Gelecek Kadınların
Yerli İlaç Sektörü




Kadınlar ekonominin baş aktörleri olma yolunda ilerliyor. Araştırmalar da kadınların iş dünyasında başarı için gereken becerilere erkeklerden daha fazla sahip olduğunu gösteriyor. Türkiye'de kadın girişimci sayısı dünyanın gerisinde. Ancak küresel aktör olma yolundaki kadınların sayısı hızla artıyor.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir rapor, kadınların iş dünyasında başarı şansının erkeklerden yüksek olduğunu ortaya koydu. Hizmet firması Accenture'nin hazırladığı "A New Horizon for Working Women" adlı rapora göre, iş dünyasında başarı için gerekenlere sahip olan kadınların oranı erkeklerden yüksek.

17 ülkede 4100 kişiyle yapılan araştırmaya göre geleceğin iş dünyasında ayakta kalmak isteyenlerin altı temel beceriye sahip olması gerekiyor. Bu beceriler; çeviklik, toplumsal duyarlılık, küreselleşme, teknoloji, iş ilişkileri ve farklılıkları kucaklama.



 

Araştırma sonuçlarına göre kadınlar teknoloji, farklılıkları kucaklama ve sosyal sorumluluk alanlarında erkeklerden daha donanımlı. İş ilişkileri ve küreselleşme alanlarında erkeklerle eşit performans sergileyen kadınlar sadece çeviklik konusunda erkeklerin gerisinde kalıyor. Genel değerlendirmede kadınların puanı 5 üzerinden 3,7 olarak çıkarken, erkekler 3,6 puanda kalıyor. Ayrıntılara inildiğinde de ortaya şaşırtıcı sonuçlar çıkıyor. Erkek egemenliğinde olduğu düşünülen teknoloji konusunda kadınlar daha istekli ve hazırlıklı. Kadınların yüzde 83'ü yeni teknolojileri öğrenmeye ve kullanmaya hazır olduğunu belirtirken, bu oran erkeklerde yüzde 80'de kalıyor. Farklılıkları kucaklamak, işgücünde çeşitlilik sağlamak çalışanları daha fazla tatmin ediyor, organizasyonda daha uzun süre kalmalarını sağlıyor ve üretkenliği artırıyor. Yapılan araştırmalarda bu konuya en çok kadınların özen gösterdiği ortaya çıkıyor.

Dünyada durum böyle. Türkiye'ye geldiğimizde erkeklerin iş dünyasındaki egemenliğinin sürdüğünü görüyoruz. Türkiye, yüzde 24,9'luk kadınların işgücüne katılım oranıyla, 30 OECD ülkesi içinde en son sırada. Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) verilerine göre Türkiye, tüm OECD ve Avrupa ülkeleri arasında kadın girişimci oranının en düşük olduğu ülke konumunda bulunuyor. Türkiye'de işgücüne katılan 2-3 milyon kadının sadece yüzde 0.7'si girişimci konumunda yer alıyor. Toplam işverenlerin yüzde 12.5'i, kendi hesabına çalışanların da yüzde 10.8'i kadınlardan oluşuyor.

Durum tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yavaş adımlarla değişiyor. Günümüzde başarılı yönetici ve iş kadınları olarak iş dünyasının merdivenlerini hızla tırmanan girişimci kadınlar, finans, perakende, eğitim, hukuk, tekstil, gıda, tarım, medya, turizm, enerji, ulaşım, inşaat ve danışmanlık gibi pek çok sektörde çalışıyor. Türkiye'de de sıfırdan kurdukları şirketlerini zirveye taşıyan, global birer oyuncu haline gelen kadınların sayısı hızla artıyor.



 
"başarısızlığı hiç tatmadım"

Aynur Bektaş, memur olarak görev yaptığı bankadan emekli olduktan sonra evini satıp maaşından her ay aldığı altınları bozdurarak 1992'de Hey Tekstil'i kurdu. Şirketini 12 yıl içinde Türkiye'nin en büyük 500 firması arasına soktu. Tekstil, turizm, bilişim, gayrimenkul sektörlerinde sekiz şirketiyle hizmet veren Bektaş, 2007 yılını İstanbul ve Anadolu'da yedi fabrika, 3 bin 200 çalışan ve 250 milyon Dolar ciro ile kapattı. 2008 için hedefi ise 500 milyon Dolar.

