuruldu. Uzay aracında her koltuk 200 bin Dolar’a satılıyor. 2007 Kasım’ına kadar 200 koltuk satıldı ve planlanan ilk uçuş 2009 yılında gerçekleştirilecek. Branson’ın uzay müşterileri arasında William Shatner, Philippe Starck, Dave Navarro, Moby, Sigourney Weaver, Bryan Singer, Stephen Hawking ve Paris Hilton bulunuyor. Peki, biz uzay gemilerine binerek dünyayı toplu halde terk ettiğimizde geride bıraktığımız dünyanın hali ne olacak? Dünya nüfusunun bir anda sıfıra inmesi durumunda bizden sonra dünya nasıl bir yer olacak? Arizona Üniversitesi profesörlerinden Alan Weisman, Anadolu’da da gerçekleştirdiği araştırmalarının ardından yayınladığı “The World Without Us” (Bizsiz Bir Dünya) kitabında, insanların birden bire ortadan kaybolduğu bir dünyanın yaşayacağı süreçleri anlatıyor. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Yok oluşun ardından gözle görülür ilk değişikliğin dünyada yarattığımız ışık kirliliğinin sona ermesi olacağı tahmin ediliyor. Modern dünyada Avrupa’da gece gökyüzünün yaklaşık yüzde 85’i, ABD’de yüzde 62’si, Japonya’da ise yüzde 98,5’i ışık kirliliğinden etkileniyor. İnsanın dünyadan yok olmasının birkaç saat sonrasında elektrik kesintileriyle birlikte aydınlatmada meydana gelen azalma geceleri bol yıldızlı bir gökyüzünü ortaya çıkaracak. Ancak insanın yok oluşunun hemen ardından dünya karanlığa gömülmeyecek. Doğal gaz, hidroelektrik ve rüzgar gibi kısmen otomatik sistemlere sahip olan santraller en fazla birkaç hafta enerji ürettikten sonra durmaya başlayacak. Gerekli yakıt sağlanmayan enerji santrallerinin birbiri ardına devre dışı kalmasıyla yaşam gerçekten durmaya başlayacak. Elektrik kesintisi; ulaşım, iletişim gibi enerjiye ihtiyaç duyan sistemleri de durduracak. Bu sistemlerin bakımı da yapılmadığından bir süre sonra tümüyle devre dışı kalacak. Günümüzün üstün teknolojileriyle inşa edilen yapılar da insansız bir dünyada kötü sondan kaçamayacak ve zamana yenik düşecek. Müdahale edilmediği sürece doğa, insan eliyle değiştirilenin yerine kendi istediğini koymayı tercih ediyor. Özellikle nemli iklimlerde birkaç haftalık tatillerde dahi evlerimizin küf, toz, nem ve böceklerle istilası, binaların yüzlerce yıllık yalnızlığında başlarına neler gelebileceğinin küçük birer işareti sayılabilir. İnsansız dünyada geçen birinci haftanın sonunda ise nükleer reaktörlerdeki acil soğutma sistemlerini çalıştıran jeneratörlerin yakıtlarının tükenmesiyle yangınlar ve patlamalar meydana gelecek. Soğuk savaş döneminde üretilen nükleer başlıklar da dolayısıyla ardımızda bıraktığımız insanlık mirası olacak. Her türlü koşula karşı dayanıklı olan ve düğmesine basılmadıkça ateşlenmeyen bu sistemlerin kendiliğinden patlama olasılığı yok denecek kadar az. Ancak bakımlarını yapacak kimse kalmadığı zaman koruyucu kapsülleri aşınarak içerdikleri yüksek saflıktaki plütonyum doğaya karışmaya başlayacak. Nükleer tepkimeler sonucu oluşacak radyasyonun olumsuz etkilerinin yanında düşük dozda, mutasyonu hızlandırıcı bir etkisi de bulunuyor. Radyasyon, evrim açısından hızlandırıcı bir etki yaratarak yeni alt ürünlerin ortaya çıkmasına yardımcı olacak. Yeni canlı türleri etrafta dolaşacak. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Bir yıl sonra
