Mimari: Endüstri Arkeolojisi
Tasarım: Ayşe Birsel
Spor: Olimpiyat Oyunları
Dosya: Content
Ekonomi: Yabancı Sermaye
Teknoloji: İnternet Hukuku





Tüm dünya yabancı sermayeyi kendisine çekebilmek için amansız bir yarış içinde. Türkiye, son yıllarda kaydedilen gelişmelere rağmen, bu yarışta rakiplerinin oldukça gerisinde kalmış durumda. Bunun temel nedeni ise Osmanlı döneminden bu yana yabancı sermayeye kuşkuyla yaklaşılması.

Türkiye'nin temel sorunu kalkınma. Kalkınma için ise her şeyden önce daha fazla yatırım yapmak gerekiyor. Tabii bunun için sermaye şart. Ancak Türkiye gibi gelişme yolunda olan ülkelerde ekonomik sorunların başında "kaynak yetersizliği" geliyor. Yerli sermayenin yetersiz kaldığı durumlarda ise yabancı sermayeyi yurda çekmek şart... Çünkü yatırım, tasarruf, dış ticaret ve teknolojideki açıklar ancak yabancı kaynaklarla kapatılarak kalkınma sağlanabilir.



 

Türkiye'nin yabancı sermayeyi çekme açısından birçok avantajı bulunuyor. Ancak bu avantajlara rağmen arzu edilen düzeyde yabancı sermaye çekebilmiş değiliz. Son dönemlerdeki ekonomik istikrar bu yönde olumlu adımlar atılmasına yol açtı. Yine de Türkiye net yabancı yatırım girişinde birçok ülkenin gerisinde kaldı. Türkiye'ye yabancı sermaye girişi son dört-beş yılda ciddi düzeyde arttı. 2000 yılında, dünyada doğrudan yabancı sermaye pastasında binde birden az pay alan Türkiye'nin payı, yüzde ikiye yaklaştı. 2002'de 1,1 milyar Dolar düzeyinde olan yatırımlar, geçtiğimiz yıl itibariyle 20 milyar Dolar seviyesine ulaştı.

Buna rağmen, bu artış diğer gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında beklenenin altında. Rakamlar Çin, Singapur, Rusya gibi ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça gerilerde. Örneğin Çin'e her yıl 70 milyar Dolar yabancı yatırım yapılıyor.

OBunun çeşitli nedenleri var. Uzun vadeli istikrar, yönetişim eksikliği, hantal bürokrasi, kamu kuruluşları arasındaki koordinasyon eksikliği, mevzuatın yetersizliği gibi nedenler yabancı sermayeyi kaçıran etkenler.

Kar Adam Yeti

Ancak bir neden var ki, belki de hepsinden daha önemli. Bu da yabancı sermayeye bakış… Osmanlı döneminden bu yana Türkiye'de yabancı sermayeye hep soğuk yaklaşıldı.

Bir dönem Dünya Bankası Türkiye Direktörlüğü'nü yürüten Ajay Chhibber'in sözleri bu durumun en bariz göstergesi. Chhibber, Türk halkının yabancı sermayeye, Himalayalar'da yaşadığı söylenen "Kar Adam Yeti" gibi davrandığını söylüyor: "Çocukluğumda Himalayalar'da yaşadığı söylenen Kar Adam Yeti vardı. Herkes ondan bahsederdi ama bu Yeti ortada yoktu. Sonra birisi onu sevimsiz, korkulan bir yaratık olarak tanımlandı. Türkiye'de de yabancı sermaye sürekli konuşuluyor, tartışılıyor ama bu yabancı sermaye kim ise tam olarak gören yok. Biraz da olumsuz tanımlanmaya başlandı." Fabrika yerle bir edildi.