Vs.: Sizi bankacılıktan emekli olduktan sonra yatırım yapmaya iten ne oldu?

Sanırım boş duramama hastalığına yakalandım. Güzel bir hastalık, ama çevremi zaman zaman mutsuz ettiğimi söyleyebilirim. Herkesi yeniden işe sokuyorum, ailemden bütün emekli olanlar yeniden işe giriyor. Çok enerjiğim, bu nedenle kendimi durduramıyorum.



 
Vs.: Başarınızın sırrı nedir?

Ben başarısızlığı hiç tatmadım. Girdiğim her işte başarılı oldum. Sahip olduğum şeylere çok önem veriyorum ve onu bir şekilde başarılı yapıyorum. Zaten başarısız olan şeyleri bırakıyorum. Benim yanımda başarısız olan iş de eleman da kalmıyor.

Vs.: Birçok büyük şirketin yalnızca kendi işlerine odaklandığı bir dönemde siz neden farklı sektörlere girmeyi tercih ettiniz?

Küçülmek mümkün değil. Bizim daima ilerlememiz ve gelişmemiz gerekiyor. Sağlıklı ve karlı büyüme kararı aldık. Bu nedenle ana işimizi destekleyecek, risklerini kapatabilecek alanlara girmeye karar verdik.

Vs.: Yurtdışında hedefiniz ve bunun için izlediğiniz strateji nedir?

2005'te kotaların kalkacağı belliydi. Ancak bizim sektör buna pek inanmıyordu. Ben bunun olacağına inanıyordum. Bu nedenle markalaşmak ve müşterilere tasarım sunmak için 2005'ten önce İngiltere ofisimi açtım. İyi de etmişim. Örneğin oğlum ve gelinim o ofis üzerinden yıllık 70 milyon Dolar ihracat gerçekleştiriyor. 15 firmaya iş sağlıyorlar. Sonra Barselona ofisini açtılar. Ben de İtalya, Milano ve Paris'te ofis açtım. Buradan da markalara üretim yapıyoruz. Bizim için iyi bir pazar. Hiçbir zaman sipariş sıkıntısı yaşamıyoruz. Birçok firmayı Türkiye'ye çekiyoruz.



 
Vs.: "Hayatımın projesi" dediğiniz, yasası çıkan "Esnaf Kadın Projeniz" var. Bu proje etkin bir şekilde hayata geçebildi mi? Kadınlara yönelik hedefleriniz neler?

Bu yasa sayesinde kadınlar işçi çalıştırmadan evde ürettiği her şeyi istediği işyerine sürekli satabiliyor. Bunun için şirket kurmasına gerek yok. Yalnızca yüzde iki stopaj ödenecek. Kimse sigorta, vergi gibi konularda soru soramayacak. Kadınların iş hayatına girebilmeleri için çok önemli bir yasa. Bunun dışında TOBB Kadın Girişimciler Kurulu'ndayım. İmkanlar dahilinde kadınlara yönelik çalışmalar yapıyoruz. Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü ile Cumhurbaşkanı'nın da himayelerinde TOBB'la birlikte 81 ilde mikro kredileri tanıtacağız. Nasıl kullanılacağını, kimlerin yararlanabileceğini tanıtacağız. Kadınlara rol modellik yapacağız. 27 kişinin bulunduğu Güneydoğu Kalkınma Platformu'na giren tek kadın yürütme kurulu üyesiyim. Burada görevlerim olacak. Türkiye'de yapılan bütün fuarlarda TOBB bize 75 metrekare yer verecek. Kadınlar fuarlarda ücretsiz yer alabilecekler ve ürünlerini satabilecekler. Bütün kafam kadınlar için çalışıyor. Onlar için bir şeyler yapabilmek benim için büyük mutluluk.

kadınlar patlamaya hazır

Çalışma hayatına 1986'da Balnak'ta müşteri temsilcisi olarak başlayan Selma Akdoğan, holdingin CEO'luğuna kadar yükselmeyi başarmış bir iş kadını. Akdoğan 1989'da Hava Kargo departmanının müdürlüğünü yaptı. 1995'te Balair'in Genel Müdürü ve ortağı oldu. 1997'den itibaren Balnak Holding'de İcra Kurulu Başkanlığı (CEO) görevini üstlendi. Küçük bir şirket olarak girdiği Balnak'ı, 2005'te 250 çalışanı ve 60 milyon dolarlık cirosu olan bir şirket olarak bıraktı. Bu süre içinde Dünya Gazetesi tarafından "Sektörün En Başarılı Kadın Yöneticisi", Ekonomist Dergisi tarafından "Ekonomide Yılın Kadın Girişimcisi" seçildi. 2,5 yıldır kurduğu Today &Tomorrow Danışmanlık Şirketi'nde çalışmalarını sürdürüyor.



