Emre Kurttepeli
Rıfat Ababay
Gülfem Toygar
Eren Yorulmazer
Yazar: Yaprak Özer





Türkiye'nin en çok satan gazetelerinden birinin, Posta'nın genel yayın yönetmeni olmak kolay bir iş değil. Bu nedenle Rıfat Ababay'ın işi hayatının çok büyük bir bölümünü kapsıyor. Ancak o şikayetçi değil. Ona göre bu durum ülkede her şehre her kasabaya her köye giren bir gazete yapmanın bedeli.

Türk basınında bir "Posta olayı" yaşanıyor. Hürriyet, Milliyet, Sabah gibi Türk basınının ağır toplarını geride bırakan Posta, 600 bini aşan tirajıyla en çok satılan gazete unvanını kimselere bırakmıyor. 600 bini aşkın tiraj Türkiye'de satılan her 100 gazeteden 14'ünün Posta olduğu anlamına geliyor.

Bu başarının mimarı ise Posta gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay. Ababay gazeteyi devraldığında tiraj 50-60 bin dolayında seyrediyordu. Reklam almayan gazete iflasın eşiğine gelmişti. Zaten o dönemlerde kapatılacağı konuşuluyordu. Ababay, bu "enkaz" dan bir mucize yarattı, üç-beş arkadaşıyla birlikte, kısıtlı olanaklarla Türkiye'nin en çok satılan gazetesini ortaya çıkardı.



 

Ababay'a çok satan, Türkiye'nin her köşesine ulaşan bir gazete yapmanın sırrının sormak üzere Posta gazetesinin yolunu tuttuk. Posta'nın hazırlandığı Bağcılar'daki binaya ulaştığımızda gazetenin 16 sayfası hazırdı, geri kalan sayfalar için hummalı bir çalışma yapılıyordu. Ababay, Vs. için bir mola verdi.

Vs.: Posta'yı diğer gazetelerden ayıran özelliği nedir?

Türkiye'nin en çok satan gazetesi olması tabii ki! Tirajımız yıl içerisinde değişkenlik gösteriyor. Örneğin bahar aylarında Türkiye'de az gazete satılıyor. Yaz aylarında ise tiraj artıyor. Yıllık ortalama alındığında günde 635 bin 56 gazete satıyoruz.

Vs.: Posta'nın hedef kitlesi nedir?

Bu soru ilk zamanlarımız için geçerli bir soruydu. Gazete 650 bin satmaya başladığı zaman birebir hedef kitle diye bir şey kalmıyor. Herkes okuyor Posta'yı. Türkiye'de satılan gazetenin yüzde 14'ünü biz satıyoruz. Posta her yere giriyor. Ama zaman zaman bizi kim okuyor diye araştırma yaptırıyoruz. Buna göre gençler çok okuyor bizi. Üniversitelerde çok satıyoruz. Kadın okuyucumuz çok fazla. İstanbul'da ve Ankara'da ikinci gazeteyiz. Onun dışında Türkiye'nin kalan il, ilçe kasaba ve köy gibi her noktasında birinciyiz.

Vs.: Peki, nedir bu kadar çok satmanızın sırrı?

Gazeteyi sattıran şey halkın anladığı tipte haber yapmamız. Halkı tanırsanız, halkın nasıl haber okumak istediğini, haberi nasıl rahat anladığını çözerseniz her türlü gazeteyi, her türlü haberi satabilirsiniz. Halkın anladığı şekilde, halkın anlayacağı başlıkla yazılırsa her haber satar. Yoksa magazin satar siyaset satmaz, cinayet satar ekonomi satmaz türünden yaklaşımlara inanmıyorum. Posta'nın birinci sayfası silme magazin değil ki! Günün siyasi haberi ne ise o da var, toplumun derdi ne ise o da var. Bu halkın nabzını tutma meselesidir.



 
Vs.: Böyle çok satan bir gazetenin yöneticisi olmak sizde nasıl bir sorumluluk duygusu yaratıyor?

Ben havalarda birisi değilim. Patron tarafından bana verilmiş bir görev var ve ben o görevi hakkıyla yapıyorum. En çok sattığımız ilk gün nasılsam şimdi de öyleyim. Bu gazeteyi 1999 yılının Ağustos ayında aldığımda tiraj 112 bin 929'du. Bugün ise 635 bin. Demek ki işimizi adam gibi yapıyoruz.

Vs.: Bir söyleşinizde çok satıyoruz ama etkin değiliz demişsiniz. Ne kastediyorsunuz bu sözünüzle?

