Mimari: Endüstri Arkeolojisi
Tasarım: Ayşe Birsel
Spor: Olimpiyat Oyunları
Dosya: Content
Ekonomi: Yabancı Sermaye
Teknoloji: İnternet Hukuku





Kültürel miras denince aklınızda neler canlanıyor? Anıtlar, mabetler, yazıtlar, kaleler, tarihi kalıntılar, konaklar... Peki ya fabrika binaları? “Endüstri binasından kültürel miras mı olur?” demeyin. Endüstriyel tarihin ve kentlerin birer parçası olan fabrikalar endüstri arkeolojisinin de ilgi odağı.

Endüstri sözcüğü tanıdık. Arkeoloji de öyle… Ama ikisi birleştiğinde çoğu insan için yeni bir kavram ortaya çıkıyor: Endüstri arkeolojisi...

Genel tanımıyla endüstri arkeolojisi, çeşitli nedenlerle işleyemez duruma gelen endüstri binalarının, donanımın, üretim biçimlerinin ele alındığı bir disiplin. Üretim biçiminin yanı sıra işçilerin yaşadığı konutlar ve sosyal tesisler gibi yerleşkenin bütün birimleri ve endüstri devrimi öncesinde elle üretim yapılan işletmeler de endüstri arkeolojisi kapsamında değerlendiriliyor.



 

Endüstri arkeolojisi, endüstri kültürünün somut ve soyut bütün kalıntılarını, belgelerini, endüstriyel üretimle inşa edilmiş olan ya da endüstriyel işlemlerle oluşturulan bütün yapıları, kentlerin peyzajını, doğal alanları, yerleşimleri, yani bütün bu tarihsel katmanlaşmayı ele alan bir konu. Yalnızca mimarlıkla değil; mimarlık, teknoloji, bilim ve sanayi tarihiyle, korumayla, ekonomiyle de ilgili. Dolayısıyla farklı disiplinlerin bir arada olmasını gerektiriyor.

Tarihi endüstri binalarının bilimsel çerçevede korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması dünyada 50 yıldır büyük önem kazanmış durumda. Ülkemizde de son 10 yıldır bu alanda geniş kapsamlı çalışmalar yürütülüyor.

Endüstri arkeolojisi alanında uzman olan Kocaeli Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Restorasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. T. Gül Köksal, ülkelerin ekonomik gelişimine katkı sağlayan endüstri tesislerinin, sanayi geçmişinin izleri olarak kent ve kamu yararına kullanılmak üzere yeniden değerlendirilebileceğini, endüstri yapıları aracılığıyla tarihimizin bir kesitine ulaştığımızı söylüyor.



 
Tarihsel geçmişimizin tanıkları

“Endüstri binaları kentlerin dönüşümüne önemli etki ediyor. Endüstri müzesine dönüştürülen lengerhane ve tersanede gerçekleştirilen üretim sürecini görmek esasından büyük önem taşıyor. Tesiste, Şirket-i Hayriye’nin boğaz ulaşımını sağlamasıyla birlikte daha öncesinde kayıklarla geçişler yapılırken vapurlarla kitle iletişimi mümkün hale geldi. Şirket-i Hayriye’den sonra boğazda kitle ulaşımı sağlandığından boğaz bölgesinde yerleşimler de ortaya çıktı. Gidilmeyen yerde yerleşim de yoktu. Silahtarağa’da üretilen elektrik ise elektriğin evlere kadar ulaşımını ve kentin dönüşümü sağladı. Bu endüstri yapıları kenti dönüştüren önemli unsurlar, bunlara yalnızca bir endüstri binası olarak bakmak doğru değil. Endüstrinin arka planında tarihsel geçmişimiz yatıyor” diyor.

Endüstri mirasının gelecek kuşaklara aktarılabilmesi, yapıları uygun bir işlevle kent hayatına kazandırmanın yanı sıra özgün kimliklerini de korumayla sağlanabilir. Endüstri binalarının, endüstrileşme sürecini daha önceden yaşamaya başlayan batı toplumlarında klasik müzeden interaktif müzeye kadar çeşitli kullanım alanları bulunuyor. Yeniden işlevlendirilen binalar kimi zaman bir konser salonu olarak dinleyicilere, makineler arasında farklı bir müzik deneyimi yaşatıyor. Kimi zaman ise dalış okuluna dönüştürülen gaz depoları ya da tırmanma kulesi olarak kullanılan yüksek bacalarıyla yaşama yeniden kazandırılıyor.



 

Ülkemizde endüstri arkeolojisi alanında yapılan çalışmalar artarken diğer yandan korumaya değer nitelikteki endüstri alanlarının da aynı oranda azaldığını vurgulayan Köksal, “Bilinçsizce değil ama farklı bir bilinçle yapılan müdahaleler tarihi endüstri tesislerinin hızla yok olmalarına ve kültürel-mimari mirasın kaybolmasına neden oluyor” diyor.