İnsansız yaşamının birinci yılı sona erdiğinde hayvanlar, yıllar önce sahibi oldukları topraklara geri dönecek. Sokaklarda, caddelerde rahat rahat dolaşıp ıssız binalarda yaşamaya başlayacak. Kuşların, insandan arınan bölgelere yerleşecek olan ilk hayvan türlerinden olacağı tamin ediliyor. Yuva malzemesi olarak taşıdıkları tohumlarla binaların çatlaklarından kısa zaman içinde bitkilerin fışkırmasına neden olacaklar. Bitkilerle kaplanan binalar ve zeminler diğer hayvan türleri için de yumuşak bir yuva konforu yaratabilecek. Hayvanlar açısından bakıldığında sadık dostlarımız evcil hayvanların çok zor durumda kalacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Güvercin, serçe, martı ve çiftlik hayvanları gibi insanla bir arada yaşamaya alışkın türler için insansız dünya bir çeşit kabus olabilir. İnsanın yok olmasıyla birlikte çok kısa süre içerisinde sayılarında hızlı bir düşüş yaşanacağı tahmin ediliyor. Yalnız dayanıklı olanların, kendi başlarına beslenebilenlerin ve avlanabilenlerin varlığını sürdürebileceği öngörülüyor. Uluslararası danışmanlık şirketi PricewaterhouseCoopers'ın hazırladığı rapora göre en büyük ekonomiye sahip mega kent 2005 yılı rakamlarıyla 1 trilyon 191 milyar Dolar gayri safi yurtiçi hasılayla (GSYH) Tokyo. ABD'nin en büyük kenti New York 1 trilyon 133 milyar Dolar'lık GSYH ile ikinci sırada. Tokyo ve New York'u, 639 milyar Dolar'la Los Angeles, 460 milyar Dolar'la Chicago, 460 milyar Dolar'la Fransa'nın başkenti Paris, 452 milyar Dolar'la İngiltere'nin başkenti Londra, 341 milyar Dolar'la Japonya'nın ikinci büyük şehri Osaka, 315 milyar Dolar'la Meksika'nın başkenti Mexico City, 312 milyar Dolar'la Philadelphia, 299 milyar Dolar'la ABD'nin başkenti Washington DC izliyor. Geriye ne kalacak
Uzun vadede insandan geriye hiçbir şey kalmayacak. Ancak bugün çevremizde bulunan insan yapımı birçok şey yüzlerce hatta bazıları binlerce yıl yaşamını sürdürebilecek. Örneğin insansız dünyanın 300. yılında günümüzün mühendislik şaheseri asma köprülerin tümü bakımsızlıktan ve paslanmadan çökmüş olsa da atalarımızın yadigarı yüzlerce yıldır ayakta duran kemerli taş köprüler hala yaşıyor olacak. Yaklaşık 300 yıl önce 18. yüzyılda gerçekleşen sanayi devrimiyle birlikte artan karbondioksit oranı ancak 100 bin yıl sonra sanayi devrimi öncesi düzeye inecek. Yani, 300 yılda yarattığımız kirlenmeyi dünyamız 100 bin yılda temizleyebilecek. İnsan yapımı malzemeler arasında en çok dayanacaklardan biri de plastikler olacak. Hayatımızın her alanında kullandığımız plastikler son 50 yıldır üretiliyor. O günden bu yana üretilen yaklaşık 1 milyar ton plastiğin hala bozulmamış biçimde durması, plastik malzemelerin geleceğinin de uzun olacağını gösteriyor. Günümüzde bile tam olarak ne kadar dayanabileceği bilinmeyen plastiklerin 1 milyon yıl sonra dahi dünyada olacağı tahmin ediliyor. Anadolu’nun Avrupa’ya oranla şanslı olacağını söylemek mümkün. Bitki ve hayvan türleri açısından Anadolu hala bakir sayılabilir. Anadolu’da sanayileşme de daha az olduğundan kimyasal kirlenme de büyük bir tehlike yaratmıyor. Ancak tüm danyada olduğu gibi civardaki reaktörler bir süre boyunca Anadolu’yu da etkileyecek. Yine de Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde sözünü ettiği, bir sincabın daldan dala atlayarak Anadolu’yu bir baştan bir başa dolaşabildiği bitki örtüsüne uzun vadede kavuşabilecek. İnsan etkisinin Anadolu’da yok olmasının ardından nesli tükenmek üzere olan türler ve kaybolmaya yüz tutan bitki örtüsü de yeniden çoğalabilecek. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
10 milyon yılın ardından
