Sevil Atasoy
Talha Çamas
Ayaküstü Röportaj
Yazar: Yaprak Özer





İstanbul bir cadı kazanı mı? Türkiye, kriminal laboratuvarlar açısından Batı’dan çok mu geri? DNA’larımızı alıp bize yönelik biyolojik silah üretecekler mi? Bu ve daha yüzlerce soru zihnimizi zaman zaman kurcalıyor. Ama hiçbir şey göründüğü gibi değil. Prof. Dr. Sevil Atasoy anlatıyor.

Gazetelerin üçüncü sayfalarını okuyunca ya da ana haber bültenlerini izleyince insan kimi zaman kendisini güvende hissetmekte zorlanıyor. Hatta ekonomik nedenlerle son yıllarda suç oranlarının arttığını, insanların birbirlerine karşı belki de daha tahammülsüz olduğunu gördükçe iş, “gitmek isteme” noktasına dahi varabiliyor. Prof. Dr. Sevil Atasoy anlatmaya başladığında ise Türkiye’de yaşanan suç durumlarının dünyanın aslında her yerinde yaşandığını, Türkiye’ye özel bir durum olmadığını anlıyorsunuz.

Atasoy sorulan her soruya sakin cevaplar veren biri. Panik yok, abartı yok. Atasoy, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü öğretim üyesi, Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu ve Uyuşturucu Üretiminde Tahminler Daimi Komisyonu üyesi ve Uluslararası Adli Bilim Hizmetleri’nin (IFSS) sahibi olarak toplumu yakından ilgilendiren, toplum için çok önemli işler yapıyor. Bunun için de kapısı her çalındığında açıyor, telefonda her soruyu uzun uzun cevaplıyor. Onun gibi birinin Türkiye’de yaşadığını bilmek insanı rahatlatıyor.



 

Atasoy, suç oranının belli bir nüfusa oranla hesaplanması gerektiğini söylüyor. Bu durumda her 100 bin kişiye düşen suç oranına bakıldığında İstanbul “güvenli” demek mümkün. Ancak hepsi bu değil, işin bir de kara sayılar boyutu var. Atasoy ülkede huzur ve güvenin artışını kara sayıların azalmasına bağlıyor: “Suçun boyutu Türkiye’de hala bilinen bir olgu değil. Elimizdeki suç istatistikleri resmi kaynakların verileri. Halbuki polise intikal etmemiş, kara sayılar diye ifade ettiğimiz çok fazla sayıda suç mevcut. Resmi sayılarla gerçeğin birbiriyle tek örtüştüğü alan adam öldürme. Bunun dışındaki suçlarda resmi rakamlarla gerçek rakamlar birbirinden çok farklı. Bunu ölçmek mümkün ama Türkiye’de ölçülmüyor. Bu durumda ülkedeki problemin ne olduğunu ve boyutunu bilemezsiniz. Polise gitmeme sebebini bulmak ve bunu açıklığa kavuşturmak zorundasınız. Devletin size karşı işlenen suçu resmi makamlara bildirmeme sebebinizi bulma zorunluluğu var.”

Vs.: Türkiye’nin suç haritasına baktığınızda en çok ne tür suçlar işlendiğini görüyorsunuz?

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de ekonomik suçlarda ciddi bir artış yaşanıyor. Türkiye’nin bir başka gerçeği olan kadına yönelik şiddet ve bununla bağlantılı cinsel suçlar yoğun olarak işleniyor. Tabii her zamanki gibi yaralama, adam öldürme gibi suçlar da yaşanıyor. Teknolojiyle birlikte hayatımıza giren ve internet üzerinden işlenen kimlik hırsızlığı, kredi kartı sahteciliği, pornografi suçlarının yanında son yıllarda daha çok ortaya çıkan çocuk istismarı var. Bu da teknolojiyle birlikte gelen doğal bir durum.

Vs.: Ne oldu da özellikle çocuk pornografisi suçu son yıllarda arttı? Teknoloji buna imkan mı tanıdı?

