Sevil Atasoy
Talha Çamas
Ayaküstü Röportaj
Yazar: Yaprak Özer





Türkiye ziyaretçi sayısı bakımından dünyada ilk 10’da. Özellikle son 10 yılda ziyaretçi sayısında ciddi artış gözlemleniyor. Ancak harcama miktarında aynı artış söz konusu değil. Sektörün duayenlerinden Talha Çamaş’a göre çözüm hareketliliğin tüm yıla va tüm Türkiye’ye yayılması.

Talha Çamaş, “Adam Olacak Çocuk” denilebilecek kişilerden. Henüz 16 yaşında bir grup arkadaşıyla ceplerinde harçlık niteliğinde bir parayla yollara düşen bir maceraperest. Otostopla Türkiye’yi dolaşan ve bir noktadan bir noktaya seyahatlerini kolaylaştıracak her türlü yardımı “Amacımıza uymaz” diyerek geri çeviren idealist bir maceraperest.



 

Cebinde üç kuruş parayla hiç bilmediği yollara düşmek herkesin harcı olmadığından ilk önce bu cesaretini sordum. “16 yaşındaydım” diye anlamlı bir yanıt veriyor. Başka bir açıklaması yok. Bugün üzerinde günlerce düşünüp yapamayacağı bir iş olduğunu kabul ediyor. Ama o yaşlarda bir dakika bile düşünmeden kendini yollara atıp şansının da yardımıyla hayatının en güzel deneyimlerinden birini yaşamış. Bu deneyim ve heyecan yıllar boyu sürecek bir meslek aşkını da beraberinde getirmiş.

Bu gözü kara genç, bugün özellikle kongre turizmi alanında ülkemizde uzmanlaşan ilk yönetici olarak anılıyor. Çamaş, HABİTAT II, AGİT, 10. Dünya Kulak Burun Boğaz Kongresi, Dünya Satranç Olimpiyatları, NATO Zirvesi dahil olmak üzere 600’ün üzerinde ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum, toplantının fiilen yönetiminde bulundu.

1981’de kurucu ortağı olduğu Visitur Seyahat A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Çamaş, Türkiye’nin ilk hip oteli Sofa Hotel’in de ortakları arasında yer alıyor. Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı Eurovision ve Formula 1 gibi organizasyonların liderliğini yürüten Çamaş, Türkiye’de turizm sektörünün gelişmesinde aktif rol oynuyor.



 
Vs.: Türkiye’nin turizm potansiyelini değerlendirir misiniz?

Türkiye’de turizm hareketleri hep yabancıların ülkemizi ziyaretlerinin sayısıyla değerlendirildi. Oysa turizm hacmi hem Türkiye’yi ziyaret edenlerin hem de Türk halkının seyahatlerinin toplamından oluşur. Özellikle son yıllarda Türk insanının yurt içine ve yurt dışına seyahatlerinde bir artış olduğunu da düşünürsek, Türkiye’nin turizm hacminin ciddi bir büyüme içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Dünya Turizm Örgütü’nün de ortaya koyduğu gibi Türkiye, özellikle 2000’lerdeki çıkışıyla, ziyaretçi kabul sayısı bakımından ilk on ülke arasında yerini aldı. Ancak Türkiye, gelen ziyaretçi sayısı açısından artışı sağlarken iki sıkıntıyı yaşıyor. Birincisi, bu sayıları çok dar bir zaman dilimine sıkıştırıyor. İkincisi, gelen ziyaretçi sayısında artışı sağlasa da kişi başına düşen harcama kapasitesi beklenenin altında kalıyor. Bu iki sıkıntının aşılması gerekiyor. Tüm yıla yayılan bir turizm hareketliliği sağlanmalı ve harcamalar yukarı çekilmeli.

Vs.: Bunun için neler yapılmalı?