Çok satmak başka bir kavram, çok etkin olup gündemi tespit etmek bambaşka… Sabah işe gelirken televizyona baktım. Suna Yıldızoğlu ile kızı Yasemin vardı ekranda. Yıldızoğlu Türkiye'ye kızıyla geri dönmüş. Büyük bir olay değil. Türkiye'de sokakta binlerce Yasemin var. Hürriyet gazetesi onu birinci sayfasına koydu. Bu haberin ardından şimdi bütün televizyonlarda Yasemin var. Hürriyet 1 Mayıs'ta 60 yaşına girecek. 60 yıllık gazete tabii ki piyasada benden daha fazla etkin olacak. Ben daha 13. yılımdayım. 60 yıldır ayakta olursan gündemi de belirlersin.

Vs.: Posta'da nasıl bir çalışma düzeniniz var? Gazete nasıl çıkıyor?

Gazetede tashih işini bizzat ben yaparım. Gözümden kaçan ayrıntı yok gibidir. Çünkü gazete yapılırken son dakikasına kadar işin başındayım. Bir de gazeteyi kontrol etmeye açık özel bir mekanizma kurdum. Bizde her şey ortada. Sayfa yapan makineler benim odamın kapısında. Bir yuvarlağın içine dizilmiş şekilde. Bütün gün o yuvarlağın içerisinde gezerim. Bazen üçüncü sayfaya, bazen beşe, bazen arka sayfaya bakarım. Birinci sayfayı noktasına kadar kendim yaparım. Buradaki başarının sırrı çok eski bir ekip olmamızda. Bizler uzun yıllardır birarada çalışan insanlarız. Sayfalarımı çizen Saliha Pakel 16 yıldır benimle. Yazı İşleri Müdürü Betül Kabahasanoğlu'yla 15 yıldır beraber çalışıyoruz. Haber Müdürü Elif Yılmaz 10 yıldır benimle. Sekreterim Canan Hanım 11 yıldır benimle. Aramızda yeni arkadaş ya iki ya üç tanedir. Buranın Genel Yayın Müdürü değil, ağabeyiyim. İçeride çalışan sekiz on arkadaşın nikah şahitliğini ben yaptım. Burada bir aileyiz.



 
Vs.: Gelecekle ilgili planlarınız neler, kafanızda planladığınız herhangi bir ürün var mı?

İlk çıktığı günden bu yana buradayım. 13 yıldır Posta'nın yayın müdürüyüm ve çok dinamik bir gazete yapıyoruz. Gazeteyi sürekli değiştiriyoruz. Eskiyen öğe neyse hemen çıkarıp değiştiriyoruz. Bu yazar bile olabiliyor, "Artık sen rutine düştün, aynı şeyi yazıyorsun" diyoruz ve değiştiriyoruz. Her gün yeni bir ürün yapıyorum. Birinci sayfanın şekli her gün başka, içerik her gün başka, köşeler her gün başka… Çok hızlı bir büyüme içindeyiz. Yakında Adana'da, Antalya'da ve Bursa'da hafta sonu ilaveleri vereceğiz.

Vs.: Tirajınızda magazinin de payı var. Neden magazin bu kadar çok okunuyor?

Magazin kafa dinlendiren bir şey. Kişiyi hiç yormuyor ve kolay anlaşılıyor. Türk insanı da meraklı! Başkalarının özel hayatlarını çok merak ediyor. Herkes birbirinin özel hayatının içine girmeyi pek sever. Magazin dediğimiz de birilerinin özel hayatıdır. Özel hayatın cazibesi, Türk insanının meraklı yapısını çekiyor.

Vs.: Türkiye'de magazin başarılı mı?

Bence son derece başarılı. Türkiye'de magazinin iş yapacağını gören ilk kişi Ertuğrul Özkök'tür. 1990'lı yıllarda Klips dergisini hazırlıyordum. Ertuğrul Özkök de Hürriyet Gazetesi'nin genel yayın müdürüydü. Klips'in yeri de o zaman Hürriyet'in üst katındaydı. Güzel haberlerimiz olduğu zaman dergiyi ona götürürdüm. O da gazetenin birinci sayfasına koyardı haberlerimizi. Düşünün 90'lı yıllar, büyük cesaret! Hiç kimsenin magazin haberi koymadığı yıllar. Daha o zamanlarda Ertuğrul Özkök magazinin iyi iş yapacağını, geçer akçe olduğunu fark etmişti.



 
Vs.: Türkiye gerçeğinde magazin nerede duruyor?

Tam orta yerde duruyor ama bu Türkiye'ye özgü bir durum değil. Fransa'ya çok sık gidip geliyorum. Orada da Le Parisien var. Le Parisien de böyle şeylerden söz eder. Orada da magazin programları var. Orada da artistlerin özel hayatlarını gösteriyorlar. Orada da bir artist yarışma programına çıktığı zaman herkes ekranın camına yapışıyor. Magazin dünyanın her yerinde hoş bir şeydir. Magazinin konusu yüzde 98,8 güzel, genç insanlardır. Renkli insanlardır, şık insanlardır. Dolayısıyla bundan doğal ne olabilir ki?

