Uygarligin Sonu Mu?
Kurtulus Yenilebilir Enerji
Geri Dönüstürebiliriz
Yasasin Küresel Isinma





Küresel ısınma iş dünyasındaki dengeleri de sarstı. Sıcaklık artışının dünya ekonomisine maliyetinin yıllık 20 trilyon Dolar civarında olacağı hesap ediliyor. Ancak geleceği görerek çevreci teknolojilere yatırım yapan firmalar açısından küresel ısınma bir kayıp değil kazanç kapısı haline de gelebiliyor.

Küresel ısınma son dönemlerin en çok konuşulan kavramlarından biri. Sanayileşmeyle birlikte başlayan fosil yakıtların kontrolsüz kullanımının ve çevre katliamı dünyayı yakında yaşanamaz bir yer haline getireceği giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Uzmanların senaryoları korkunç... Durum kontrol altına alınamazsa dünyanın bir bölümü sular altında kalırken, bir bölümü çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. 2050’ye kadar bitki ve hayvan türlerinin dörtte biri yeryüzünden silinecek. Tarım üretimi düşecek ve insanlar açlık tehlikesiyle yüz yüze gelecek…



 
Yılda 20 trilyon Dolar kayıp

Bu durum hükümetler ve çevre örgütlerinin yanı sıra şirketleri de harekete geçirdi. Nasıl geçirmesin ki? Uzmanlara göre, küresel ısınmadan ekonomik anlamda en büyük zararı görecek kesim iş dünyası. German Institute for Economic Research’ün yaptığı araştırma, küresel ısınma nedeniyle dünyadaki yıllık üretimin yüzde 6–8 oranında azalacağını gösteriyor. Bu da yılda 20 trilyon Dolar kayıp anlamına geliyor. Bankacılıkta 9,2, akaryakıtta 6,4, yiyecek ve içecekte ise 10,7 milyar Dolar sermaye risk altında. 2100 yılına kadar toplam maliyetin ise 2 katrilyon Dolar’a yaklaşacağı öngörülüyor.

Küresel ısınmanın sektörlere etkisi, kullanılan karbon miktarına göre değişiyor. Karbon yoğunluğu fazla olan sektörlerdeki şirketlerin marka değerleri daha fazla risk altında… Örneğin, havayolları sektöründe şirketler kazandıkları her bir Pound için 14,5 kg karbon salınımı gerçekleştiriyor. Karbon salınımının bu kadar fazla olması ise bu sektördeki şirketlerin marka değerlerinin yüzde 50 oranında risk altında kalması sonucunu doğuruyor. Havayolları sektörünü yüzde 10’luk risk altındaki marka değeriyle yiyecek, içecek üretimi izliyor. Akaryakıt sektöründe ise risk altında olan marka değer oranı yüzde 2,5.



 
Sigortacılar yandı

Marka değerleri karbon salınımlarına göre risk altına girse de, sektörlerdeki şirketlerin sermayelerinden kaybedecekleri miktar, karbon salınımıyla ilgili değil. Şirketlerin bu alandaki maliyet miktarları kabaca sektör büyüklüğü ve diğer sektörlerle etkileşimleriyle doğru orantılı… Örneğin, karbon salınımı en fazla olan havayolları sektöründe risk altında kalan sermaye miktarı 2,3 milyar Euro. Oysa karbon salınımı daha düşük olan yiyecek ve içecek üretiminde bu meblağ 9,9 milyar, hemen hemen hiç karbon salınımı olmayan bankacılık sektöründe ise 8,6 milyar Euro’ya çıkıyor.

Küresel ısınmadan en fazla etkilenecek sektörlerden biri de sigorta alanı. İklim uzmanlarına göre sektör, olağandışı hava koşulları nedeniyle meydana gelebilecek sel, hortum, kasırga, deprem gibi afetler nedeniyle risk altında.