Sahil kesimlerindeki turist profilinin değişmesi gerekiyor. Emeklilik turizmi gibi yaz ayları dışında diğer aylara yayılan turizm aktivitelerini hayata geçirdiğimiz takdirde yılın 12 ayına turizmi yaymak mümkün olabilir. Ayrıca klasikleşmiş “her şey dahil” turizm modelinin de düzenlenmesi gerekli. Tesislerin neredeyse tamamı “her şey dahil” sisteminde çalıştıklarından kişi başına harcama kapasitesini artırmak mümkün olmuyor. Bu sistemle, ülkemize gelen yabancıları otele hapsediyoruz. Bunun sonucunda otel dışı harcamalar minimum düzeyde kalıyor. Turizmin görevlerinden biri olan gelir dağılımını daha geniş bir ticari alana yayma engelleniyor. Sistem, otel dışında harcama yapmayı cazip kılmıyor. “Her şey dahil” sisteminin çok ciddi gözden geçirilmesi gerekiyor. Harcamanın artırılması konusunda da Türkiye önemli sorunlarla karşı karşıya. Bunların ilki bölgesel konumu. Türkiye’nin bölgesel konumu turizm açısından arzu ettiği seviyeye ulaşmasında bir engel teşkil ediyor. Komşularında sıcak çatışmaların yaşandığı bir coğrafyada yer alması ve zaman zaman terör konusuyla gündeme gelmesi Türkiye’nin dezavantajları. Ayrıca Türkiye’nin kendini dünyaya doğru tanıtamaması da önemli bir sorun. Türkiye’nin imajına yönelik gerçekleştirilen tanıtım faaliyetleri, Turizm Bakanlığı’nın yapmış olduğu yurtdışı reklam ve tanıtım faaliyetlerinde yoğunlaşıyor. Türkiye bütün imajını bu reklam filmlerinden bekliyor. Oysa bir ülkenin imajı yalnızca turistik bölgelerinin tanıtımı değil, bütünsel görüntüsüdür.



 
Vs.: Bu sorunlara rağmen Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da turizm hareketliliğinin artış göstermesi bir tezat değil mi?

İstanbul bütün bu olumsuzlukların yanında son yıllarda giderek popüler olmaya başlayan bir kent haline geldi. Özellikle kültürel aktivitelerin İstanbul’da müthiş bir artış kaydetmesi, eğlence yerlerinin sayısında artış yaşanması, bu mekanların bir bölümünün uluslararası medyada yer alması, Formula 1 gibi büyük etkinliklerin düzenlenmesi, dünya çapında şöhretlerin İstanbul’u ziyaret etmesi, moda markaların İstanbul’a daha çok rağbet etmesi, kongre turizmi açısından İstanbul’un tercih edilen bir destinasyon haline gelmesi turist sayısında artışın ve hızlı büyümenin nedenleri. Akdeniz çanağında Türkiye’nin çeşitli avantajları bulunuyor. Öncelikle İtalya ve Fransa çok pahalı, İspanya ise insanlar tarafından çok ziyaret edildiği için neredeyse tüketilmiş bir tatil merkezi. Yunanistan, bu olumsuzlukları nispeten aşma çabası içerisinde. Ancak Yunanistan çok küçük bir ülke ve ne kadar gayret ederse etsin turist sayısını bir yere kadar büyütebilir.

Vs.: Türkiye açısından turizmin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de olumlu yükselme trendinin yaklaşık on yıl daha devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü tesislerimiz yeni ve her geçen gün yenileri ekleniyor. Rekabetten ötürü var olan tesisler de sürekli kendilerini yeniliyor. Son yıllarda trend haline gelen temalı otel konsepti diğer ülkelerden daha önce ve çok daha fazla sayıda Türkiye’de inşa edildi. Bunlar gelecek açısından avantaj. Sık seyahat eden başta Rusya olmak üzere Bağımsız Devletler Topluluğu vatandaşlarının öncelikle Türkiye’yi tercih etmeleri ve ülkemize girişte büyük kolaylıklara sahip olmaları, Türk tur operatörlerinin bu ülkelerde yoğun faaliyet göstermeleri, bu ülke vatandaşlarının harcama yapmada rahat davranmaları Türkiye’nin turizm geleceği açısından avantaj. Bu avantaj gelecek on yıl içerisinde de geçerli olacaktır.