Türkiye’de endüstrileşme, Osmanlı döneminden bu yana İstanbul merkezli gerçekleşti. Bu nedenle İstanbul’un endüstrileşme sürecini izlemek, Osmanlı Devleti’nin endüstrileşme süreci hakkında bilgi edinmeyi de sağlıyor.

İstanbul’da inşa edilen endüstri tesisleri 17. yüzyıla kadar devlet ve kamunun ihtiyaç duyduğu maddelerin üretimi ağırlıklı olarak zanaatkarlar ve loncalar çevresinde şekillenen küçük işletmeler tarafından sağlanıyordu. “Karhane” olarak adlandırılan bu işletmelerde üretim, çoğunlukla elle ya da basit aletlerle gerçekleştiriliyordu. Bu dönemde İstanbul’daki en önemli endüstri tesisleri, temelleri 15. yüzyılda atılan Tersane-i Amire ile 16. yüzyılda atılan Tophane-i Amire’ydi. Kentte 18. yüzyılda inşa edilen Azadlı Baruthanesi gibi birkaç endüstri tesisini, 19. yüzyılda iki ayrı aşamada kurulan fabrikalar izledi. Bu fabrikalarda üretimi yönetmek üzere Avrupa’dan yüksek ücretler ödenerek mühendisler, teknisyenler, hatta işçiler getirtildi. Üretilenlerin devlet tarafından satın alınması, fabrikaları yabancı rekabetinden koruduğu halde Avrupa makinesi, hammaddesi, hatta ustasıyla işleyen bu fabrikaların büyük bir kısmı kısa sürede kapandı.

İkinci aşama ise, 1880’lerden sonra gerçekleşti. Osmanlı ekonomisinin serbest ticaret antlaşmasını kabul ettiği yıllarda kurulan fabrikalar, kısmen yerli, kısmen de yabancı sermayeyle desteklendi. Osmanlı fabrikalarının dörtte üçü gibi büyük bir kısmı bu dönemde kuruldu.



 
Günümüze 40 tanesi ulaşabildi

20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarında bulunan endüstri işletmelerinin yüzde 55’i İstanbul’da yer alıyordu. Kentte, enerji, gıda, giyim, dokuma, deri, maden, toprak, ağaç ve kimya endüstrilerine ait; 33 adedi Anadolu yakasında, 222 adedi Avrupa yakasında ve biri Büyükada’da olmak üzere 256 adet fabrika ve imalathane bulunuyordu. Bunlardan günümüze yaklaşık 40 adet ulaşabildi. İstanbul’un endüstri geçmişinin önemli birer temsilcisi olarak günümüze ulaşan tarihi endüstri tesislerinin bir kısmı işlevini sürdürüyor, bir kısmı terk edilmiş durumda, bir kısmı da yeniden işlevlendirilerek kullanılıyor.

Santral kültür üretiyor

Bunlardan biri Santralİstanbul. İstanbul’un en eski endüstri bölgesi Haliç’te 1911’de kurulan ve 1983’e kadar elektrik üreten Silahtarağa Elektrik Santrali o tarihten sonra Haliç’te atıl durumda kaldı. Ancak, eski ve köhne bir görünüme bürünen santral benzersiz bir endüstri mirası niteliği taşıyordu. Silahtarağa Elektrik Santrali yeniden canlandırılarak Santralİstanbul projesiyle bir çağdaş sanatlar müzesi, kültür ve eğitim merkezi haline getirildi. Bir zamanlar İstanbul için elektrik üreten santral, artık kültür ve sanat üretimi yapıyor.



 
Türkiye’nin ilk sanayi müzesi

Haliç kıyılarındaki Lengerhane Binası ve Hasköy Tersanesi da Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından satın alınarak Türkiye’nin ilk ve tek sanayi müzesi haline getirildi. Vakıf 1991’de 3. Ahmet Dönemi’nde tersane tesisleri için kurulan ve daha sonraki yıllarda Tekel–Cibali Tütün Fabrikası tarafından ispirto deposu olarak kullanılan Lengerhane Binası’nı satın aldı. 2,5 yıl süren restorasyon çalışmasının ardından 1994’te müze olarak ziyarete açıldı. 1996’da ise 1861’de hizmete giren Osmanlı Deniz Hatları Şirketi’nin (Şirket-i Hayriye) en küçük tersanesi olan Hasköy Tersanesi satın alındı. Aslına uygun bir şekilde yenilenen tersane 2001’de müzeye dahil edildi. Hasköy Tersanesi’nde bugün Rahmi M. Koç Galerisi, sualtı, ne-nasıl çalışır, dene-öğren, bilgisayar tarihi, tarım, bisikletler-motosikletler, bebek arabaları, sakat arabaları, at arabaları, otomobiller, dizel motorları-buhar makineleri, zeytinyağı fabrikası, ahşap atölyesi, gemi makineleri, kızak, çarşı (eski döneme ait çarşı dükkanları), gemi buhar makinesi, denizcilik ve raylı ulaşım bölümleri yer alıyor.