Çocuklara yönelik istismarın binlerce yıllık bir geçmişi var. Son zamanlarda internet sayesinde ve dijital fotoğraf makinelerinin yaygınlaşmasıyla farklı ülkelerde bulunan kişilerin birbirleriyle bu malzemeyi paylaşabilmeleri kolaylaştı. Nakit para yerine kredi kartlarının kullanılabilmesi, internet üzerinden kredi kartları ile alışveriş yapılabilmesi bu suçun yaygınlaşmasını sağladı. Bu olay genellikle uluslararası bir nitelik taşıyor. Esas büyük problemler bu uluslararası işbirliklerinden çıkıyor. Yani çok sayıda insanın katkısının bulunduğu, binlerce çocuğun fotoğrafının bu sayede elden ele gidebildiği yeni bir suç alanı oluştu. Güvenlik güçleri başlangıçta bununla nasıl baş edeceğini bilemiyordu. Ama artık dünyanın pek çok yerinde bu alanda yetişmiş güvenlik güçleri var ve kendi aralarında işbirlikleri yapıyor. Dikkat ederseniz Türkiye’de birisi yakalandı mı buna paralel örneğin İngiltere’de, ABD’de, Tayland’da da suç ortaklarının yakalandığını görüyorsunuz.



 
Vs.: Peki toplumda bu konuda yeterince duyarlılık oluştu mu?

Oluştu. Merak için bu pornografik görüntülere bakanlar korktu, bu işten vazgeçti. Çünkü yalnızca internete pornografik malzeme yüklemek değil onu kendi bilgisayarınıza yüklemek de suç. Meraklıları caydırdı. Ama bence bu işi profesyonel olarak yapanlar kurye şirketlerini kullanmak gibi başka yöntemlere yöneldi. Bu işin posta yoluyla CD, memory stick paylaşımı şeklinde de devam ettiği muhakkak. Yani bu işin mecrası değişmiş olabilir ama bu suç ortadan kalkmamıştır. Çünkü bu işten çok ciddi ekonomik fayda sağlanıyor. Çünkü bu bir hastalık.

Vs.: Türkiye’de seri katillerin olmadığından söz edilir. Bu doğru mu?

Kişisel bir psikiyatrik sorun yüzünden adam öldürme dünyanın her yerinde yaşanan bir gerçek. Ruh hastalıkları nedeniyle suç işleme aşağı yukarı her ülkede var. Türkiye’de de böyle durumlar yaşandı. ABD’de seri katillerin sayıca daha fazla olduğu ise sinema filmlerinin, medyanın bizde yarattığı algı yalnızca. Oysa Güney Afrika’dan Rusya’ya, Japonya’ya, Pakistan’a kadar her ülkede seri katil olduğunu biliyoruz. Türkiye’de ise zaman zaman belki de katilin daha önce işlediği cinayetleri bulamadık, faili meçhul zannettik ya da faillerinin başka birileri olduğunu düşündük. Farklı yerlerde ölü bulunmuş kişiler arasında suçun işleniş biçiminde (modus operandi) bir benzerlik görmediysek, cinayetleri başka kişilerin işlediğini düşünmüş olabiliriz. Ayrıca seri cinayetler arada bir soğuma dönemi de bulundurabilir; ard arda işlenmek zorunda değildir. Yoksa tabii ki Türkiye’de de seri cinayetler yaşandı.

Vs.: Türkiye delillerin toplanması, değerlendirilmesi ve suçlu tespiti açısından ne düzeyde?

Bir olayın aydınlatılması iki bölümden oluşur: Olay yeri incelemesi ve delil toplanması, ardından bu delillerin laboratuvarlarda incelenmesi. Olaya delillerin incelendiği kriminal laboratuvarlar açısından bakarsanız Türkiye’nin elindeki donanım ve insan gücü gelişmiş ülkelerdekine eş, hatta birçoğundan üstün denebilir. Ancak bunun bir de olay yeri delil toplama ayağı var. Laboratuvarların performansı iyi delillerin ellerine gelmesine bağlıdır. CSI Miami’de gördüğünüz bir hayal. Onlar hem delil topluyor hem de delilleri inceliyor. Türkiye’de her olay yerine aynı profesyonellikle yaklaşıldığını ve delil toplandığını söyleyemiyoruz. Bütün hedef bir ülkenin her yerinde aynı profesyonellikle hizmet verebilmek. Çünkü ancak o zaman suçu önlemekte etkin hale gelebilirsiniz. Türkiye olay yeri inceleme ve delil toplama açısından Batı ile yarış edebilecek düzeyde değil henüz. Olay yeri inceleme pahalı bir olay. Çok ciddi bir yatırım gerektirir. Örneğin tüm yüzeylerden parmak izi almak için farklı ayıraçlara ve ışığa ihtiyacınız var. Bu devirde artık parmak izinden DNA analizi de yapılabiliyor. Bu henüz Türkiye’de uygulama alanı bulmadı. Parmak izine ayrı, DNA delillerine ayrı pencereden bakılıyor. Türkiye henüz bunu birleştirmek noktasında değil. Laboratuvarlar bunu yapacak teknolojiye sahip ancak parmak izi henüz bir DNA kaynağı olarak görülmüyor. Türkiye’deki ciddi eksiklerden biri DNA Bankası.