Tahminler ise önümüzdeki 10 yıl içinde sektörün yıllık ortalama kaybının yaklaşık 150 milyar Dolar olacağı yönünde. Ancak küresel ısınma şirketler açısından sorunlar kadar fırsatlar da yaratıyor. Global Reporting Initiative’in ve and KPMG’nin gerçekleştirdiği araştırmaya katılan şirketlerin önemli bölümü, küresel ısınmayı bir fırsat olarak değerlendiriyor.



 
Karbon borsası gelir kapısı oldu

Bu fırsatların başında karbon borsaları geliyor. “Kirleten öder” ilkesini esas alan bu yöntem uyarınca firmalar kendilerine ayrılan kotaları aşmamak için kotaların altında kalan diğer firmaların borsaya sunduğu hisseleri alarak hesaplarını düzeltiyor. Örneğin, 45 bin ton karbondioksit salımı yapma limiti olan bir firma, yıl sonunda karbondioksit salınımını 40 binde tutmayı başarırsa, artırdığı 5 bin ton karbonu satabiliyor. 2006 yılında işlem hacmi 30 milyar Dolar’ın üzerine çıkan ve giderek büyüyen bir gelir kapısı olarak görülmeye başlanan karbon borsası dünyanın önde gelen finans kuruluşlarının da ilgi odağı oldu. Ülkelerin ve şirketlerin karbon emisyon kotalarının alınıp satıldığı borsaya ilgi gösteren bankalar arasına Citi ve Bank of America da katıldı. Societe Generale, Fortis ve Morgan Stanley zaten 2006 yılından beri karbon borsasıyla ilgilenen birimler kurmuşlardı.

Çevreci projelere 10 yıl içinde 50 milyar Dolar kaynak ayıracağını açıklayan Citibank, Birleşmiş Milletler’in Kyoto Protokolü çerçevesinde karbon ticaretine giren isimlerden. Fransız Societe Generale Güney Kore ve Brezilya’dan topladığı karbon kotalarını gelişmiş ülkelere satmak için fırsat kolluyor. Belçika Hollanda ortaklığı olan Fortis ise bu konuda gayet verimli olan Çin piyasasındaki varlığını güçlendirmek için Hong Kong’ta bir ofis açtı. Yenilenebilir enerji de kar getiren yatırım alanlarından biri. Rüzgar, güneş ve hidro enerji alanlarındaki yatırımlar 2004–2006 yılları arasında iki katına çıkarak 70,9 milyar Dolar’a ulaştı. Bu yıl itibariyle ise yenilenebilir enerji piyasasının büyüklüğü 234 milyar Dolar’ı buldu. Bu rakamın 2010’da 625 milyar Dolar’ı, 2020’de ise 1,9 trilyon Dolar’ı bulacağı tahmin ediliyor. Sadece ABD’deki yenilenebilir enerji piyasasının 2020’ye kadar yüzde 34 büyüyeceği ve 250 bin kişiye yeni iş yaratacağı hesaplanıyor.

Küresel ısınma çerçevesinde müşterilerin değişen taleplerine yanıt veren ürün ve hizmetlere yatırım yapanlar da küresel ısınmadan karlı çıkanlardan. Örnekler çeşitli. Enerji tasarrufu sağlayan karbon çiplerinden hibrid araçlara, kadar çevreci teknolojilere yatırım yapan tüm firmalar büyük kazançlar elde etmiş durumda.



 

Özellikle su işiyle uğraşan ve yeni teknolojiler geliştiren şirketlerin karlı çıkması bekleniyor. Global olarak su işiyle uğraşan şirket sayısının 750 olduğu belirtiliyor. Bu şirketlerin toplam piyasa değerleri ise 1,5 trilyon Dolar. Araştırmalara göre yalnızca Avrupa Birliği’nin 2015 yılına kadar olan dönem içerisinde mevcut su ve kanalizasyon altyapısına yapması gereken bakım masrafının yaklaşık 250 milyar Dolar seviyesinde olacağı tahmin ediliyor. ABD Çevre Kurumu EPA rakamlarına göre ise ABD gelecek sekiz yıl içerisinde su ve kanalizasyon altyapısına toplam 140 milyar Dolar yatırım yapacak. Sektörler yeniden şekilleniyor.

