Is Dünyasi: "Yönetici Sinir Yok, Sinirlama Yok"
Pazarlama: "Vasatin Iktidari Yikilmali"
Endüstri Fotografçiligi
Yabanci Gazeteciler
Tek Eksigi Mimarlik!





Sanayi yapılarının sanatçılar için birer ilham kaynağı, hatta mimari anlamda bir sanatsal akımın öncüsü olabileceğini düşünmüş müydünüz? Endüstri estetiği, endüstri arkeologu, endüstri müziği size uzak sözcüklerse mimar fotoğrafçı Murat Germen’in anlattıkları algınızı kökten değiştirebilir.

Devasa hacimleri, süsten uzak iç mekanları, bacaları, işleyen makineleri, tezgahları, üretim bantları, fırınları, dört bir yanda göze çarpan kabloları ve kolonlarıyla endüstri binaları estetikten uzak yapılar olarak kabul edilir. Sayfada yer alan fotoğraflara baktığınızda durumun biraz daha farklı olduğunu görebilirsiniz. Endüstri binaları da estetiği barındıran mekanlar. Hatta birçok sanatçı için ilham kaynağı yapılar. Örneğin dünyada kültür, sanat ve estetiğin merkezi sayılan Paris’in en tanınmış modern sanatlar müzesi Centre Pompidou, bütünüyle endüstri binalarından ilham alınarak inşa edilen bir yapı. Süsten uzak, yalın ve taşıyıcı elemanları örtülmemiş bir yapı olarak Centre Pompidou, mimari anlamda çığır açan bir tasarım olarak kabul ediliyor. Brutalizm adı verilen mimari akımın da öncüsü konumunda yer alıyor.

Endüstri binalarının estetiğinden ilham alan yalnızca mimarlar değil, bu yapıların doğurduğu yeni bir bilim alanı da var: Endüstri arkeolojisi. Atıl haldeki endüstri binalarını ve üretim tekniklerini araştıran bu bilim dalı bu yapıların kentin bina stoğuna yeni binalar eklenmeden yaşama katılmasını konu alıyor. Endüstri arkeologlarının ilgi alanına giren binaları bazen bir kültür merkezi bazen de rengarenk boyamalar ve ışıklandırmalarla kentin ortasında adeta devasa bir heykel gibi sanat eseri olarak yaşamlarına devam ediyor.

Endüstri binalarının estetiğinden ilham alan fotoğrafçılar da var. ABD’nin ilk tasarım ve endüstri estetiği fotoğrafçılarından Margaret Bourke White’ın 1930’larda yaptığı çalışmalar bugün bile hayranlık uyandırıyor. Endüstri binalarındaki devasa ölçekler karşısında heyecan duyan White’ın, binaların ihtişamını tüm dünyayla paylaşma isteğinin yanı sıra Bernd ve Hilla Becher adlı Alman çift gibi endüstri binalarının benzeşimini vurgulamak için 1970’lerde uzun soluklu çalışmalar yürüten sanatçılar da var. Türkiye’de ise endüstri binalarının devasa büyüklüğü karşısında heyecan duyan ve bu ihtişamı yansıtmak isteyen Murat Germen var. Tekstil, gıda, otomotiv gibi birçok farklı sektörden tesisin fotoğraflarını çeken Germen’in favorisi demir-çelik tesisleri. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Kent Plancılığı lisans ve Massachusetts Institute of Technology’den (MIT) Mimarlık Yüksek Lisans derecesi de bulunan Germen için endüstri binaları hem bir mimar hem fotoğrafçı olarak eşsiz ilham kaynağı.



 
Vs.: Endüstri estetiği neyi ifade ediyor?