 
Vs.: Bu konuda ciddi girişimleriniz oldu...

Evet, girişimlerim var. DNA bankasının önemini son 15 yıldır anlatıyorum. Türkiye bir noktaya da geldi aslında. Suçla mücadelenin en önemli silahlarından biri DNA veri tabanlarıdır. Aslında her şeyin veri tabanının vazgeçilmez önemi var. Hayal ama elinizde ülkedeki tüm otomobil lastiklerinin bıraktığı izlerin bir veri tabanı ya da dünyada kullanılan bütün parfümlerin kimyasal özelliklerini bulunduran bir veri tabanı olsa işte o zaman CSI Miami gerçek olur. Aradaki en büyük fark bu.

Vs.: DNA örneklerinin olduğu bir banka risk barındırır mı, güvenliğimiz tehdit edilebilir mi?

Türkiye’de moleküler genetik analizlerin yapılabilmesi için işlenen suç karşılığında alınacak cezanın iki yıl ya da daha üzeri bir hapis cezası olması gerekir. Oysa İngiltere’de kırmızı ışıkta durmayanın bile DNA’sını almaya izin veren yasası var. İngiltere kendi nüfusuna oranla en büyük bankaya sahip ülke. DNA bankası suçla mücadelenin olmazsa olmazı olarak görülüyor. Eninde sonunda her ülke kendine bir banka ediniyor. Bu bankanın çapı, bu bankaya girme koşulları, bu bankadan çıkma koşulları, bu bankanın kime ait olacağı gibi unsurlarda milletler birbirlerinden farklılaşıyor. Yoksa ben DNA analizi yapmayacağım demek gibi bir lükse artık sahip değiliz. Uluslararası adli yardımlaşma buna sizi zorluyor. Biri bir yerde suç işlemiş oluyor, daha sonra ülkenize geliyor ve bu kişinin ülkenizde olduğu biliniyor. İnterpol adli yardımlaşma çerçevesinde bu kişiden DNA almanızı istiyor ve siz de alıyorsunuz tabii ki. Birçok kişinin sandığı gibi DNA analizlerinde o kişiyle ilgili etnik köken ya da olası bir hastalık bölgesi incelenmiyor. DNA üzerinde incelenen bölgeler bellidir ve bunlar kriminal amaçlıdır. Bu incelenen bölgelerden herhangi bir kişinin ırkı, soyu, sopu ile ilgili bilgi almak mümkün değil. Konuya insan hakları açısından bakanların bu konuda rahat etmesi gerekir. Uluslararası bilgi alışverişi yapmak istiyorsanız DNA üzerinde kim hangi bölgeyi çalışıyorsa orayı çalışmak zorundasınız, aksi takdirde sahip olduğunuz bilgilerin kullanımı kısıtlıdır. Kötüye kullanmak istendiğinde kanınızı her yerden bulmak mümkün. Yani bir tahlil laboratuvarından da kanınızı rahatlıkla alıp inceleyebilirler.

Vs.: Türklere yönelik biyolojik silah üretmek üzere DNA bankasından örnekler almaları gibi komplo teorileri hayal yani öyle mi?

Böyle bir şey yok. Bu konu Babuna olayında gündeme gelmişti. Bu mümkün değil, çünkü bu toplum 47 etnik gruptan gelen insanların bir potası. Üstelik Orta Asya’dan buraya gelen insanlar bu potanın içinde zaten çoktan eridiler. Heterojen bir topluluğuz. Aile içi evliliklerin çok yüksek olduğu bazı yerler varsa da bunlar küçük odaklar. Toplumun geneli karmakarışık. Böyle şeyler örneğin İzlanda için gündeme gelebilir. Çünkü orası bir ada ve homojen bir toplum söz konusu. Ama İzlanda’nın bu özelliğinden de pozitif yönde yararlanılıyor. Homojen bir DNA havuzundan yararlanılarak birtakım hastalıklara karşı ilaçlar üretiliyor. Türklere karşı ya da Türklere özel bir durum mümkün değil.