Örneğin Osmanlı Dönemi… Osmanlı Devleti kapılarını yabancı sermayeye 1 Mart 1839 tarihinde Osmanlı-İngiliz Serbest Ticaret Anlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle açtı. Ancak bu karar halk tarafından pek sıcak karşılanmadı. Beyoğlu tepelerine kurulan, İngiliz ve Fransız mallarının satıldığı çadırlar yeniçeriler tarafından ateşe verildi. Yine aynı dönemde bir Ermeni tüccar Fransa'dan giderek oradaki buhar makinesiyle işleyen bez ve kumaş tezgahlarını incelemiş, bir vapur dolusu makine ve malzeme ile İstanbul'a gelmiş, Hasköy'e kurduğu fabrikada üretime geçeceği sırada yeniçeriler fabrikayı yerle bir etmişti.

Bu direnişe rağmen hükümet yabancı sermayeye adeta muhtaçtı. Çünkü özel kesimin elinde yeterli birikim olmadığı için sanayi gelişmemiş, devlet eliyle başlatılan sanayileşme hamlesi de sonuçsuz kalmıştı. İstanbul Yedikule ile Küçük Çekmece arasındaki bölge İngiltere'nin sanayi kenti Manchester'dan esinlenilerek "Türk Manchesterı" ilan edilmiş fabrikalar açılmıştı. Ancak bu iyi niyetli hareket istenilen sonuçları vermedi. Bu durum gözlerin bir kez daha yabancı sermayeye çevrilmesine neden oldu.

Bu dönemde demiryolları yabancı sermayeyle yapıldı. Anadolu'nun ilk demiryolu olan İzmir-Aydın hattı İngilizler, Rumeli demiryolu ise Avusturyalılar tarafından gerçekleştirildi. Demiryolunun Avusturyalılar tarafından yapılacak olması yine yoğun muhalefetle karşılandı. Özellikle hattın Topkapı Sarayı'nın bahçesinden geçecek olması tartışmaları alevlendirdi. Kavga, Sultan Abdülaziz'in "Memlekete demiryolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin" demesiyle sona erdi.



 
Yabancılar bürokrasiyi aşamadı

Yabancı sermayenin önündeki bir engel de bürokrasiydi. Bir küçük un değirmenine ruhsat vermek için bakanın imzasının yanında teftiş heyetinin incelemesi, sağlık kontrolü, meclis onayı gibi engeller çıkıyordu.

Yabancı şirketlerin yatırım yapabilmesinin bir koşulu da rüşvet vermekti. Avrupa ve dünya piyasasında hatırı sayılır konumları bulunan günümüzün kimi çokuluslu şirketlerinin iyi niyetli girişimleri rüşvet engeline takıldı.

Yabancı sermaye karşıtlığının göstergesi de yerli malı kampanyalarıydı. Kampanyanın simgesi Avusturya'dan ithal edilen fes boykotu oldu. Halk Avusturya sermayeli mağazalardan alışverişi engelliyordu. Avusturya'dan yapılan siparişleri iptal ediliyor, liman görevlileri Avusturya mallarını boşaltmıyordu.

Bu dönemde fes yerine "serpuş-u milli" olarak adlandırılan kalpak giyenlerin sayısı çoğaldı. Batı basınının "Viyana kuşatmasından daha etkili oldu" diye nitelendirdiği bu kampanya yabancı sermayeli birçok işletmenin kapanmasına neden oldu.



 
Ey Türk zengin ol

Birinci Dünya Savaşı yıllarından itibaren yabancı sermaye karşıtlığı daha keskin bir hal aldı. "Ey Türk zengin ol" sloganıyla hareket eden İttihat ve Terakki hükümetinin ekonomi politikası ticaretin azınlıklardan alınarak Müslüman tüccarlara verilmesi üzerine kurgulanmıştı. Bu dönem başta yabancı sermaye büyük ölçüde tefsiye edildi.