Batıya baktığımızda endüstriye yönelik fotoğrafların 1920’lerde çalışıldığını görüyoruz. Endüstri estetiği üzerine Margaret Bourke White’ın 1930’larda yaptığı bir çalışma bulunuyor. Üstelik bu çalışma “Fabrikaları çekelim, ülkemizin ne kadar ilerlediğini gösterelim” anlayışıyla değil sanatsal çalışmalar olarak gerçekleştirilmiş. White, endüstri binalarının ölçeğinden ve şekillerinden etkilenerek bu çalışmayı ortaya koymuş. Bu bakış açısı endüstri binalarında benim de etkilendiğim unsur. Endüstri binalarında hiçbir yerde göremeyeceğiniz ölçeklere tanık oluyorsunuz. Endüstride var olan estetik batı sanatında bir yola çıkış noktası olarak kullanılıyor. Şu anda binalarımızın büyük bir çoğunluğunda bir strüktür bulunuyor, ancak onun üzerini kapıyoruz. Duvarlarla ya da koruyucu bazı malzemelerle her şey kapanıyor. Yüzeye baktığınızda dümdüz olduğunu görüyorsunuz, arkasında ne olduğu göremiyorsunuz. Ancak endüstri yapılarında her şey olması gerektiği kadardır. Bir şeylerin üstü örtülmez. Bu yapılarda devamlı bir üretim söz konusu olduğundan ve fonksiyonları itibariyle yaşam alanları olmadıklarından iklimlendirme yapmak ya da “aman görünmesin” diyerek strüktür malzemelerini kapatmak gibi bir kaygı duyulmaz. Bu da çok açık bir mimariyle karşılaşma imkanı tanır. Strüktür malzemelerinin ortada olduğu, binanın nasıl inşa edildiğini görebildiğiniz, mecazi anlatımla binanın bağırsaklarının dışarıdan görünebildiği bir mimari başka yerde karşınıza çıkmaz.

Vs.: Mimarlık eğitiminizin endüstri fotoğraflarına etkileri nelerdir?

Çok büyük katkısı var. Uzun zamandır fotoğraf çekiyorum. Endüstri fotoğraflarını ise son 10 yıldır çekiyorum. Düzenlediğim endüstri fotoğrafları sergisinde dikkat çekmeye çalıştığım nokta anonim olma durumuydu. Mimarlık stillerine baktığınızda her memleketin kendi mimarlık stili var. Ayrıca batı mimarlarının ortaya koyduğu uluslararası stil de var. Bu stilden biz de dahil olmak üzere birçok ülke etkilenmiş ve batıdaki gibi yapılar inşa edilmiş. Ancak yine de yerel bir tat var. Bir yapıyı kopya etmeye çalışsanız da yerel bir boyut her zaman vardır. Ancak endüstri mimarisinde böyle değil. Çünkü endüstri mimarisi yalnızca gerekenin yapıldığı ve her yerde gereken aynı olduğu için birbirine benzeyen yapılardan oluşur. ABD’deki çelik fabrikasıyla Türkiye’deki çelik fabrikasında ancak boyut farkı olabilir. Fonksiyon açısından bir fark olamaz. İkisi de çelik işleyecek, dolayısıyla gereksinimleri aynı. Bunun sonucunda bina da aynı oluyor. Bir mimar gözüyle baktığımda işler benim açımdan daha kolay. Mimarlıkta kapalılıktan hoşlanan biri olmadığım için açık mimari beni heyecanlandırıyor.



 
Vs.: Endüstriyel bina resmi çekmek için ne tür hazırlıklar yapıyorsunuz?