 
Vs.: İş hayatına adım attığınızda kendinize nasıl bir hedef çizdiniz?

Avusturya Lisesi'nde okurken fen, edebiyat ve ticaret bölümünden birini seçmem gerekiyordu. 15 yaşındayken ticareti okuyup bir iş kadını olma kararını o zaman verdim. Üniversite son sınıftayken part-time çalışmaya başladım. O dönemde bankacılık çok yükselen bir sektör olduğu için bu alanda çalışmayı isterken lojistik sektöründen teklif geldi. Çalışan bir kadın olmayı ve yüksek pozisyonda olmayı istedim. İş hayatına atıldıktan sonra sıfırdan bir şeyleri yapmayı sevdiğimi fark ettim.

Vs.: Başarı için nasıl bir strateji izlediniz?

Her şey hayalle başlıyor. Neredeyiz, dünya nerede, nereye gidiyor ve neler yapmalıyız diye düşünmek gerekiyor. Ben farklı neler yapabileceğim konusunda hep düşünürüm. Hep farklı yollardan gitmek gibi bir prensibim var. Duygusal zekası güçlü biriyim. Hislerimin beni çok yönlendirdiğini görüyorum. Bugüne kadar hislerim iş yaşamında beni hiç yanıltmadı.

Vs.: Türkiye'de kadınların girişimci tarafını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye'de kadınların içlerinde patlamaya hazır bir güç olduğuna inanıyorum. Çok iyi girişim fikirleri var. Ancak kadınlar bağımsız düşünemiyorlar. Kız çocuklarında bastırılmışlık var. Bunu dışarı dökebilen kadınlar çok başarılı oluyor.

Vs.: Başarılı bir iş hayatının ardından Today&Tomorrow, Akdoğan Eğitim ve Proje Yönetim Danışmanlık şirketini kurdunuz. Kendinize nasıl bir hedef çizdiniz?

19 yıl lojistik sektöründe belli girişimleri yaparken yalnızdık. Danışmanlarımız vardı ama lojistik deneyimleri yoktu. Bunun eksikliğini hissettim ve kendime hedef koydum. Sektörde nitelikli ve yetişmiş eleman eksikliği var. Bir de elemanlara coaching gerekiyor. Çünkü çalışanlar bir şirketten diğerine koşuyordu. Bu nedenlerle şirketi hem lojistik danışmanlık hem insan kaynakları danışmanlığı hem istihdam bürosu hem de bir eğitim şirketi olarak konumlandırdım.



 
Vs.: Yeni girişim fikirleriniz var mı?

Bir de tüm bunların yanında üç kız arkadaş sekiz ay boyunca pazar günleri bir araya gelerek bir iş fikri geliştirdik. El sanatlarıyla yapılan hobilere malzeme temin edip perakende olarak mağazalarda sunacağız. Bu kadar yoğun tempoda toplanıp gece yarılarına kadar bu fikir üzerinde çalıştık. Eğlenceli bir iş. Şu ana kadar yaptığım girişimlerin çok dışında. Küçük bir şey ama içimizdeki kadın yönümüzü ortaya koyan, iş hayatında olup hobilerine zaman ayıramadığımız için bize hobi gibi geldi.

made in Turkey

Türkiye'de moda sektörü markalaşma yolunda hızla ilerliyor. Yurtdışına açılan Türk tasarımcılar, adlarını dünyaya duyurmaya başladı. Bunlardan biri Özlem Süer. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü'nde yardımcı doçent olarak akademik çalışmalarını da sürdüren Süer, 15 yıllık akademik kariyerinden sonra dört yıl önce tekstil, tasarım ve danışmanlık şirketini kurdu. Şu anda "Özlem Süer Made in Turkey" markasıyla Türk modasının sesini dünyaya duyuruyor.