Otomotiv sektörü en fazla karbondioksit salınımı gerçekleştiren alanlar arasında başı çekiyor. Bu nedenle şirketler, karbondioksit salınımı olmayan hidrojen-benzin karışımlı ya da hibrid araçlara yatırıma hız vermiş durumda. Örneğin Toyota, Mart 2006’da 613 bin adet hibrid araç satışı gerçekleştirdi. Sektörün bir başka önde gelen oyuncusu Peugeot ise geçtiğimiz aylarda iki adet yeni elektrikli dizel hibrid aracı piyasaya tanıttı.

Yenilenebilir enerji projelerindeki artış, bu projelere finansman sağlayacak bankalara önemli fırsatlar sunuyor. Bu nedenle sektörün önde gelen şirketleri bu alana yatırım yapmak için kolları sıvamış durumda. Credit Agricole şu ana kadar 200 MW’lık rüzgar enerjisini finanse ettiğini açıkladı. Sektörün bir başka önemli oyuncusu Barclays ise 2 bin 500 MW’lık yenilenebilir kapasite için uzun dönem finans kaynağı ayırdı.

Diğer endüstriyel sektörler gibi kimya sektörü de enerji bazlı ürünlerin talebinin artmasını sağlamak için çalışmalar yapıyor. Praxier diğer sektör şirketleri ve Amerikan Enerji Bakanlığıyla birlikte, yüksek verimlilikte oksijen üretimi sağlayan bir tedarik sistemi geliştirmek için çalışmalar yürütüyor.

Gıda üreticilerinin küresel ısınmaya karşı aldıkları önlemler arasında, nakliyede kısıntı dikkat çekiyor. Dünya gıda devi Nestle’nin yaptığı son araştırmaya göre, sevkıyatı yapılan her ürünün tonu için yaklaşık olarak 15 kilo karbondioksit salınımı gerçekleşiyor. Bu ise toplamda üretim sürecinde ortaya çıkan karbondioksitin yüzde 10’una tekabül ediyor.



 
Kuzey ülkeleri doğuştan şanslı

Bir de coğrafi konumlarından dolayı küresel ısınmadan kazançlı çıkanlar var. Örneğin sıcaklık yükseldikçe Sibirya’nın kuzeyi veya Kanada’nın kuzeyi gibi geniş bölgelerde tarım kolaylaşacak. Bu bölgelerde hava sıcaklığının beş derecenin üzerine çıkacağı gün sayısının artmasıyla tarım gelişecek. Üzümleri iyileşeceği için İngiltere mükemmel beyaz şarap üretir hale gelirken, Fransa’daki aşırı sıcaklar yüzünden üzümler bozulacak ve Bordeaux şaraplarının kalitesi düşecek. Kuzeyde balıkçılık ve ormancılık da küresel ısınma sayesinde gelişecek. Turizm de küresel ısınmadan nasibini alacak. Akdeniz’in kavurucu sıcaklarından kaçmak isteyen tatilciler, soluğu Kuzey Avrupa’da alacak. Kışın da Alpler ve Pireneleri beğenmeyen kayakçılar yine Kuzey’e akın edecek.

Günümüzde hava koşulları nedeniyle Kuzey Kutbu üzerinden yılda ancak 30 gün deniz ticareti yapılabiliyor. Deniz buzullarının azalmasıyla bu süre en az dört kat artacak. Bu yolla Rotterdam’dan Japonya’ya giden bir gemi, Süveyş yerine kutup denizini kullandığında yolculuk 10 gün kısalacak.

Buzulların erimesiyle Kuzey Kutbu’ndaki petrol ve doğal gaz rezervlerine ulaşma imkanı doğacak, bu da kuzey ülkeleri için ek bir gelir kaynağı olacak.