 
Vs.: Bugün suçluların tespitinde en sık kullanılan yöntem hangisi?

İkrar ve görgü tanıklıkları giderek azalsa da hala sistemin içinde önemli bir yer teşkil ediyor. Türkiye’de artık olayların aydınlatılmasında multidisipliner bir soruşturma süreci yaşanıyor. Alternatif senaryolar göz önünde bulunduruluyor. Bu yüzden çok farklı delillere ulaşılabiliyor. Gazetelerin üçüncü sayfalarına baktığınızda eskisine göre daha farklı delillerin bulunduğunu görüyorsunuz.

Vs.: Suçlular bu anlamda eskiye göre daha mı kolay tespit ediliyor?

Evet, artık daha çok sayıda olay aydınlatılıyor.

Vs.: Ama yine de faili meçhul olaylar var...

Var tabii ama bu dünyanın her yeri için geçerli. Olayların aydınlatılabilmesi için farklı olayları birbiriyle ilişkilendirmek gerekiyor. Bir kere suç işleyenin ikinci kez suç işleme olasılığı daha fazla. Bu kriminolojik bir gerçek. Suçları birbirine bağlayabildiğiniz oranda faili bulabilme oranınız da artar. Bir kere birini buldunuz mu birçok olayı aydınlatabilirsiniz. Bu noktada olayların aynı el tarafından işlendiğini bulmanın tek yolu da olay yerlerinde faile ait DNA bulmaya çalışmaktır.

Vs.: Bir suç olayında mutlaka delil olur mu?

Fail bir astronot gibi giyinmediyse olay yerinde bir delil bırakmamaması mümkün değil, çünkü olay yerinde bir yere mutlaka değecektir. Marifet ise bıraktığı delili bulmak. Parmak izi bırakmak istemeyen eldiven giyerek bu problemi aşar. Ama ondan sonra o eldiveni bir çöpe atar. Bugün o çöpün içinden aldığınız eldivenden failin DNA’sını elde edebiliyorsunuz. Dolayısıyla o çöp tenekesinin içine bir eldiven atılabileceğini düşünmeniz gerekiyor.



 
Vs.: Kusursuz cinayet mümkün değil mi?

Kusursuz cinayet o ülkenin polisiyle ilgili bir durum. Polis hiçbir şey yapamazsa cinayetler kusursuz olur.

Vs.: Türkiye’de en çok hangi delil bırakılıyor?

Hala en sık rastlanan ve bağlantı kurulan delillerin başında parmak izi geliyor. Ama artık olay yeri incelemede farklı senaryolar üzerinde de durulduğu için çok çeşitli delillere ulaşılabiliyor. Mekanda içilmiş bir içki, oradan bulunan bir bardak, şişe, sigara izmariti çok ciddi birer delil olarak değerlendiriliyor. Ayakkabı izi bile bugün çok kullanılan bir delil. Ayakkabı izi o kişinin kaç numara ayakkabı giydiği, giyim tarzı gibi bilgileri de beraberinde getiriyor. Ayakkabının tabanındaki bir iz, tabana saplanıp kalmış bir çakıl taşı çeşitli bağlantılar sağlayabiliyor. Önemli olan bir kişiden şüphelendiğinizde onun suçla bağlantısını ispatlayabilmek.

Vs.: “Suç önleme konusunda milletlerarası politikalar geliştirebilecek veriye ve bilgiye sahibim” diyorsunuz. Suçun önlenmesi mümkün mü?