 
Vs.: Dünyanın sayılı butiklerinde tasarımlarınız satılıyor. Bunu nasıl başardınız?

Öncelikle yurtdışındaki defilelerle başladı. Bu gösterilerle basın çok ilgilendi. İlişkilere önem verdiğim için basın ve fuarlar sayesinde müşteri sayım günden güne arttı. Daha çok butik alıcılarım var. Milano, Roma, Sicilya, Ortadoğu, Amerika, Tokyo, Almanya, Hollanda, İngiltere gibi ülkelerin birçok butiğinde tasarımlarım satılıyor. Kendi öz kaynağıyla kurulmuş ve bununla ilerleyen bir markayım. Büyük atılımlar yapmak için şansa da inanıyorum. Hırslı ve gergin bir marka olmamaya özen gösteriyorum. Yumuşak geçişleri olan, insanlara güzel mesajlar veren, kendi içindeki duruşunu pozitif kılan kimliğimi korumaya çalışıyorum. Markalaşmamı tasarım kurumsallığına bağlıyorum. Sürekliliği olan bir ruha hizmet etmek, marka adını doğuruyor.

Vs.: Özlem Süer imzasının özellikleri neler?

Özellikle kavramsal boyut benim için vazgeçilmez. Kavramsal bir kurgu üzerine yerleştirmeden koleksiyona başlamıyorum. Benden tek bir ürün tasarlamamı da isteseniz bunun nerede, nasıl ve hangi amaçla kullanılacağını göz önünde bulundurarak bir kavramsal kurgu yaratıyorum. Bunun en önemli örneği kendi marka sürecimizde konumlandırdığımız, bütün dünyayla buluşturmaya çalıştırdığımız Özlem Süer markasının tasarlanma aşamasındaki kavram ilişkisi. Kavramsal kurguları oluşturabilmek için bu konuda sürekli beslenmem ve hayattan zevk almam gerekiyor. Tasarımlarımda ağırlıklı olarak yerel duygular kullanıyorum. Bu duygular kumaş, form, konsept, siluet gibi unsurlara yansıyor. Ancak çok etnik ya da yerel bir tasarımcı olduğumu düşünmüyorum.



 
Vs.: Türkiye'de moda tasarımcısı olmanın avantajları ve dezavantajları neler?

Geçmişte bu işi yapmak çok zordu. Çünkü bu kavramlar karıştırılıyordu. Sektör satan malın her zaman popüler olduğu bir dönemden geçti. Artık moda tasarımcılığı çok kolay bir hale geldi. Günümüzde tasarımcısını dinleyen, tasarımcılığı bir meslek olarak nitelendiren bir sektörü var.

Vs.: Bu işte kalıcı olmanın sırrı nedir?

Süreklilik. Sürekli kendini geliştirmek, yeni koleksiyonlar üretmek, bunları duyurmak gerekiyor. Çalışkanlığa çok inanıyorum. Yeni neslin çok sabırsız olduğunu gözlemliyorum. Şirketimi iki yıl önce kurdum, ama o noktaya gelene kadar 18 yıl emek harcadım. 20'li yaşlarda bu işlere kalkışmamak gerekiyor. O yaşlarda yıpranıp çekilen, yorulan çok insan var. Sabırlı olmak ve sürekliliği yakalamak gerekiyor.

Vs.: "Özlem Süer Made in Turkey" markasının kalıcı olması için neler yapıyorsunuz?

Uluslararası tanıtım, satış ve pazarlama stratejisi oluşturarak yol almaya özen gösteriyorum. Fuarlar, yurtdışı defileler, showroom'lar ve basın ilişkilerini çok önemsiyorum.



 
otobandaki kadar özgür

İç mimari, mobilya ve aydınlatma alanında tasarımlarıyla dikkat çeken Autoban, 2003'te mimar Seyhan Özdemir ve iç mimar Sefer Çağlar tarafından kuruldu. Türkiye'den önce yurtdışında ilgi gören Autoban, bugüne kadar pek çok ödül aldı, yabancı basında geniş yer buldu.

Vs.: Neler tasarlıyorsunuz?