 
Endüstri mirasımız

Tesis Kuruluş yılı Mekan
Dolmabahçe Gazhanesi 1854 Beşiktaş
Nakkaştepe Gazhanesi 1864 Kuzguncuk
Yedikule Gazhanesi 1880 Yedikule
Hasanpaşa Gazhanesi 1891 Kadıköy
Silahtarağa Elektrik Santrali 1913 Kağıthane
Üsküdar Elektrik Fabrikası 20. yüzyıl Bağlarbaşı
Unkapanı Un Fabrikası 1866 Unkapanı
Terkos Su Pompa İstasyonu 1883 Terkos Havzası
Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası 1884 Cibali
Kasımpaşa Un Fabrikası 1886 Kasımpaşa
Bomonti Bira Fabrikası 1902 Feriköy
Paşabahçe İspirto-İçki Fabrikası 1923 Paşabahçe
Likör ve Kanyak Fabrikası 1930 Mecidiyeköy
Taksim Su Tesisi 1732 Taksim
Hamidiye Su Terazisi 1900’den önce Maslak
Feshane Fabrika-i Hümayunu 1833 Defterdar
Bakırköy Bez Fabrikası 1850 Bakırköy
Beykoz Dikimhane 19. yüzyıl Beykoz
Korse Fabrikası 19. yüzyıl sonu Fatih
Hereke Fabrika-i Hümayunu 1845 Hereke
Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası 1810 Beykoz
Bakırköy Baruthanesi 18. yüzyıl başı Bakırköy
Küçükçekmece Kibrit Fabrikası 1888-97 Küçükçekmece
Sabuncuzade Şakir Sabun Fabrikası 1908 Eminönü
Büyükdere Tekel Nektar ve Kibrit Fabrikası 1908-32 Büyükdere
Tersane-i Amire 15.-19. yüzyıl Haliç-Hasköy arası
Tophane-i Amire 18.yüzyıl Tophane
Lengerhane 18.yüzyıl Hasköy
Darphane-i Amire 18. yüzyıl sonu Sultanahmet
Makine-Demir Fabrikası 1845 Zeytinburnu
Şirket-i Hayriye Tersanesi 1861 Hasköy
Nalbanthane 1841 Üsküdar
Şahbaz Agiya Tuğla Fabrikası 1882 Sütlüce
Çini Fabrika-i Hümayunu 1893-1894 Yıldız
Paşabahçe Tuğla ve Kiremit Fabrikası 1910 Paşabahçe
Arslan Osmanlı Anonim Şirketi 1910 Darıca
Haznedar Tuğla Fabrikası 1918’den önce Merter
Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası 1934 Paşabahçe
Yunus Çimento Fabrikası 1926 Kartal



 
Teknoloji tarihi kayboluyor

Sanayi yapıları ve donanımın yıllar boyunca yüksek sıcaklık, zararlı gazlar, aşırı kirlilik gibi üretim sürecinin olumsuz etkileriyle karşı karşıya kalmaları; korozyona eğilimli taşıyıcı sistemin ve teknolojik donanımın zamanla bozulması, üretim teknolojilerinin değişmesiyle tesislerde mekansal değişiklikler yapılması, fabrikalardaki donanımın ve işletim sisteminin modern teknoloji ürünleriyle yer değiştirmesi, işlevini yitiren sanayi yapılarının düzenli bakım ve onarımdan yoksun kalarak terk edilmeleri, donanımın işlevini sürdüren diğer fabrikalara devredilmesi veya hurda olarak satılması gibi nedenler endüstri binalarının zaman içerisinde korunmaya değer niteliklerini neredeyse tamamen yitirmesine yol açıyor. Donanımının ve işletim sisteminin izlerini bünyesinde barındırmayan bir fabrika, yalnızca bir “üretim kabuğu” halini alıyor. Modern teknolojiyle yenilenin bir sanayi tesisi ise 20. yüzyılın son yıllarına ait üretim izleriyle, geçmişine dair çok az bilgi sunarak “teknoloji tarihi” değerini yitiriyor.

Endüstri binalarının bozulmadan günümüze ulaşmasında karşılaşılan sıkıntılar ne yazık ki bunlarla sınırlı değil. Endüstri yapılarının diğer mimari ve kültür miraslarından daha az değerli olarak algılanması da önemli bir sorun. Yüksek rant değerleri, koruma ve yeniden kullanım uygulamalarının yüksek maliyette olması, uygun olmayan işlev seçimleri, yapının özellikleri dikkate alınmadan gerçekleştirilen eklemeler de endüstri yapılarının tarihi izlerinin yok olmasına neden oluyor.