Vs.: Dünyadaki turizm pastasının büyüklüğü ve Türkiye ile İstanbul’un bu pastadaki payı nedir?

Dünyadaki turizm pastasının büyüklüğü yaklaşık 1 trilyon Dolar. Türkiye’nin buradan aldığı pay, yaklaşık 20 milyar dolar civarında. Bu fena sayılmayacak bir pay. Türkiye çok büyük bir aşama kaydetti ve ilk 10 içerisinde yer alıyor. Şu an ilk üçe oynuyor. İstanbul ise Türkiye’nin aldığı turist sayısının yaklaşık dörtte birini çekiyor. Ancak harcama olarak neredeyse yarısını karşılıyor. Ancak Türkiye ortalamasında bir turistin harcaması 650 Dolar iken İstanbul’da kişi başı harcama ortalaması 1.200 Dolar civarında. İstanbul, bir dönem yılda 2 milyon turist çeken bir trende oturmuştu. Son yıllarda kongre turizminin artmasıyla birlikte bugün yaklaşık 5 milyon turist sayısına yaklaştı. Türkiye’ye gelen turistin neredeyse dörtte biri. İstanbul, daha fazla harcama kapasitesine sahip turistleri çekiyor ya da burayı daha fazla harcama kapasitesine sahip turistler tercih ediyor denilebilir.



 
Vs.: Türkler ve dünya hangi amaçlarla seyahat ediyor?

İnsanların yüzde 75’i tatil amacıyla seyahat ediyor. Seyahat eden bu kişilerin yüzde 80’i de yaz ve deniz turizmini tercih ediyor. Kalan yüzde 20 ise kış, kongre ve iş turizmini tercih ediyor. Bu tablo hem dünya hem Türkiye için geçerli. Türkler tatillerini evlerinin dışında, deniz kenarında bir yerde geçirmeyi tercih ediyor. Sayısal olarak çok yüksek olmasa da son yıllarda kültürel ağırlıklı tatilleri tercih eden yüzde 25 oranında entelektüel bir kesim bulunuyor. Türklerin yurtdışı seyahatleri ise alışveriş ve tatil amaçlı. Türklerin seyahat etme alışkanlıklarında sosyolojik bir değişim de göze çarpıyor. Ebeveynlerimizden gördüğümüz şey tatil yapma alışkanlığının olmamasıydı. Bugün ise ulaşımın ucuzlaması, tanıtım, imkanların artması, genç nüfusun ebeveynleri gibi “izin kullanmayayım” diye düşünüyor olmaması seyahat etme alışkanlığının değişiminde rol oynayan unsurlar. 15 yıl öncesinde insanlarımız büyük tatil köylerine, beş yıldızlı gidip pahalı olmasından şikayet ederlerdi. Zaman içerisinde tatil yapılacak yerlerin yalnızca beş yıldızlı tesisler olmadığını da öğrendiler. Daha uygun koşullarda birçok yer olduğunu keşfettiler ve bir pansiyonda, düşük fiyatlı tesislerde kalıp çevreyi gezmeyi öğrendiler.

Vs.: Neden daha çok seyahat ediyoruz? Artık daha mı zenginiz?