İnsandan 10 milyon yıl sonra bize ait yalnızca bronz heykellerin kalacağı öngörülüyor. Milyonlarca yılın ardından ise dünyamız, insana dair ne varsa hepsini yok etmiş olacak. Dünyada “insan” diye bir türün yaşadığını anlamak mümkün olmayacak. Ancak günümüzde arkeolojinin çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılan binlerce yıllık fosiller gibi insanın varlığına ilişkin buluntular da, gerçekleştirecek birileri olduğu takdirde arkeolojik çalışmalar sonucu elde edilebilecek. Buzullar içerisinde ya da yerin metrelerce altında yapı kalıntıları, plastik, mücevher gibi dayanıklı materyaller bulunalabilecek. Sonuç itibariyle insanoğlunun olmadığı bir dünya eninde sonunda bize ait tüm kayıtları yok ederek insanın yarattığı tüm etkilerden arınacak. Bizi unutacak. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Geçmişe dönüş: Mannahatta
Dünyanın en kalabalık kentlerinden New York’un kalbi Manhattan’da, “başı yukarıda gezen turisttir” denir. Gerçekten de gökdelenleriyle ünlü Manhattan’da görkemli binaların arasında gezerken, gökyüzüne uzanan, uçsuz bucaksız yapılara kayıtsız kalmak mümkün değil. Gökdelenlerin yükseldiği bölgenin, henüz 400 yıl önce yaban hayvanlarının insan eli değmemiş mekanı olduğunu hayal etmek zor. Hazırlıkları süren “Mannahatta” projesi bu hayali gerçeğe dönüştürmeyi amaçlıyor. Manhattan’ın, keşfedilmeden önceki doğal halini sanal görüntülerle ortaya koyarak doğanın insan eliyle ne derece değiştirildiğini vurgulamayı hedefliyor. Manhattan’ın 400 yıl önceki hali sanal olarak gezilebilecek. Proje sonucunda izlenecek görüntüler bir anlamda Manhattan’ın insansız dünya sonrası kazanacağı görünüm hakkında da fikir verebilir. Dünya nüfusunun en yoğun olarak toplandığı bölgelerden Manhattan’ın nüfusu “0”a indiğinde betondan yapılan modern yapılar da eninde sonunda yerle bir olacak. İnsansız yaşamın henüz ikinci gününde elektrik kesintisiyle beraber su pompalarının devre dışı kalması sonucunda kentin altındaki metro ağını suların basacağı tahmin ediliyor. Suların kapladığı zemin binaların çöküşünü de hızlandıracak. Mega bölgeler aynı zamanda gelişmekte olan pazarların da yükselişinin itici güçleri. Örneğin, Brezilya’nın toplam ekonomisinin yüzde 40’ı Rio-Sao Paolo koridorunda gerçekleşiyor. Rusya için ise burası Moskova. Hindistan ekonomisi ise Bangalore ve Bombay mega bölgelerinde şekilleniyor. Tek eksikleri insan
Filmlerden aşina olduğumuz, yıllarca kimsenin uğramadığı hayalet kasabalar esasında modern dünyanın dört bir yanında gerçekten varlıklarını sürdürüyor. Evleri, okulları, hastaneleri, yolları, köprüleri hatta ulaşım araçlarıyla birçoğu dimdik ayakta. Tek eksikleri insan! Bunların en ünlüsü Ukrayna’nın kuzeyindeki Prypiat kenti. Çernobil Bölgesi’nde bulunan kent, 1986’daki nükleer faciadan sonra terk edildi. Apartmanlar, yüzme havuzları, hastaneler ve diğer yapılar olduğu gibi bırakıldı. Avustralya’nın Wittenoom kenti ise radyasyon değil, asbest kurbanı. 1960’ta 1000 kişi asbestle ilgili hastalıklardan öldükten sonra halk kenti terk etti. İtalya’daki Craco ise doğal afet kurbanı. Şehrin nüfusu 19. yüzyılda depremler nedeniyle azalmaya başladı. 1891’de 2 binin üstünde nüfusa sahip Craco; kuraklık, deprem, heyelan ve savaşlar nedeniyle terk edildi. Bölgenin son yerlileri de 1963’te göç etti. Bir de savaş kurbanları var. Azerbaycan’da bulunan ve zamanında 150 bin kişiyi barındıran Agdam da bunlardan biri. 1993’teki “Dağlık Karabağ” savaşı sırasında kaybedilen kentte binalar yıkıldı. Yalnızca etrafı grafitiyle kaplı cami sağlam kaldı. Agdam sakinleri İran’a ve Azerbaycan’ın diğer yerlerine kaçtı. Fransa’daki Oradour Glane kasabasının 642 sakini ise İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransız direnişini cezalandırmak isteyen Alman askerlerinin toplu katliamının kurbanı oldu. Yaşananların unutulmaması ve orada yaşamış olanların anısına kasaba hala harabe halinde tutuluyor. |
||||||||||||||||||||||||||||||||