Sergi çalışması için çekeceğim karelerde önceden bir araştırma yapıp bina tiplerine baktım. Demir çelik fabrikaları gibi bazı bina tiplerinin daha çok hoşuma gideceğini varsaydım. Gerçekten de demir çelik fabrikaları malzeme ve mekan açısından en zengin olanlar. Devasa boyuttaki fırınlar o zamana kadarki fırın algınızı değiştiriyor. İnternette yaptığım araştırmalarda binaların boyutlarına baktım ve büyük ölçekli olanları aradım. Ayrıca fonksiyonel açıdan da çeşitlendirme yapmayı tercih ettim. Nazilli Tekstil Fabrikası, Alpullu Şeker Fabrikası, Botaş LPG Gaz Dağıtma Tesisi gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren tesislere yer verdim. Ama en çok demir çelik fabrikalarına gittim. Bu çeşitlilik içerisinde, varsaydığım mimari zenginliğin her türlü endüstri yapısında olup olmadığını görmek istedim. Hayal kırıklığına uğradığım mekan olmadı. Her zaman rastlayamadığımız şekiller, büyük ölçekler, açık mimari ve yalınlık unsurları tüm tesislerde var.

Vs.: Nasıl çekerseniz güzel çıkıyor?

Çok fazla kuralı yok. Çünkü o kadar zengin bir malzeme ki bir şekilde güzellik yakalanabiliyor. Bir sürü hurda demirin pota içerisinde eritilip kor halinde bir yerden bir başka yere boşaltılırken fotoğrafının çekilmesi etkileyici bir kare. İsdemir’in 800 metre uzunluğuna sahip binasını bütünüyle kadraja dahil edemezseniz de panoramik bir kare yakalamak oranın ihtişamını verebiliyor. Fotoğraflarda amacım; Türkiye’deki önyargıyı değiştirmekti. “Bunlar çirkin değil, güzel olarak da görebiliriz” demek istiyorum. Bu yüzden renkli karelere yer veriyorum. Endüstri binalarını puslu havada ve siyah beyaz çekseydim, belirlediğim amaçtan sapmış olabilirdim. Hatta renkleri dolgunlaştırarak ön plana çıkardım. Ne kadar zengin bir doku, renk ve şekil içerdiklerini göstermek istedim. Güneşli havalarda da kapalı havalarda da estetik kareler yakalamak mümkün. Bir dumanın içinden sızan güneş ışığı müthiş bir kare verebiliyor. Yağmur, bulut, güneş, gece-gündüz, geniş açı, zoom, farklı türlerde objektiflerle her daim çekebilecek güzel bir konu bulabilirsiniz. Bernd ve Hilla Becher adlı Alman çiftin 1970’li yıllarda başlattıkları tipolojiler adlı uzun soluklu bir çalışmaları var. Onlar dünyanın farklı noktalarında yalnızca su kulelerini, bütünüyle mimari kurallara göre çekmişler. Genellikle mimari çekimlerde düşey çizgilerin fotoğrafın dikey kenarlarına paralel olması beklenir. Tamamıyla bu kurala bağlı kalarak fotoğraflamışlar. Büyük çoğunluğunu da bulutlu havalarda, yumuşak bir ışık altında çekmişler. Dolayısıyla farklı yerlerde çekilmiş karelerin birbirine benzediğini görüyorsunuz. Benim amacım benzeşimden ziyade görsel estetiği öne çıkarmaktı.



 
Vs.: Neleri bilmek gerekiyor?

Öncelikle mekandan anlamak çok önemli. Mekanı ön planda tutmayan fotoğrafçıların endüstri çalışmaları başka yönlere gidiyor. Bina ve insan ilişkisi içerisinde yoğunlaşarak işçilere yönelebiliyorlar. Bu yanlış bir bakış açısı değil. Ama endüstrinin mekansal, hacimsel yapısı üzerine bir çalışma yapılacaksa odak noktasının endüstri binası olması gerekiyor. Ayrıca mimarlık fotoğrafından da anlamak gerekiyor. Çünkü endüstri binalarında birçok çizgi bulunur. Bu çizgileri kompozisyona doğru biçimde aktarabildiğiniz takdirde başarılı bir iş ortaya koyabilirsiniz. Kare içerisine girebilecek çok fazla eleman var. Bu nedenle kompozisyonunuzun sağlam olması gerekiyor ve bu gerçekten bir ustalık istiyor. O kadar materyali ne şekilde oturtacağınız, tekrarlara ne şekilde yer vermeniz gerektiği ve hangi açıdan çekeceğiniz gibi sorulara doğru yanıt verebilmeniz için uzmanlık gerekli.

