Gezi: Zaman Nambiya'da Durdu
Tasarim: Biyotaklit Tasarim
Damak Tadi: Kahve
Endüstriyel Tasarim: Özlem Yalim
Kariyer: Kariyer'in Okulu: MBA
Sanat: Asli Deniz Helvacioglu
Psikoloji: Yaratici Deliler





Yakınlaş adını verdiği son sergisinde kültürlerarası diyalog ve AB empatisi konusunu tuvale aktaran Aslı Deniz Helvacıoğlu, fırçasıyla önyargılara meydan okuyor. Avrupalılara Türkiye'yi, Türklere Avrupa'yı anlatan Helvacıoğlu, sanatın kültürlerarası diyalogda öncü rol oynayacağına inanıyor.

Aslı Deniz Helvacıoğlu… AB Hukuku Doktoru, Akademisyen ve ressam. Uluslararası İlişkiler okudu. Avrupa Birliği yüksek lisansı ve AB Hukuku doktorasını tamamladı. Şu anda Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü'nde görev yapıyor.

Ancak eğitim hayatı kendisini yedi yaşında başladığı resimden koparamadı. İlk sergisini 2002'e açtı. Büyük ilgi gören serginin ardından hem Türkiye'de hem de dünyada ses getiren çalışmalara imza attı. Japonya, Amerika ve İtalya'da birçok karma sergiye katılan sanatçı Türkiye'de dokuz kişisel sergi açtı.

Sanatçı yanı ve akademisyen yanı birbirlerini destekliyor, dengeliyor. Biz de böyle çok yönlü bir insanı bulmuşken hem sanatı, hem AB macerasını hem de sanatın ve kültürlerarası diyalogdaki payını konuştuk…


 
Vs.: Son serginizin teması kültürlerarası diyalog ve AB empatisi. "Türkiye ve Avrupa sokaktaki insanın gözünden ezberlenmiş tanımlamalarla sınırlı tutulamaz" diyorsunuz. Öncelikle, nedir bu tanımlamalar? Türkiye insanı Avrupa'yı nasıl görüyor, Avrupa Türkiye'ye nasıl bakıyor?

Serginin tematik eksenini birbirine uzak ve farklı bireylerin önyargıya dayalı "öteki" tanımlamaları oluşturuyor. Yaratılan kimlik, hayali, algılamalarla yargılanmış ve tanımlanmış. Her toplum kendi içinde bir kimlik yaratırken, bilinçsizce "öteki"ni de yaratmış oluyor. Bu noktada sergi AB-Türkiye ilişkilerine de gönderme yapıyor. Avrupa'nın Türkiye'ye bakışındaki en önemli eksikliğin Türkiye'nin başarı hikayelerinin göz ardı edilmesi olduğunu düşünüyorum. Türkiye'nin AB'ye bakışında ise sansasyonlar etkili oluyor. AB Aile Fotoğrafı'nda nerede olduğumuz gibi. Türk insanı AB'yi medya desteğiyle görüyor. Bu noktada AB'nin çifte standarda gönderme yapan tavırları ve Türkiye'ye yönelik AB yetkililerinin veya ülke yöneticilerinin açıklamaları ile hepimizi etkiliyor. Makro düzeyde AB aday ülkesi Türkiye, mikro düzeyde yanlış konumlandırılan ve sürekli bazı konuların dikte edildiği ülke olarak anlaşılabiliyor.

Vs.: Peki, nasıl yakınlaşacak bu iki toplum. Önyargılar nasıl aşılacak?

Türkiye ve Avrupa, tarih boyunca birbirini etkilemiş bu iki medeniyet. Sokaktaki adamın gözünde ezberlenmiş tanımlamalar ve konumlandırmalar ile sınırlı tutulamaz. Sokaktaki adamın önyargılardan ve yanlış algılamalardan arınabilmesi için gerekli olan; kültürlerarası diyalog ortamının temin edilebilmesi ve yeni kimliklerin paylaşım ve işbirliği ile yaratılabilmesine imkan tanıyan yakınlaşmaların sağlanabilmesidir.


 
Vs.: Sanatın bu yakınlaşmada rolü nedir?

Sergi "Yakınlaş" derken toplumların birbirlerini anlamaları ve önyargılarından uzaklaşarak birbirlerine şans tanımaları idealine gönderme yapıyor. Ben kültürlerarası diyalogun geliştirilmesi için insanlar ortak bir hedef için birlikte çalışmalarının etkili olacağını düşünüyorum. Zor zamanlarda yardım için yakınlaşan ülkelerin, iyi zamanlarda sanatsal, kültürel zenginlikler için birlikte üretmelerinin bu anlamda hizmet edebileceğini umuyorum. Dünya politik ekonomisi hegemonyalar üzerine kurulmuş durumda iken bireylerin mikro anlatıları ile hayat bulacak kültürel paylaşımlarım etkisini sorgulamak da mümkün. Ancak yola bir yerden çıkmak gerek ve bence sanat kültürlerarası diyalogda en emin yol. Sanat ortamında diyalog, anlayış ve birlikte üretim çok daha kolay. Sanatın görünmez bir gücü var. Uluslararası sanat ortamlarında bu elle tutulur, gözle görülür bir şekil alır. Sanatın bağlayıcı, bağışlayıcı, saflaştırıcı tarafı, yaratıcı yetenek ve sarf edilen emekten geliyor.

Vs.: Bu kapsamlı konu tuvale nasıl yansıyor? Örneğin, sergide yüzlere yer vermediğinizi, yalnızca primitif sembolik birey ikonları olduğunu söylüyorsunuz. Bu Türkiye-AB ilişkilerine gönderme mi?