Bunu söylememin birkaç dayanağı var. Birincisi, Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu’nun 13 üyesinden biriyim. Diğeri suç olayları ve denetleme stratejileri konusunda yaklaşık beş yıldır yüksek lisans ve doktora düzeyinde ders anlatıyorum. Suç Önleme ve Denetleme Stratejileri Merkezi adlı bir sivil toplum kuruluşunun da başkanlığını yapıyorum. Suç işlendikten sonra aydınlatılması, failin bulunduğu zaman yargı önüne çıkarılıp cezalandırılması, cezaevinde bakılması ve cezası bittikten sonra topluma kazandırılması için yapılacak masraf suçun önlenmesi için yapılacak masraftan çok daha fazladır. Ayrıca faili bulup cezalandırsanız bile mağduriyeti hiçbir şekilde ortadan kaldıramazsınız. Yani katili idam etseniz bile yine de yakınını kaybetmiş bir insanın acısını yok edemezsiniz. Suçun önlenmesi mümkündür ve Birleşmiş Milletler düzeyinde bazı yönergelerle en azından temel kriterler açısından düzenlenmiştir. Suçun önlenmesi bir siyasi irade meselesi ve hükümetin politikasında vazgeçilmez bir unsur olarak yer aldığında; sağlık, eğitim, güvenlik, adalet, iskan, ulaştırma gibi her türlü hizmetin içine suç önleme perspektifini entegre ettiğinizde çok ciddi fayda sağlarsınız.

Vs.: Bu ne demek?

Basit bir örnek vereyim: Terk edilmiş, harap haldeki binaların pek çok suç için mahal oluşturduğunu biliyoruz. Bu binaların olmaması için gayret gösterdiğiniz zaman suçu bir anlamda azaltmış olursunuz. Yeni yapılacak binaların giriş katlarında demir parmaklık olacak ya da kapı kolay açılmayacak şekilde yapılacak gibi ihtiyaçlar empoze ettiğiniz zaman o binada güvenliği de sağlamış olursunuz. Bu bir ülke stratejisidir ve bir eylem planına uygun yapılmalıdır. Bu noktada hükümet, toplum, sivil toplum kuruluşları el birliğiyle çalışmalı. Suç çok üst düzeyden önlenebilir. Küçük kişilerin küçük projeler halinde suçu önlemesi mümkün değil.



 
Vs.: Suça meyilli bir toplum muyuz?

Şiddetin ve agresyonun ciddi bir parçamız olduğu muhakkak. Sorunları konuşarak çözemeyen ve kaba kuvvetle çözmeye çalışan bir topluluğuz. Problem çözme becerileri bize öğretilmediği, problemi çözme yolu bu şekilde gösterildiği için böyle davranıyoruz.

Vs.: En çok suç hangi yaş grubunda işleniyor?

Dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da 18-25 yaş arası genç erkeklerin suç istatistiklerinde daha yüksek bir noktada olduğunu, kadınların erkeklere göre daha az suç işlediğini görüyoruz. Kadınların suç işleme oranları 60’larda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de arttı. Kadınlar hayatın içinde daha aktif oldukça, para kazanıp sokağa çıktıkça hem mağduriyetleri hem de suça karışma durumları arttı. Bu suçlar daha çok sahtecilik, hırsızlık, kredi kartı sahteciliği gibi beyaz yaka suçları. Uyuşturucu madde konusunda sokak satıcıları bazında kadın ve çocukların çok kullanıldığını görüyoruz. Ama dünyanın diğer ülkelerinde nasılsa bizde de öyle. Genç kadınlar yaşlı kadınlara göre daha fazla suça karışır. Buralarda bir istisna teşkil etmiyoruz. Genel kriminolojinin tüm dünyada görülen karakteristik özellikleri Türkiye’de de var. Ama tabii Los Angeles’la İstanbul’u karşılaştırdığınız zaman İstanbul’daki suç oranı çok daha düşük. Burada hırsızlık, oradaysa uyuşturucu madde satıcılığı suçu daha çok işleniyor. Yani suç tipi değişiyor ama genel olarak İstanbul’un 100 bin kişiye düşen suç oranına baktığınız zaman güvenli bir kent olduğunu söylemek mümkün. Suç oranı, belli bir nüfusla orantılı olarak hesaplanır. Zaman zaman Türkiye ile ilgili “şu bölgede en çok şu suç işlenir” gibi birtakım iddialar olur. Bunlar yanlıştır. Nüfusa göre orantılamadığınız takdirde hiçbir doğru sonuca ulaşamazsınız. Bu Türkiye’de doğru yapılmıyor.

Vs.: Creme de la creme kesimle karşılaştırdığımızda varoşlarda daha mı çok suç işleniyor?

Her ikisinde farklı suçlar işleniyor. Birinde belki hırsızlık yok ama uyuşturucu madde kullanımı ya daha büyük boyutlarda sahtecilik var. Hiçbir kesimin diğerinden daha masum olduğunu söylemek mümkün değil.