İş seyahatlerini veya başka ülkede çalışıp aynı zamanda Türkiye’de yaşayan insanları saymazsanız gerçekten seyahat eden kişi sayısı, 70 milyonluk ülke için komik bir rakam. Ama yine de geçmişle oranladığınızda bir gelişme var. Bu rakamın artışında insanların kazançlarının etkisi var. Ama özellikle büyük kentlerdeki çalışan genç nüfusun merakı eskisinden daha fazla. İletişimin genişlemesi, turizm programlarının özendirmesi, gazetelerin, dergilerin turizm eki vermesi insanları provoke ediyor. Evini, arabasını bir şekilde almış, beyaz eşyalarını tamamlamış kişi için seyahat etmek öncelikli harcama kalemi haline geliyor. Bir de tabii eskiye oranla organize seyahat etme şansı yok. Eskiden insanlar nereye gideceklerini kendileri bulmaya çalışırdı. Bugün ise neredeyse her mahallede seyahat acentesi bulunuyor. Sundukları çok cazip fiyatlar var. Ulaşımın dünyada çok ucuzlamış ve artmış olması seyahati kolaylaştırıyor. İnsanlar bütçelerini ayarlıyor ve yabancıların ülkemizi ziyaretlerinde olduğu gibi çok lüks tüketime kaçmadan tatillerini yapıyorlar. Ancak bu 45 ve öncesi yaş grubunda geçerli bir artış. 45 sonrası ise hala tatil yapmamak, izinlerde köye gitmek, evdeki eksikleri gidermek gibi önceliklere sahip.

Vs.: Organizasyonlarda liderlik konusunda nelere dikkat etmek gerek? Büyük bir organizasyonu yönetmenin lojistiği nedir?

Bunun biraz deneyim ve biraz heyecan olduğuna inanıyorum. Hiçbir işi rutin görmeyip bütün detaylarıyla yeniden görmek hata payınızı azaltır. Bunu da deneyimlerinizle örtüştürerek başarıya ulaşabilirsiniz. Ülkenin koşullarını ve bu koşulların dışında alabileceğiniz destekleri, bütçeyi görebilmelisiniz. Tüm bunları bir arada yapabilirseniz pozitif bir sonuç alabiliyorsunuz. Liderlik ise öncelikle ileri görüşe sahip olma, olasılıkları belki başkalarından önce görebilme, beraber çalıştığınız ekibi doğru seçebilme ve onları bir takım yönetir gibi yönetebilmeyi kapsıyor. Hizmet verdikleriniz insanlar ve hizmet verenler de insanlar. Dolayısıyla öncelikle ekibinizin motive olması gerekiyor ki hizmet verdikleri insanlar da pozitif enerji alarak olaya mutlu baksın. Aksi takdirde siz mekanik olarak ne kadar uğraşsanız da insanlar insan ilişkilerinde mutsuz olursa o organizasyonu da başarılı görmezler, kusur ararlar ya da mutsuz ayrılırlar. Onun için bu iki örtüşen tarafı çok iyi motive etmeniz gerekiyor. Tüm bunları yaparken bir de işvereniniz olduğunu da düşünürseniz, işvereninizin işveren olduğu duygusunu kaybetmeden, aslında sizin onu yönlendirdiğinizi ve yönettiğinizi bileceksiniz. Yani işvereniniz sizi yönettiğini ve işveren olduğunu bilecek, ancak siz bildiklerinizle başarıya nasıl ulaşılacağınızın yolunu göstererek sizin onu bir yerde yönlendirmeniz ve yönetmenizle oluyor. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde başarıya ulaşıyorsunuz. İyi bir orkestra şefi olursanız çatlak sesleri minimuma indiriyorsunuz ve daha armonik, iyi bir konser veriyorsunuz.





 
Vs.: Visitur olarak şu an ne yapıyorsunuz?

Sofa Hotel Türkiye’nin ilk hip denilen, beklentileri yüksek olan seyahat eden kişilere yönelik bir otel. Yeni bir tarzın öncüsü. Bizde hip ya da butik otel dendiğinde oda sayısının azlığı ya da dekorasyonun minimal olduğu gibi bir anlayış var. Oysa hizmet onun önüne geçer. Bina dekorasyonu önemli ama müşteriye hizmet vermeniz çok önemli. Bugün dünyada çok önemli bir gelişme var. Sanata karşı verilen önem. Artık oteller sanatsal yapılar haline geliyor. Ya bina olarak bir sanatsal tarz ortaya çıkarıyorsunuz ya da çok ciddi sanatsal parçalara sahip olan bir mabet haline geliyorsunuz. Sofada sanata öncelik verdik. Hem hizmet standartlarında gerçek bir hip otel olmaya hem de sanata hizmet etmeye yöneldik. Projelerimizden biri otelin içerisinde bir sanat galerisi açmak. İkinci aşamada hedefimiz ikinci, üçüncü oteller. Ama bunun için adımlarımızı çok dikkatli atıyoruz.