Vs.: Endüstri fotoğrafları hangi amaçla çekiliyor ve nerelerde kullanılıyor?

Tanıtım kitapçıkları, tarihçe, broşür ya da reklam amaçlı olarak çekilmesi arzu ediliyor. Tesislerin yıllar içerisindeki gelişimini göstermek için de çekilebiliyor. Fotoğraf çekimlerinin ardından tesis sahipleri ve yetkilileri de gördükleri kareler karşısında hayran kalabiliyor ve bunu ifade ediyorlar. Fotoğrafın çekildiği açıyı daha önce nasıl olup da fark edemediklerine şaşırdıklarını belirtiyorlar. Binaların estetiğini ortaya koyabilmek için doğru çekebilmek de önemli.

Vs.: Nereleri çektiniz?

Beni bu projeye iten yapılardan bir tanesi, Karabük’e giderken yanından geçtiğimiz Karabük Demir Çelik Fabrikası oldu. Alpullu Şeker Fabrikası, Nazilli Tekstil, İsdemir, Erdemir, Siemens Adana, Botaş Tesisleri, AkçanSa, Karsan, Lafarge çektiğim tesislerden bazıları. Demir çelik fabrikalarında kor halinde kütük adı verilen çelik parçalarının üstünde, 15 metre yukarıdaki bir platformdan yürürken, ısı nedeniyle baştan aşağı terlediğimi biliyorum. Hiç böyle terlememiştim. Çekimler sırasında güvenlik tedbirlerini aldığınız ve kurallara uyduğunuz takdirde tehlikeyle karşılaşmıyorsunuz.



 
Murat Germen kimdir?

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Kent Plancılığı lisans ve Massachusetts Institute of Technology’den Mimarlık Yüksek Lisans derecesini Amerikan Mimarlar Birliği Altın Madalyası ile aldı. Halen Sabancı Üniversitesi’nde fotoğrafçılık ve görsel iletişim tasarımı dersleri veriyor.

Centre Pompidou

Centre Pompidou, endüstri binalarının estetiğinin batıda bir açılım olarak kullanılmasının önemli bir örneği. Binanın nasıl inşa edildiğini görebilirsiniz. “Bütün bağırsakları ortada” denilebilir. Binanın mimarları Richard Rogers ve Renzo Piano, Centre Pompidou tasarımı bu biçimde gerçekleştirerek farklı bir adım atmış oldular. Bina, bir endüstri yapısı olarak düşünülüp sanat merkezine çevrilmiş değil. İlk tasarımı bir endüstri binası görünümünde gerçekleştirildiği için diğerlerinden farklı bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Bütün yapı elemanları görünür biçimde tasarlanıyor ve çok başarılı oluyor. Batılı mimarlar endüstri binalarına gözden ırak tutmak, pis bulmak, sevmemek gibi ön kabullerle yaklaşmıyorlar. Yeni yapılan binalarda bir açılım, bir estetik olarak kullanıyorlar.

Endüstri arkeolojisi

Endüstri binaları 24 saat boyunca işliyor ve belli bir eskime yaşıyor. Devamlı çalışmaları gerekiyor. Devamlı çalışmanın sonucunda da yıpranıyor. Bu nedenle batıda endüstri mimarisinin nasıl korunacağına ilişkin çalışmalar yürütülüyor. Çeşitli nedenlerle fabrikanın kullanıma kapatılmasının ardından endüstri arkeologları, Almanya’da bir örneği olduğu üzere, bir demir çelik tesisini sanat eseri olarak değerlendiriyorlar ve renkli ışıklardan yerleştirmeler yaparak, bacası farklı renk, ana fırın farklı renk boyanarak çeşitli sanatsal müdahalelerle devasa bir sanatsal ürün ortaya çıkarıyorlar.