Ağırlıklı olarak mobilya ve aydınlatma ürünleri yapıyoruz. Sandalye, koltuk, masa gibi ürünlerimiz var. Projelerimizde ihtiyaç duyduğumuz ürünleri satın almak istemiyoruz. Çünkü mobilya mekana kimlik veren bir unsur. Tasarladığımız mekanın bizim imzamızı taşıması için mobilyaları da biz üretiyoruz.

Vs.: İyi tasarımlar yapmak için nasıl bir yol izliyorsunuz?

Tasarımlarımıza dördüncü boyut katarak lider bir tasarım ürünü oluşturmaya çalışıyoruz. Bir stil peşinde değiliz. Trendlerle ilgilenmiyoruz. Tasarım yaparken önümüze pek kriter koymuyoruz. Çünkü kriterler bizi kısıtlıyor. Biz tasarımlarımıza çocukluk anılarımızı katıyoruz. Kızak, sallanan sandalye gibi anılarımızda yer etmiş ürünlerden esinleniyor, tasarımı keyifli bir hale getiriyoruz. Ürünlerimiz konulduğu yerde onu görmekten ve onunla yaşamaktan keyif almanızı sağlıyor. Biz onu hissediyor ve kendimiz için tasarlıyoruz.

Vs.: Kaç kişilik ekibiniz var?

Biz isimlerimizle değil, "Autoban" olarak çıkıyoruz. Tasarımcılar olarak profilde biz varız, ama 20 kişilik bir ekibiz. Ekibimiz daha çok mimari projelerle ilgileniyor.



 
Vs.: Türkiye'den önce Avrupa'da ses getirmenizin nedeni nedir?

Biz genç insanlarız. Türkiye'de tanınmanın ve popülerliğin magazinel yanı var. Yaptığınız işlerle değil, önemsiz şeylerle gündeme geliyorsunuz. Bunu önemsemediğimiz için yurtdışını hedefledik. Kendimizi yurtdışında göstermek için çaba göstermedik. Yalnızca bir fuara gittik. Basından yoğun ilgi gördük ve sürekli takip edildik. Bize ve tasarımlarımıza inandılar.

Vs.: Hangi fuarlara katılıyorsunuz?

İyi ve kendimizi ifade edebileceğimiz birkaç fuar var. Londra'daki "100 % Design" ve Milano ile New York'taki ICFF fuarlarına katılıyoruz. Ticari olmayan, bağımsız, fikir yoğunluğu yüksek yerlerde olmayı istiyoruz.

Vs.: Ürünlerinizi nasıl satıyorsunuz?

Ürünlerimiz mağazalarda yok. Sadece Tünel'de "Autoban Gallery"de ürünlerimizi satıyoruz. Dünyadaki üretimi ve satışı için geçen yıl DeLa Espada firmasıyla yaptığımız ortaklık sonucu şu an ürünlerimiz onların Portekiz'deki fabrikasında üretiliyor. Yine ortağımızın Londra, New York ve Los Angeles'taki showroomlarında ve internet sitesinden tüm dünyaya satılıyor. Ayrıca DeLa Espada'nın distribütörleri aracılığıyla ürünlerimiz Kanada, İrlanda, Danimarka, Singapur, Portekiz, Japonya gibi ülkelere ulaşıyor.

Vs.: Hedefleriniz nelerdir?

Bir yoldayız ve ilerliyoruz. Gidebildiğimiz yere kadar gideceğiz. Sevdiğimiz işleri yapıyoruz. Kendimizi şartlandırdığımız hedeflerimiz yok. Ticari bir kaygımız olmadığı için umursamaz bir tavrımız var. Dünyada daha çok yerde ürünlerimiz satılırsa mutlu oluruz. Çok fazla talep geliyor ve olumsuz cevap vermek istemiyoruz. Yurtdışındaki çeşitli markalara koleksiyon tasarlıyoruz. Bu konuda ilerlemek istiyoruz.



 
balık ağı örerek başladı

Emel Aksoy Gündemir, 17 yaşında ailesine yardım amacıyla ağ örerek başladığı balıkçılık sektöründe 1995'te talebi karşılayamadığı için Japonya'dan özel makineler getirterek, seri ağ üretimine geçti. Bugün sektördeki beş fabrikadan ikisinin sahibi olan Gündemir, Hollanda ve Norveç'e ihracat yapıyor.