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte yeni yöneticiler yabancı sermayeye "ülkenin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmak kaydıyla" hoşgörü ile bakmaya başladı. Atatürk, İzmir'de toplanan Birinci İktisat Kongresi'nde geçmişin acı tecrübelerine rağmen akılcı bir tutumla yabancı sermayeye karşı olmadığını, yasalarımıza uymak şartıyla yabancı sermayeye gerekli güvencenin verileceğini açıkladı. Ancak dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz ve bu dönemde yapılan millileştirmeler de ülkeye istenilen ölçüde yabancı sermayenin gelmemesine yol açtı.

Hamallar Ford'u kaçırdı

Yasal düzenlemeler yapılsa da yabancı sermayeye bakışı değiştirmek o kadar kolay değildi. Cumhuriyetin otomotiv sektöründeki ilk yatırımını Ford gerçekleştirdi. İstanbul'da bir montaj tesisi kurulacak, üretilecek otomobil, kamyon ve traktörler Rusya'ya ihraç edilecekti. Fabrika 1929'da faaliyete başladı. Ancak yabancıların ekmeklerini ellerinden alacağını düşünen gümrük hamallarının parça sandıklarını denize atması Ford'un yatırımlarının sonunu getirdi. Fabrikanın üretimi 1934'te tamamen durdu.

Yabancı sermaye karşıtlığının bir başka göstergesi de Wagons Lits olayı oldu. Türkiye'de demiryollarını işleten şirket, bir Türk çalışanına Türkçe konuştuğu için ceza verince şirketin büroları tahrip edildi. Bu olayın ardından birçok yabancı şirket Türkçe isimler alarak kimliğini gizleme yoluna gitti.

Yabancı sermaye önündeki engellerin büyük bölümü İkinci Dünya Savaşı sonrası kaldırıldı. Ancak 1954 yılında yürürlüğe giren ve çok liberal hükümler taşıyan 6224 sayılı Yasa'ya rağmen, 1990 yılına kadar Türkiye'ye istenilen ölçüde yabancı sermaye gelmedi. Bu durum sadece yasal düzenlemeler ile yabancı sermayenin çekilemeyeceğinin kanıtıydı. Yabancı sermayenin gelmesi için istikrar şarttı. Oysa Türkiye petrol krizleriyle, darbelerle, döviz darboğazlarıyla, Meclis'teki çekişmelerle, Kıbrıs sorunuyla boğuşuyordu.



 
Siemens'in patronu mahsur kaldı

Örneğin Siemens'in Türkiye'de kablo fabrikası kurma planı 1960 ihtilali nedeniyle iptal oldu. 25 Mayıs 1960 günü Türkiye'ye gelen Siemens'in patronu Ernst von Siemens, 27 Mayıs ihtilali sonrası yurtdışına çıkış yasaklanınca Türkiye'de mahsur kaldı. Alman patron İstanbul valisinin yardımlarıyla uçağa bindirilip ülkesine gönderildi ancak fabrika işi kaldı.

Nejat Eczacıbaşı'nın şu anısı da çalkantılı ortamın göstergesi: "1970'lerin ikinci yarısında ortam kötüleşmişti. Toplum can güvenliğinden korkar oldu. Türkiye'ye bir süre önce bir Alman heyeti gelmişti. Arkadaşlardan biri ‘Neden gelip yatırım yapmıyorsunuz?' diye sordu. Ben de döndüm, ‘dostum' dedim, ‘Altı yıl önce sen değil miydin bana Türkiye'den kaçmamı öğütleyen? Bu ortamda yabancı sermaye gelir mi?' dedim."