Vs.: Türkiye'nin ilk magazin gazetecilerindensiniz. Eğitiminiz ve sosyo ekonomik yapınızla klasik magazin gazetecisi profiline pek uymuyorsunuz. Formülleriniz bu nedenle mi tuttu?

Çetin Emeç'i tanıdığım zaman Haftasonu diye bir gazetenin yayın müdürüydü. Haftasonu'nun o zaman 250 bin kadar satışı vardı. Çünkü Çetin Emeç, o cemiyet hayatının, o sosyete denen gurubun, o renkli dünyanın, o hareketli insanların içinden geliyordu. Ayrıca babasının matbaasında çalışmış, halkı, sokağı tanıyan biriydi. İkisini karıştırıp Haftasonu adında bir gazete yapmıştı. Bu gazeteyi hem sokaktaki insanlara hem de yüksek sosyo ekonomik gruba satıyordu. İşte ben de Çetin Emeç'ten sonra aynı şansı yakaladım. Çocukluğum Balıkesir'de sokakta geçti. Orada halkı çok iyi tanıdım. Sonra kalktım İstanbul'a geldim. Saint Joseph'e girdim. Bu sefer sosyeteyi tanıdım. Yüksek gelir düzeyindeki insanlar ne yapıyorlar öğrendim ve ikisini birleştirdim. Her iki tarafın da neye üzüldüğünü, neye güldüğünü biliyorum. Aynı Çetin Emeç örneğinde olduğu gibi, benim yaptığım Posta gazetesi Mustafa Koç'un masasına da gidiyor, kahvehaneye de. Diğer magazinciler tabii ki bu şansı yakalayamıyorlar, magazinci olarak yaşamlarına devam ediyorlar.

Vs.: Sizce bir gazeteci hangi donanımlara sahip olmalı?

Her şeyden önce mutlaka lisan bilmeli. Kayınbiraderim Alman devlet televizyonunda çalışıyor. Onların televizyonu bir karar almış ve gazetecilik bölümü mezunlarını işe almıyorlarmış. Daha çok hukuk fakültesi, siyasal bilimler, uluslararası ilişkiler okumuş insanları tercih ediyorlarmış. Bir gazetecinin lisan bilen donanımlı, entelektüel biri olması lazım.





 
"Benden otuz-kırk kilo götür"

Vs.: Bir gününüz nasıl geçiyor?

Yaramı deşiyorsunuz! Günüm yalnızca çalışarak ve uyuyarak geçiyor. Gazeteden geceleri 22.30, 23.00 gibi çıkabiliyorum. Gece o saatte eve gidince bu sefer 03.00'e kadar oturuyorum. Yemeğimi o saatlerde oturup yiyorum. Fazla kilolarımın sebebi bu yemeklerdir. Geç saatte yatınca sabahları 08.00'den erken kalkamıyorum. Saat 10.30'da işe geliyorum. Aynı rutine tekrar başlıyoruz. Bütün hayatım bu gazete.

Vs.: Kendinizi 10 yıl sonra nerede görmek istersiniz?

10 yıl sonra kendimi emekli olarak görmek istiyorum çünkü 60 yaşında olacağım. 10 yıl sonra İstanbul'da ve Paris'te olmak istiyorum. İçimde kalan hiçbir ukde yok. Yapamadığım tek şey kilo verememek. Neleri başardım, neleri aştım ama bu kiloları veremedim. Alaeddin'in Sihirli Lambası benim olsa onun içinden bir cin çıksa ve bana dileğin nedir diye sorsa ona "Benden bir otuz-kırk kilo götür" derdim.



 
"İnternet gazeteciliği etkilemez"

Vs.: Gelecekte medya nerede olacak?

İnternet gazeteciliğinin her şeyi yıkıp günlük gazeteleri bitireceğine inanmıyorum. 10 yıl önce New York Times gazetesinin yönetim kurulu başkanı gelmişti İstanbul'a. O artık günlük gazete olmayacağını, her şeyin internetten takip edileceğini, havaalanlarına çıktı makinelerinin konacağını, insanların buna para atıp gazete bastıracağını söylemişti. Dediklerinin hiçbiri olmadı bu geçen 10 yıl içinde. İnternet tabii ki çok ilginç bir alan ama gazete okumak da başka bir alışkanlık. Bu nedenle kısa vadede, en azından benim meslekte olduğum süre içinde böyle değişim yaşanacağını düşünmüyorum. Türk medyasında var olan gazete sıralaması da değişmeyecek bana göre. Ancak AKP'nin anayasa mahkemesindeki seyrinden sonra birtakım enteresan değişiklikler olabilir. Bazı gazeteler aradan çıkabilir ya da yerini daha da sağlamlaştırabilir.