Vs.: Girişimcilik hikayenizi dinleyebilir miyiz? Bu işe nasıl başladınız?

Babam avcılık ve balıkçılık yapan biriydi. İşe annemle birlikte onun ağlarını örmekle başladık. O zamanlar ortaokulda okuyordum. Daha sonra su ürünleri yetiştiriciliği sektörü Türkiye'ye girdi ve bu sektörde ağ kafes diken tedarikçilere ihtiyaç doğdu. Birkaç firmaya ağ dikmekle başladık. Başlangıçta annemle birlikte evde ve elde dikiyorduk. Sonra çok talep gelmeye başladı çünkü firmalar dikilmiş ağlarını yurtdışından getiriyorlardı. Bu sırada ben liseyi bitirmiştim ve Ege Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü'nü kazanmıştım. Bir yandan okudum bir yandan da annemle birlikte evde ağları dikmeye devam ettik. Okul bitince bu işin evden ve elle yapılmayacağını düşünmeye başladım. Araştırmalarım sonucu bu işin makinelerle yapıldığını öğrendim. İlk makinemizi Japonya'dan getirttik. Getirilen makine tam olarak ağ dikme makinesi değildi. Biz birtakım aparatlar taktırarak bu makineyi ağ dikme makinesi haline getirdik. 66 metrekarelik bir dükkan tuttuk ve makinelerle Türkiye'de ilk defa ağ diken kişiler olduk. Şu an 30 kişilik personelimiz var. Bu sayı sezonlara göre artabiliyor.

Vs.: Kendinize nasıl bir hedef çizmiştiniz?

Kısa vadedeki hedefim aklımda olan yatırımlarımı tamamlamak ve ihracatımı artırmak. Uzun vadede ise dünyanın bazı ülkelerinde Emel Balık'ın şubelerini açmak. Umarım bunu başarırım.

Vs.: Başarılı olmak için nasıl bir strateji izlediniz?

Çok çalıştım. İşime yatırım yaptım. Ekibimi iyi seçmeye çalıştım. Yenilikleri takip ettim. Yurtiçi ve yurtdışındaki fuarlara katılıp dünyayı takip ederek kendimi ve işimi geliştirdim. Müşterilerime karşı her zaman dürüst oldum. Böylece onların güvenini kazandım. Dolayısıyla da işlerini kazandım.



 
Vs.: İşinize nasıl yatırım yapıyorsunuz?

Şu an dünyadaki son teknoloji ile ağlarımızı dikiyoruz. Çünkü en son çıkan ağ dikme makinelerine sahibiz. Her yıl belli oranda büyüme hedefimiz var. Bu yıllara göre değişiyor. Bir yıl öncesinden bunu belirliyor, yapılacak yatırımlarımızın içine alıyoruz. Bir sonraki yıl bu yatırımları gerçekleştiriyoruz.

Vs.: Kendinizi yolun neresinde görüyorsunuz? Bundan sonraki hedefiniz nedir?

İş bilgisi olarak yolun oldukça iyi bir yerindeyim. Ancak yapılacak yatırımlar konusunda eksiklerimiz var. Çünkü Avrupa'daki firmalar devletten çok iyi destekler alıyor ve çok hızlı büyüyorlar. Bizim onların seviyesine ulaşmamız uzun sürüyor ve hep bir adım arkalarında kalıyoruz. Su ürünleri sektörü dünyada çok hızlı büyüyen ve geleceği olan bir sektör. Türkiye'deki yerli yatırımcıların bu sektöre yatırım yapması gerekiyor. Yoksa şu an olduğu gibi biz ve bizim gibi firmalar yabancı ortak bulup büyümeye çalışıyorlar. Devletin de hibelerini ve desteklerini artırması gerekiyor. Üç tarafı denizlerle çevrili bu ülkeye bir Denizcilik Bakanlığı ve denizcilik ve balıkçılıkla ilgili bir politika şart.

dünyayı temizliyor, tekrar üretime sunuyor

Sema Elmacıoğlu mobilyacılık sektöründe dolgu malzemesi olarak kullanılmak üzere daha kaliteli ve ekonomik olan keçe ve vatka üreterek, kendi markasını yarattı. 2007'de 30 ülkeye 2 milyon Dolar'lık ihracat gerçekleştirdi.