 
Talha Çamaş kimdir?

1950’de İstanbul’da doğan Talha Çamaş, yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde tamamladı. 1971’de turizm sektöründe çalışmaya başlayan Çamaş, sektörünün değişik dallarında yöneticilik görevlerinde bulundu. Özellikle kongre turizminin gelişmesine önemli katkılarda bulundu. Bugüne kadar 600’ün üzerinde ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum, toplantının yönetiminde bulundu. 1993-1999 arasında Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB), Turizm Seyahat Acenteleri Vakfı (TURSAV), Uluslararası Kongre Merkezleri İşletme Şirketi A.Ş. (UKTAŞ)’ın başkanlığını yürüttü. 1981’de kurucu ortak olduğu VİSİTUR Seyahat Tic. A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütmenin yanında birçok işletmeci ve yatırımcı şirketin ortağı. Çamaş, “Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü” ve “Fransız Turizm Altın Madalyası” sahibi. Çamaş’ın çeşitli makale ve deneylerini topladığı “Dönence” isimli bir kitabı bulunuyor.



 
“Turizm yeni öğreniliyor”

İnsanlar İtalya’daki Toskana Vadisi’ne büyük ilgi gösteriyor. Oysa Türkiye’de Toskana Vadisi’nin benzeri, şarap dokusuna sahip muhteşem yerler var. Ayrıca adrenalin yükseltici sporlara yönelik, başka ülkelerde olmayan, ülkemizin sunduğu müthiş ürünler var. Ancak bunları dünyaya sunabilmiş değiliz. Bunları sunabilmek ancak bir strateji oluşturulmasıyla mümkün. Sunmadan önce altyapısını ve üstyapısını tamamlamış olmak gerekiyor. Yollarını, güvenliğini, sağlık merkezlerini, konaklama tesislerini, yerel rehberlik sistemlerini kurmuş olmak gerekiyor. Tüm bunlar tamamlandıktan sonra tanıtım aşamasına geçebilirsiniz. Türkiye bunları yeni öğreniyor. Turizm bugüne kadar kendiliğinden gelişti. Bütün olumsuzluklara rağmen sektör hızla büyümüşse bunu başarı saymak gerekiyor. 20 yıl öncesinde, bir sektörden ziyade hobi gibi algılanıyordu. Bu yüzden bugün gelinen nokta bir başarı öyküsüdür.



 
Mikonos turizm mucizesi mi?

Mikonos yeni bir yer değil. Daha önceki yıllarda da bilenler gidiyordu. Ancak son dönemde hem Avrupa’da hem de Türkiye’de popülerliği çok yüksek bir destinasyon haline geldi. Ayrıca Yunanistan, ana karada çok fazla turizm alternatifi sunabilme şansına sahip bir ülke değil. Dolayısıyla turizm ürünü olarak adalarını kullanıyor. Oysa Türkiye birçok yerini henüz keşfediyor. Yabancıları bırakın Türkler bile Gökçeada’yı, Bozcaada’yı henüz keşfediyor. Türkiye, Bozcaada’yı doğru konumlandırır ve doğru sunarsa yabancıların ilgi göstereceği bir destinasyon olacak. Türkiye’nin, tek başına bir ürün olarak dünyaya sunabileceği pek çok bölgesi var. Bugüne kadar yalnızca Güney, Ege ve İstanbul ağırlıklı bir turizmden söz ediliyordu. Tabii turizm sektörü bu arada çok büyük sıkıntıları da atlattı. 1974’ten bu yana depremden teröre savaştan salgına birçok konuyla uğraştı. Bütün bunlara rağmen turizmde hala var olabilmek ve büyüyebilmek kolay değil.