Vs.: Kader kurbanı ifadesine inanır mısınız?

Böyle bir şey yok. Affa da inanmıyorum. Af bir suç önleme metodu olamaz. Her suçun, şahsın kendisine ve topluma verdiği zararla orantılı bir cezası olması şart. Bu ceza o suçun nedenini ortadan kaldıracak bir çözümü beraberinde getirmiyorsa da bir işe yaramaz. Diyelim ki suçlu bir uyuşturucu madde bağımlısı, aynı zamanda da bir uyuşturucu madde kaçakçısı. Bu kişiyi cezaevine koyduğunuzda o suçu işlemesinin temel nedeni olan bağımlılığını tedavi etmezseniz hapisten çıktığında aynı suçu işlemeye devam eder. Suçun önlenmesinde adalet ve sağlık hizmetlerinin bir arada çalışmalı.

Vs.: Kriminal Türk portresi çizebilir misiniz? Böyle bir şey mümkün mü?

Hayır, böyle bir şey yok. Suç konusunda bir standarda gidemeyiz.



 
Sevil Atasoy kimdir

Alman Lisesi ve İ.Ü. Kimya Fakültesi mezunu olan Atasoy, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde öğretim üyeliğinin yanı sıra 1980-1993 yılları arasında Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi Başkanlığı’nı, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nün 1988-2005 yılları arasında müdürlüğünü yürüttü. Halen Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu ve Uyuşturucu Üretiminde Tahminler Daimi Komisyonu üyesi, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü öğretim üyesi, Uluslararası Adli Bilim Hizmetleri’nin (IFSS) sahibi ve Hürriyet gazetesi yazarı.



 
Katili gözünden tanır mısınız?

Söz konusu bile değil. Ama suçu aydınlatmaya çalışanların taşıması gereken bazı özellikler var. Öncelikle hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Arkasında başka bir gerçek olabilir. Bunu en başta düşünmeniz gerekir. Önyargılarınızın olmaması gerekir. Yapılabilecek en büyük hata “bir bakışta gözünden anlarım” demektir. En son dakikaya kadar farklı senaryolar düşünmek ve gerçeğe en sonunda karar vermek gerekir.

Kabus görür müsünüz?

Hiç görmem. Çok az uyurum zaten. Rüya da görmem ki.

Sizi ne etkiler?

Çocukların mağdur edildiği olaylar beni çok etkiliyor. Ayrıca hayvanların eziyet gördüğü olaylardan da etkileniyorum. Sonra yaşlı insanların, bırakın büyük eziyetlere maruz kalması, itilip kakılması dahi beni çok etkiler. Çok zayıf ve korumasız olanlara karşı işlenen fena davranışlar beni çok acıtır.



 
Adli Tıp Ensitüsü

Bir olay yerine kimin gideceğini, bilirkişinin kim olacağını savcı belirler. Üniversitelerin ilgili birimlerinin savcının isteği üzerine olay yerine gittiği de olur bilirkişi olarak tayin edildiği de. İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü 1982’de kuruldu. Üç kuruluş nedeni var:

  1. Kriminal laboratuvarlarda çalışacak, yani delilleri inceleyecek kimyacı, eczacı, biyolog gibi personelin bu konuda bir lisansüstü eğitim alması.
  2. ) Bilirkişi raporlarını inceleyip değerlendirecek avukat, savcı, yargıç gibi yargı sistemi içindeki personelin bilirkişiliklerin nasıl yapıldığını, hata yapılıp yapılmayacağını görüp sorgulayabilmesi
  3. Türkiye’nin suçun önlenmesi konusunda proaktif bir sürece girebilmesi.

Adli Tıp Enstitüsü Türkiye’de olmayan birtakım teknolojileri Türkiye’ye getirmeyi amaçlar. Nitekim DNA analizleri de bunun kapsamında. Enstitü kadına yönelik şiddetin delillendirilmesi, ırza geçme olaylarında delillerin toplanması ya da çocuklarla kriminolojik amaçlı görüşme teknikleri konusunda hep bir ilk olmuştur. Ayrıca dünyada eğitim öğretim açısından ilk örneklerden biridir. İtalya’daki, Los Angeles’taki eğitimler bizden sonra ve buradaki eğitim modeli örnek alınarak düzenlenmiştir. İngiltere’de, Prag’da, Lozan’da birer olmak üzere bize benzer üç üniversite var.