Erciyes Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun olarak 1991'de iş hayatına atılan Elmacıoğlu, 1997'de aile olarak ortakları arasında bulundukları Cennet Yatakları'ndan ayrılarak Türkiye'nin en büyük yatak, kanepe ve oturma grubu üreticilerinin bulunduğu Kayseri'de en büyük ihtiyaçlardan birisi olan dolgu malzemesi üretimine yatırım yapmış. Elmacıoğlu Tekstil Mob. San. Tic. A.Ş.'yi kuran Elmacıoğlu, 17 yıldır mobilya sektöründe faaliyet gösteriyor. Keçe ve vatka üretimini 10 bin metrekare kapalı, 5 bin metrekare açık olmak üzere toplam 15 bin metrekare alanda yürütüyor. Kayseri Sanayi Odası yönetimindeki ilk kadın olan Elmacıoğlu, TOBB Kadın Girişimciler Kurulu'nun da Kayseri Sanayi Odası temsilciliğini yapıyor.



 
Vs.: Başarınızı neye borçlusunuz?

Müşteri memnuniyeti, güçlü iletişim ve kaliteyi her zaman ön planda tuttum. Bunu çalışanlarıma da her zaman ifade ettim. Başarıya ulaşmak zor, ancak başarıyı devam ettirmek daha zor. Bu doğrultuda kaliteyi yalnızca üretimimizde değil firmamızın her biriminde sağlamayı önemsiyoruz. Dünya standartlarının altına düşmeden, insan ve doğaya zarar vermeden, kalite standartlarını takip eden değil kalite standartlarını belirleyen ve yükselten bir oyuncu olmaya çalışıyoruz. Çevreye saygıyı her zaman ön planda tutuyoruz. Dünyayı temizliyor, tekrar üretime sunuyoruz. Yıllık 15 bin ton tekstil atığını geri dönüştürerek çevreyi ve doğayı koruyoruz.

Vs.: Üretim kapasiteniz ne kadar?

2008'de aylık 1400 ton üretim kapasitesine ulaştık. 1400 ton keçe üretimi 1 milyon 400 metrekare yapıyor. Bu da yaklaşık olarak 350 bin tek kişilik yatak ya da 240 bin çift kişilik yatak üretimine denk geliyor. Vs.: Yurtdışına nasıl açıldınız? Şu an ihracat rakamlarınız ne kadar? 2005'te 1 milyon Dolar, 2006'da 1 milyon 500 bin Dolar, 2007'de 2 milyon Dolar ihracat yaparak 30 ülkeye ihracat yapar hale geldik. Ortadoğu, Kafkasya, Rusya ve Avrupa'da üretilen yataklardan 350 bininde bizim ürettiğimiz keçe ve vatkalar kullanılıyor. 2008 yılı ihracat hedefimiz 3 milyon Dolar.

Vs.: Hedefleriniz neler?

Orta ve uzun vadede otomotiv sanayi için keçe üretim yapmak üzere çalışmalara başladık. Kayseri Organize Sanayi Genişleme Bölgesi'nde yeni yatırımlarımızda ihtiyaç duyacağımız 23 bin metrekare arazinin 10 bin metrekaresini kapattık, makine parkını yeniledik, ARGE çalışmalarına hız verdik. İstanbul'da 1000 metrekare alanda toplama merkezi kurduk. Ayrıca Edirne Organize Sanayi Bölgesi'nde 10 bin metrekarelik alanımızda Balkanlar ve Avrupa'daki pazara daha kolay ulaşmayı hedefliyoruz. Ülkemizin geleceğine yatırım yapmak, istihdam sağlamak, Türk ürünlerinin kalitesini dünyaya tanıtmak, çevreci ilkelerimizden ödün vermeden yüksek standartlarda üretim yapmak istiyorum. Sosyal projeler üreterek toplumsal görevlerimizi de yerine getirmeye çalışıyorum. Üretim kapasitemizi ve kalitemizi daha da yükseltmeyi, kalite ve hızlılık prensipleri ile pazar payını artırmayı hedefliyorum.



 
kadınlara özel spor salonu

Nur Olcay 1958 İstanbul doğumlu. Evli ve 18 yaşında bir oğlu var. Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Almanca, İngilizce, İtalyanca ve Fransızca biliyor. İş hayatının ilk yıllarında tekstille uğraşırken bunun kendisini mutlu etmediğini fark edip bambaşka bir sektöre yöneldi: Spor.