 
Çevreci Devler
  • BMW: Dünya otomotiv devi, küresel ısınmayla ilgili şirket içinde çalışmalarını yoğun şekilde sürdürüyor. Bu kapsamda ARGE çalışmalarına ağırlık veren şirket, hidrojen benzin karışımlı araç piyasaya çıkarmayı planlıyor. Unilever: Şirket, 2005 yılında toplam enerji kullanımını yüzde 4,9, toplam karbondioksit salınımını ise yüzde 6,4 azaltmayı başardı. Tüm dondurma ve dondurulmuş ürün fabrikalarında ise endüstriyel ölçekteki soğutmalar için, küresel ısınmaya neden olmayan ve ozon tabakasına zarar vermeyen amonyak kullanılıyor.
  • HSBC: Banka, düşük karbon kullanımlı bir global piyasa yaratılması için çalışıyor. Sektörde karbon kullanımı çok az olmasına rağmen şirket, rüzgar ve güneş enerjisi içeren yenilenebilir enerji teknolojilerine yatırım yapıyor.
  • Du Pont: Küresel ısınmayı tetikleyen en önemli faktörler arasında yer alan sera gazı salınımını 1990 yılından bu yana yüzde 65 azalttı. Yaptığı yatırımlarla çevreye duyarlı şirketler arasında dikkat çekti. Aynı zamanda yaptığı bu yatırımla şirket kendisi de milyonlarca Dolar tasarruf sağlamış oldu.
  • General Electric: Karlı alanlarını şirket içinde ayıran şirket, rüzgar enerjisi bölümünün önümüzdeki dönemde kâr etmesini bekliyor. Hatta önümüzdeki dönemde daha fazla enerji verimi sağlayacakları alanlara ve ürünlere yatırım yapmayı planlıyor.
  • General Motors: Şirket milyonlarca doları karbondioksit yaymayan, hidrojen benzin karışımlı araba üretmek için harcıyor. Bu konuda ARGE çalışmalarına milyonlarca Dolar ayırıyor.
  • BP: Yenilenebilir enerji alanında yatırım yapılabilecek pek çok ürün olduğuna inanan BP yönetimi, bu alanlara ilgisini artırmış durumda. Alternatif enerjilerin de yine sektör için avantaj yaratacağına inandıkları için bu alanda da çalışmalar yapıyorlar.


 
Tuz yenilenebilir enerji kaynağı olacak

Norveç, deniz suyuyla çalışacak mini bir santral kurmaya hazırlanıyor. Bilim insanlarının amacı deniz tuzundan, gaz emisyonu olmayan temiz bir enerji kaynağı yaratmak. Norveç asıllı kamu şirketi “Statkraft”, Oslo fiyortlarında temiz enerji elde etmek amacıyla deniz suyunu kullanacağı ilk “osmotik” santrali kurma hazırlıkları sürdürüyor. Teorik olarak, bu yolla dünyada elde edilebilecek enerji, Avrupa’nın bugünkü elektrik ihtiyacının yarısını karşılayacak. “Statkraft”ın kuracağı “osmoz” esaslı santralde, tuzlu suyla tatlı su arasındaki basınç farkından faydalanılacak: İki su kütlesinin arasına yarı geçiren zar yerleştirirseniz, osmotik basınç kuralı uyarınca, tatlı su tuzlu suya hücum eder ve osmotik basınç yükselir. İşte ilk osmoz santralinde tamamen bu doğal çevrimden yararlanılacak ve iki su kütlesi arasındaki akım, türbinle elektrik enerjisine çevrilecek.



 
Küresel ısınma nükleer enerji talebini artırdı

Küresel ısınmaya neden olan fosil yakıt ve hızla yükselen petrol fiyatları, Çernobil felaketinden sonra şüpheyle yaklaşılan nükleer enerjiye talebi yeniden artırdı. Örneğin İngiltere hükümeti yeni nükleer santrallerin yapımını destekleyeceğini açıkladı. Yarısı Çin’de olmak üzere, Hindistan ve diğer kalkınmakta olan ülkelerde 100’den fazla santralin inşa, planlama ya da karar aşamasında olduğu belirtiliyor. Arjantin, Brezilya ve Güney Afrika, var olan programlarını genişletmeyi planlarken, Türkiye, Vietnam, Tayland ve Mısır ilk reaktörlerini inşa etmeyi planlayan ülkeler arasında sayılıyor.