Is Dünyasi: "Yönetici Sinir Yok, Sinirlama Yok"
Pazarlama: "Vasatin Iktidari Yikilmali"
Endüstri Fotografçiligi
Yabanci Gazeteciler
Tek Eksigi Mimarlik!





1987’den beri IBM’de görev yapan, iki yıl önce de IBM Türkiye Genel Müdürlüğü’ne atanan Eray Yüksek, IBM’i “Hiçbir sınırlamanın olmadığı bir kuruluş hayal edin” sözleriyle anlatıyor: “IBM’de yapacaklarınızın ve yapmayacaklarınızın sınırı yok. İlginç fikriniz varsa her şeyi yapabilirsiniz.”

Yaşadığımız bilgi ve iletişim çağının sembolü bilgisayar. Hayatımızın vazgeçilmezi! Eğitimden alışverişe, üretimden eğlenceye kadar her alanda bilgisayar kullanıyoruz. Sayesinde her işimizi daha hızlı, daha doğru, daha kolay yapabiliyoruz.

Bu gelişmelerde özellikle bir firmanın önemli bir payı var: Dünyanın ilk kişisel bilgisayarını üreten IBM’in… IBM, bilgisayarın da, PC’nin de, diskin de, RAM’in de, network’lerin de yaratıcısı. IBM’de dünya genelinde 380 bin kişi içlerinde bilgisayar yazılımı, ağ sistemleri, saklama aygıtları ve mikroelektroniklerin de bulunduğu endüstrinin en gelişmiş bilgi teknolojilerini yaratmak, geliştirmek ve üretmek için çalışıyor.



 

TMarka danışmanlık şirketi Interbrand’ın 2007’de yaptığı dünyanın en değerli markaları araştırmasında 57 milyar Dolar’lık marka değeri ile üçüncü sırada yer alan IBM’in cirosu 100 milyar Dolar’a yaklaşıyor.

IBM, Türkiye’de 1935’te tek kişilik temsilcilikle faaliyete geçti. Bugün 750 kişi çalışıyor. IBM Türkiye’nin genel müdür koltuğunda Eray Yüksek oturuyor.



 
Vs.: 1987’den bu yana IBM’de farklı görevler üstlendiniz. Bu kadar uzun yıllar aynı şirkette çalışmak özellikle de teknoloji sektöründe çok rastlanan bir şey değil. IBM’de sizi uzun yıllar tutan şey neydi?

IBM’e girmeden önce beyaz eşya sektöründe çalışıyordum. Askerlik sonrası teknoloji ile ilgili bir şeyler yapmak istedim ve IBM’e girdim. Bir süre sonra, onların da yönlendirmeleriyle daha çok ilişkiler, sektörler, çözümler, değişiklikler üzerinde bir görev üstlendim. İlk iki yılım danışman eğitimi, endüstri eğitimi, teknoloji eğitimi gibi birçok eğitimle geçti. Bu iki yıl iş hayatımda sürekli değişiklik olacağının mesajıydı. O zaman IBM’de “21 yıl kalacak mısınız?” diye sorsaydınız, “Bilmiyorum” derdim. Ancak IBM’e her geçen gün daha çok bağlanıyorsunuz. Şirket ile bir süre sonra özdeşleşiyorsunuz ve seviyorsunuz. IBM’de ulaşacağınız kaynağın haddi hesabı yok. Fırsatlar ve olanaklar sonsuz. Son altı yıla bakarsanız dünyada hiçbir sektörde IBM’den başka 3 binin üzerinde patent üreten başka bir kuruluş yok. Bundan önceki altı yılı yurtdışında geçirdim. Londra’ya gittim. Orada bambaşka şeyler yapma fırsatınız var. Bir anda dünyayı gezen bir seyyaha dönüşüyorsunuz. Tokyo’dan Hindistan’a, İsrail’den İsveç’e, hatta New York’a kadar herkes sizi dinliyor. Geleceği tartışabiliyorsunuz. Etrafınızda profesörler, din adamları, sosyologlar, psikologlar oluyor. Konuştuklarınızı uygulayacak alanlar bulabiliyorsunuz. Müşteri setimiz de yeniliklere ve uygulamaya açık. Uzun yıllar boyunca bir şirkette olmak sıkıcı gelebilir ama her gün değişik şeyler yaptığınız için heyecanınızı kaybetmiyorsunuz.