Türkiye'nin bu alanda henüz "emeklediğini" düşünen Olcay, ABD'de sadece kadınlara özel olan ünlü spor kulübü "Contours Express"i ülkesine taşımaya karar verdi. 2007 yılında ilk şubesini "Mor İnek" adıyla Kozyatağı'nda açtı. Bir yıldan kısa bir süre içerisinde 200 üyeye hizmet verebilmenin mutluluğunu yaşıyor. Spor yapmanın diş fırçalamak kadar rutin bir iş olduğunu savunan Olcay, "Yaşlanmak beni hiç korkutmuyor ve yaşımla barışık olmamın tek yolunun zinde ve sağlıklı yaşlanmaktan geçtiğini biliyorum. Bu yüzden spor yapıyorum" diyor.

Vs.: ODTÜ İşletme Bölümü mezunusunuz. Sporla ne zaman uğraşmaya başladınız? Sporu nasıl işe dönüştürdünüz?

Üniversite yıllarında lisanslı dağcılık ve kayak yapmamdan ötürü yaşamımın her döneminde bir nebze olsun hep sporla uğraştım. Ben sporun sağlıklı yaşamın bir parçası olduğuna yürekten inanıyorum. Bundan dolayı Türkiye'de henüz emekleme devrini yaşayan bu sektöre yatırım yapmaya karar verdik. Ülkemizde bu dalda kadına yönelik yatırım yapmanın çok daha akılcı olacağının farkına vardım çünkü Türkiye'de orta yaş kadının düzenli egzersiz yapma yüzdesi yok denecek kadar az. Oysa bu rakam ABD'de ve Avrupa'da yüzde 54'lerde. Belki bir piyasa araştırması sonucu ABD'den tüm dünyaya dalga dalga yayılan "Ladies Only" (Kadınlara Özel) konseptine Express 30 dakikalık istasyon tipi egzersiz salonlarını mercek altına alıp incelemeye başladım. Bu sistem spora yeteri kadar zaman bulamayan ama spor yapması gerektiğine de inanan çalışan kadına çok uygun olması nedeniyle aklıma yattı.

Vs.: "Contours Express"in diğer spor türlerinden farkı nedir?

Contours Express, kadın anatomisine uygun egzersiz aletleriyle hem tüm vücut kaslarını çalıştıran hem de aerobik egzersiz yaptırarak yağ yaktıran bir sistem. ABD'de ikinci büyük marka konumunda. 30 ülkede 700'ün üstünde franchise ünitesine sahip. Contours Express'i Türkiye'ye getirmemize sebep olan iki önemli nokta var. Birincisi; Contours Express tüm rakiplerinin aksine hidrolik değil gerçek ağırlıklarla kas çalışması yaptıran bir sisteme sahip. Bu sistem uzun dönemde kasların eklemlere zarar vermeden gelişimini sağlayabilen tek klasik yöntemdir. İkinci önemli nokta ise; Contours Express'in Türkiye Master Franchise haklarını 2009 yılına kadar dondurarak markanın Türkiye'deki franchise satma yetkisini kendi kontrolümüz altına aldık. Bu yıl sonuna kadar franchise satabilmemiz için gerekli hukuki altyapı çalışmalarımızı bitirerek markayı Türkiye çapında pazarlamaya başlayacağız.

Vs.: Gelecekteki projeleriniz neler?

Hedefimiz markayı bir spor merkezi olmaktan öte bir kadın kulübü şeklinde geliştirmek. Diğer amacımız ise, kadınlara sağlıklı yaşam felsefesini benimseterek onların spor egzersizlerini deniz mevsiminden birkaç ay önce mecburen yapılan bir faaliyet olarak görmemesini sağlamaktır. Böylece kadınlarımız sağlıklı ve zinde yaşlanmak için sürekli ılımlı egzersiz yapmayı hayatlarının bir parçası olarak kabul edecekler. Doğru beslenme gibi konularda yol göstermek için şimdiden salonumuzda bir kütüphane oluşturduk.