Dönüm noktası 1980

Türkiye'nin yeni dünya düzenine entegrasyonu ancak 1980'de 24 Ocak Kararları ile başlayabildi. Ancak alınan kararlara rağmen 1980 yılından 2000 yılı Mart sonuna kadar 12 milyar 488 milyon Dolar'lık yabancı sermaye girişi gerçekleşti. Beklenen sıçrama ancak 2005'te gerçekleşti. Ekonomideki iyileşme, istikrar ortamı, AB ile üyelik müzakerelerinin başlaması Türkiye'yi cazip bir ülke haline getirdi. 2004'te 2,8 milyar Dolar olan yabancı sermaye, 2005'te 9,6 milyar Dolar'a, bir yol sonrasında ise 20 milyar Dolar'a ulaştı. Geçtiğimiz yılı da yine 20 milyar Dolar'la kapattık. Birleşmiş Milletler verilerine göre Türkiye tüm ülkeler arasında 9., gelişmekte olan ülkeler sıralamasında ise 5. sıraya yükseldi.

Yabancı sermaye artışı ile birlikte yabancı şirketlerin sayısı da arttı. 1954'ten 1999 yılına kadar Türkiye'de toplam 4 bin 141 uluslararası şirket faaliyette bulunuyordu. 2007 Nisan ayında uluslararası şirket 16 bin 87'ye ulaştı.

Ancak önümüzdeki dönem için manzaranın mükemmel olduğunu söylemek yine de zor. Özelleştirmelerde yaşanan sıkıntılar, büyümenin yavaşlaması, siyasi çalkantılar gibi nedenler yabancı sermayenin tekrar Türkiye'den kaçma tehlikesini doğurdu. Dolayısıyla, bu süreçte ileriye dönük pozitif sinyaller verilmesi gerekiyor. Çünkü yabancı sermaye çekme konusunda birçok rakibimiz var.



 
Büyümenin anahtarı yabancı sermaye

  • Yabancı sermaye ev sahibi ülkenin toplam tasarruf oranını yükseltir. Sermaye açığını kapatır. Yatırım oranını ve üretim kapasitesini artırır.
  • Ülkeye ileri teknoloji ve işletmecilik bilgisi getirir.
  • İthal ikamesi ve ihracatı artırma etkileriyle, dış açığı azaltır.
  • Yurtiçi rekabeti artırır, tekelciliği kırar.
  • İşsizlik sorunun çözümüne katkıda bulunur.
  • Sağladığı karlar yoluyla, vergi gelirini artırır.

Türkiye'nin artıları

Türkiye yabancı sermaye açısından cazip bir ülke. Her şeyden önce Türkiye dünyanın en büyük 15–20 pazarından biri. Hem ulaşım, enerji ve yeterli teknolojik altyapıya hem de insan kaynakları açısından yatırımcı için cazip koşullara sahip. Geniş bir işgücünün yanı sıra çok iyi eğitim görmüş bir yönetici sınıfı ve ortaklık yapabilecek son derece girişimci, dinamik bir kesime sahip. İşgücü maliyetleri ve diğer üretim faktörleri de diğer ülkelere göre nispi olarak ucuz. Coğrafi açıdan ise Doğu Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu'nun ortasında, tüm pazarlarla ilişki içinde olan bir jeopolitik konumda bulunuyor. Bunlara ek olarak, Türkiye dünyanın en liberal yabancı yatırım mevzuatlarından birine sahip. AB ülkeleriyle yapılan Gümrük Birliği anlaşması da olumlu bir faktör.

Çin'in başarı formülü

Günümüzün küreselleşen dünyasında gerek sanayileşmiş ve gelişmesini tamamlamış ülkeler, gerekse gelişme yolunda olan ülkeler yabancı sermaye olarak ifade edilen yabancı özel doğrudan sabit sermaye yatırımlarını kendilerine çekebilmek için büyük çaba harcıyor. Çünkü yabancı yatırım ev sahibi ülkeye sermaye, yeni teknoloji, modern know-how, yönetim becerisi, pazarlama katkısı ve ihracat imkanı gibi yararlar sağlıyor.

Dünya Bankası verilerine göre Çin'in en hızlı büyüyen ülke olmasında GSYİH içinde yabancı sermayenin payının artmasının büyük payı var. Aynı durum Tayland, Endonezya, Brezilya gibi hızlı büyüyen diğer ülkeler için de geçerli.