 
Vs.: Güçlüklerle karşılaşmadınız mı? Heyecanınızın hiç düştüğü oldu mu?

Tabii günlük sıkıntılar, peşinden koşturmak zorunda kaldığımız stresli ortamlar oluyor. Sonsuz saatler çalışabiliyorsunuz. Ancak özellikle müşterilerinizin bulunduğunuz ortam ve insanlar o sıkıcılıktan heyecanlı hale dönüştürebiliyor. Zaman zaman rahatsız olup heyecanınızın düştüğü oluyor ama etrafınızda sizi o kadar çok heyecanlandıracak şey var ki sorunları pas geçebiliyorsunuz. Benim pozisyonuma daha çok çözülemeyecek sorunlar gelir. Çünkü etrafımda 700 tane akıllı adam var. Sizden daha akıllı, genç insanlar, zaten sorunları size getirmeden önce ellerinden gelen her şeyi yapıyor. Sorun size geldiğinde çözülemeyecek hale gelmiş oluyor. Dolayısıyla zaman zaman biraz moral bozukluğu yaşamamız normal, ama her zaman heyecanlı.

Vs.: IBM 1990’larda müşteri portföyünü kamu, finans ve diğerleri olarak ayırıyordu. Ardından finans öne çıktı. 2001 krizinde finans sektörü sallandı. Bugün finans sektörünün ağırlığı nedir? Müşteri portföyünüzde hangi sektörler var?

Her zaman bir senaryo planlaması yapmanız gerekiyor. Müşterilerimize öğrettiğimiz gibi kendimizin de yapması gerekiyor. Eskiden Türkiye’de gelirlerimizin yüzde 60 civarı bankalardan gelirdi, ancak özellikle 1997, 1999, 2001’den sonra banka sayısı ciddi oranda düştü. Ana bilgisayar kullanan banka sayısı da düştü. Bu da portföyümüzde ciddi değişiklik yarattı. Türkiye’de şu an bankalar, en büyük dört telekom şirketi, sağlık, kamu, savunma, sigortalar ve diğer dediğimiz üretim şirketlerine odaklanmış durumdayız. Seçici olarak baktığımızda Vestel ve Arçelik gibi büyük üretim sanayi şirketleri de portföyümüzde.



 
Vs.: Bu sektörlerde en büyük pay hangisinde? Kamunun payı ne kadar?

En büyük pay halen bankalarda. Kamunun payı ciddi olarak düştü. Eskiden yüzde 30’larda olan pay sanırım şu an yüzde 10’larda. Ama çok ciddi yeniden yapılanma projeleri söz konusu. Onlar geldiğinde kamunun büyüyeceğini öngörüyorum.

Vs.: Vestel ile nasıl bir iş ortaklığınız var?

Vestel çok iyi bir müşterimiz. Aslında bizim yapmak istediğimiz ve kendimizi göstermek istediğimiz alanda katkısı oldu. 2001’den önce iki büyük kuruluştan dış kaynak kullanımı konusunda uzun süreli tartışmalar yapmıştık. Anlaşmıştık ama ikisi de krize denk gelmişti. Hatta ikincisinde “24 saat öncesinde gelseydiniz imzalamıştık. Ancak değil 10 yıllık bir anlaşma 24 saat sonrası için herhangi bir taahhütte bulunamayız” dediler. Dünyada da milyar Dolar’ların altındaki büyük kontratlar dışındaki işlerle ilgilenmeyeceğiz dedik. Çünkü aksi halde karlılığı pek olmuyor. Vestel’le başladığımız iş büyük iş ama milyar Dolar’lık iş değil. Ancak o bize şunu gösterdi, küçük ve orta boylarla da iş yapabiliriz, müşteriye hizmet verebiliriz, hizmet seviyelerini tutturabiliriz, müşteri ve kendimiz içinde karlı iş yapabiliriz. Bugün Vestel’le başladığımız 30 müşterimiz var. Vestel’in önemli bir adı ve büyüklüğü var. Türkiye’de değil Avrupa’da bazı yerlerde yüzde 30’lara varan pazar paylarından söz ediyoruz.



 
Vs.: IBM hangi işe yönelirse işini iyi yapan bir firma olarak öne çıkıyor. Bunu nasıl başarıyor?

Hatırlarsanız 1992’de çok büyük bir sarsılma oldu. 1992’deki yönetim modelimizi değiştirip IBM’i küçük küçük parçalara ayırıp onları piyasada tek tek satma modeli uygun görüldü. Ancak bir süre sonra yeni gelen başkanımızla farkına vardık ki, bu model pek de güçlü bir model haline dönmüyor. Bu şekilde kısa sürede bir iki hissedarı zengin ediyor olabilirsiniz ancak uzun sürede sağlıklı bir model değil. Biz bir bütünle bir araya geldiğimizde güçlüyüz ve bütün stratejilerimizi onun üzerine yaptık. İkincisi, önemli miktarda araştırma yapıyoruz. Her iki yılda “Global Innovation Outlook” yapıyoruz. Sekiz tane laboratuvarımız var. İş modelleri üretiliyor, danışmanlıklar görüşülüyor. Değişik konularda araştırma yapan 21 merkezimiz var. Mükemmeliyet Merkezimiz var. Bunların bir tanesini de burada, Koç Üniversitesi’nde kuruyoruz. Bilgi Üniversitesi’nde İleri Araştırmalar Merkezimiz var. Yaptığımız işleri hep dışarıya veriyoruz. Yeni fikirlere açığız. Onun dışında her yıl düzenlenen “CEO Study”de bu yıl ve önümüzdeki yıl dünyadaki büyük kuruluşların neye yoğunlaşacağını görüşeceğiz. Bu çalışmaları yapıp patentlerle bunu destekleyip açık standartlarda bir araya getirdiğiniz zaman başarısız olma şansınız yok. Bir de karlı bir iş yapıyoruz. Sürekli nakit yaratıyoruz ve çok güçlü konumda oluyoruz. Onun da getirdiği avantajlar var. Etrafınıza iyi insanları da toplarsanız başarısız olma şansınız yok.



 
Vs.: Aradığınız niteliklerde, kalifiye eleman bulmakta zorlanıyor musunuz?

Zorlanıyoruz. Çünkü IBM’e uygun formatta insan istiyoruz. Olmazsa olmazımız İngilizce. Mezuniyetin ve lisansının önemi var ama bir yere kadar. Gözlerinizde ışık, parlaklık ve yapabilme gücünü hissettiğimiz zaman bünyemize alıyoruz. Bizde gıda mühendisi olan satış elemanı da var. Önemli olan kurum kültürümüze uyması ve hızlı olması.

Vs.: IBM’de beşi Nobel ödüllü 5 bin bilim adamı çalışıyor. Bu kişilerin istihdamı, diğerlerine göre zor mu?

Eğer patent dahil araştırma geliştirmeye 10 milyar Dolar’a yakın bir para ayırıyorsanız, her profesör koşa koşa laboratuvarınıza gelir. Orada yapacaklarının, satacağı projenin ya da alacağı bütçenin destekleneceğini bilir. Bilgi birikimiyle kendine benzeyen adamlarla destekleneceğini, bununla müşterilerle direkt uygulama alanlarına erişiminin olacağını çok daha rahat kestirebilir.

Vs.: 1981’de ilk PC bilgisayarı çıkaran IBM bilgisayar üretiminden çekildi. Böyle bir kararı neden aldınız? Bilgisayar işi artık karlı değil miydi?

Kar oranı azalan işlerden çekilme kararı aldık. Network’ten çekildik, hızla disklerden çekilip başkalarına verdik. Çünkü bizim işimiz yüksek katma değer üretebildiğimiz yerlerde olmalı. Çoğunlukla da kurumlar ve kamu servisleri etrafında olacağız. Hizmetlerimiz de orada. Dünya çapında gelirlerimizin yüzde 49’u danışmanlık hizmetleri de dahil olmak üzere hizmetlerden geliyor. Geriye kalan kısmı da yazılım ve donanımdan oluşuyor. Yazılım kısmında sattıklarımızın dışında ciddi satın almalarımız oluyor. Sanırım son iki yılda aldığımız yazılım firmaları 16 milyar Dolar’ı buldu ama bunlar inorganik gelir satın almaya yönelik değil geleceğe yönelik yazılım satın almalar. Gelecekte teknolojide ve insanlıkta ne kalacaksa orayı dolduracak mimarilerin satın almaları.



 
Vs.: Önümüzdeki beş yıl için gündeminizde neler var?

Öncelikle finans sektörünün değişim projelerine ve telekomünikasyonun altyapısının dertlerine çözüm olan projelerle devam edeceğiz. Kamu sektörünün vatandaşlık hizmetlerinin etrafında ayağa kalkması ve hızlanması durumunda mutlaka yorumumuz olacak. Savunma projelerinde dünyada birçok örneğimiz var ama gizli olduğu için paylaşamıyoruz. Güvenlik, gümrük kontrolü, terörizm gibi konularda çok önemli projeler var. Onlardaki bilgi yükümüzü ve yeteneğimizi getirmeye çalışıyoruz. Sağlık projelerimiz var. Özellikle hastaneler, araştırma merkezleri, nanoteknoloji ve ilaç etrafında dönen kişiye özel ilaçtan kişiye özel tedavi planı projeleri etrafında olacağız. Kıbrıs’ta Yakın Doğu Üniversitesi’nde kurulacak YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi’ndeki kurulumunu yaptığımız “Super Computer”ı büyük projelerde ve araştırmalarda kullanacağız. Bölgesel inovasyon merkezlerimiz var. Örneğin “Antalya’da neler yapabiliriz, tarım ve turizm etrafında bambaşka bir modele gidebilir miyiz” gibi konuları konuşuyoruz. “Uzun yaşama yönelik neler yapılabilir, üniversitelerde uygun formatta öğrenci nasıl çıkarabiliriz” gibi projelerin peşinden koşacağız.

Vs.: İnsan beynine eşit kapasitede bilgisayar üretmek için çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Proje hangi aşamada? Bu proje gelişirse hayatımızda neler değişebilir?

2011’de saniyede 15 sıfırlı işlem yapabilecek olan bilgisayar geliyor. 2013’ten sonra bu 30 sıfırlı, insan beyninin hesaplama kapasitesine eşit olan bir bilgisayar haline dönüşüyor. 2013’teki bilgisayarın ne kadar olacağını bilmiyorum ama bu bilgisayar 2023’te bu hızla giderse fiyatı 1000 Dolar’a düşecek. Ve 2050’de bu hızla giderse tüm insanlık tarihinin hesaplama kapasitesine eşit olan bilgisayar çıkacak. O zaman her şey bambaşka iş modellerine dönüşecek. Bekleyip göreceğiz.

Vs.: IBM’in internet üzerinden yaptığınız yenilik ve fikir geliştirme toplantısı “InnovationJam”de çıkan fikirler amacına ulaştı mı?

104 ülkedeki IBM çalışanları, aileleri, iş ortakları ve müşterilerinden oluşan 150 bin kişinin katılımıyla tamamlanan projede, katılımcılar 72 saat içinde 46 bin iş fikri yarattılar. Çıkan fikirlerden 10 tanesi seçildi. Genelde sosyal ve iş ağırlıklı projeler. Bu fikirler için 100 milyon Dolar kaynak ayrıldı. Amacına ulaşması bu parayla işe yarar şeyler çıkmasına bağlı, ki mutlaka çıkacaktır ve yararlarını göreceğiz.



 
Eray Yüksek kimdir?

İTÜ Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde lisans, Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nde İş İdaresi Yüksek Lisansı’nın ardından Beko’da iş hayatına başlayan Eray Yüksek, 1987’den bu yana IBM’de çalışıyor. 2001–2003 yılları arasında IBM EMEA Bölgesi Sistem&Teknoloji Satış Lideri, 2003–2005 arasında ise IBM EMEA Bölgesi Finans Sektörü On Demand Business Stratejileri Üst Düzey Yöneticiliği görevlerinde bulunan Yüksek, son olarak Madrid’de İspanya, Portekiz, Yunanistan, İsrail ve Türkiye’den sorumlu Yazılım Grubu Direktörlüğü’nü yürütüyordu.