Bu sergi çok zor bir şeyi anlatıyor; ötekine saygı göstermeyi ve onu anlamayı… Bu nedenle dili çok basit... Algılamalar değişir. Kavramlar değişir. Bakış açıları farklı olabilir. Çok açıktır ki hiç kimse bir diğerinin yansıması değildir ve herkes eşsizdir. Bu nedenle sergide taraflar yok. Sergide yüzler yok. Sergide sadece primitif sembolik birey ikonları var. Farklı boyutları, renkleri, dokuları ile birbirlerini itiyor, çekiyor, görüyor, hayal ediyor, unutuyor, görmezden geliyor ya da anlamak istiyorlar. Bazen gruplar halinde, bazen tek başına sadece temsil ediyorlar; önyargıları ve yanlış anlamlandırmaları, yalnızlıkları ve birliktelikleri, kabulleri ve retleri. İkonları tercih etmemim en büyük nedeni, belli bir kesim, taraf veya insan grubunu temsil etmemeleri. Bu sergide farklılıklar, boyutlar ve mesafelerle ifade ediliyor. Sergideki eserlerden çok memnumum. Hepsi anlatmak istedikleri ideali tam olarak ifade edecek derinlik ve gücü kazanmış görünüyorlar.


 
Vs.: Tepkiler nasıldı? Amacına ulaştı mı?

Sergi gerçekten çok bVs.: aşarılı oldu. Sergi fikrini İstanbul AB Bilgi Merkezi ile paylaştığımda karşımda en az benim kadar hevesli ve heyecanlı harika insanlar gördüm. Bu bir sanatçının başına gelebilecek en güzel şey bence. Serginin açılışında Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Kültür ve Görsel-İşitsel Politikalar Sektör Yöneticisi Seda Erden ve Selda Paydak tarafından, iki kültür arasında kurduğu sanatsal köprü adına bana teşekkür plaketi verildi. Sergiyi gezen kişilerin tepkileri, gönderdikleri içten mailler, basında çıkan yazılar, tümü serginin amacına ulaştığını bana gösterdi. Sergi 17 Eylül'de Ankara'da açıldı. 22 Ekim'den itibaren ise Antalya'da açılıyor. Antalya'da Türkiye'deki AB Bilgi Merkezlerinin toplantısı süresince açık kalacak. Tüm bu faaliyetler ve serginin üç şehir dolaşması serginin başarısının bir göstergesi bence.

Vs.: Hem bir sanatçı hem de bir AB uzmanısınız… Bunlar birbirini nasıl etkiliyor? Diplomasiye sanatsal bir bakış ya da sanata diploması katıyor mu? Hangisi ağır basıyor?

Aslında ben bu iki başlı kariyerin birbirini sonsuz beslediği ve güçlendirdiğini görüyorum. Akademisyen olarak çeşitli konularda çalışmalar yapıyor, AB Hukuku, Ekonomik Entegrasyon ve AB, AB Ekonomik Tarihi, Siyasi Ekonomi dersleri veriyor, gençlerle birlikte dünyayı, AB'yi inceliyor, tartışıyorum. Her gün yeni bir bilgi öğrenmek, çalışmak anlamak, fark etmek, kavramlar, olaylar ve sonuçlar üzerine düşünmekten zevk alıyorum. Sanat projelerinde sanatçı yönü ile akademik formasyonunu birleştirmeyi hedefliyorum. Bu nedenle tüm sanatsal çalışmalarım entelektüel bir çıkış noktasına dayanmakta, dünya görüşleri, izlenimler, araştırmalar ve algılamaları da içeren değerlendirmelerle desteklenmekte. Sanat eserlerimin güncel dünya düzenini yorumlama amacına yönelik bir düşünsel temele dayanmaları, eserlere gösterilen ilgi ve merakı artırıyor. Her eserim dünya düzenini anlama ve yansıtma eğiliminde ve bu eğilim ile uyum içerisinde bir çıkış noktasına sahip. Peki, hangisi ağır basıyor? Sanıyorum her ikisi de eşit ağırlıkta, birbirlerini destekliyor, dengeliyor, gerek akademik gerekse sanatsal çalışmaların yaratım sürecinde etkili oluyorlar.


 
Vs.: Peki, bir AB uzmanı olarak sorayım… Ne olacak bu Avrupa maceramız? AB'ye girecek miyiz? Nasıl bir yolculuk bekliyor bizi?

Bu soru aslında belki de şöyle sorulmalı, bizim AB maceramız AB'nin kendi macerası içerisinde nasıl şekil alacak. Genişleyen AB, yeni dünya düzeninde özellikle Atlantik'ten Ortadoğu ve Asya'ya yönelen siyaset ve ekonomi ekseninde nasıl bir strateji izleyecek. Bu noktada ben rekabet gücü yüksek, eğitim, sağlık ve sanayi politikaları güçlü bir Türkiye'nin AB'nin gelecekteki konumunda büyük avantaj sağlayacağı düşüncesindeyim. Bu aşamada AB için değil Türkiye'nin kendisi için yapması gerekenler var. AB'ye tam üye olmamız şu an olası görülmüyor ancak güçlü bir bölge devleti olarak Türkiye'nin desteğini AB'nin reddedeceğini sanmıyorum. Türkiye'ye güveniyorum ve doğru stratejiler ile ülkenin rekabet ve pazarlık gücünün yükseleceğine inanıyorum.

Vs.: Bir serginde balıklardan kadınlardan, diğerinde tüketilen duygulardan söz ediyorsunuz. Şimdi ise Avrupa Türkiye yakınlaşmasından… İlk bakışta uzak kavramlar. Aralarında bağ var mı? Neler esin veriyor size?

Sanatçı zaman içerisinde büyüyor, olgunlaşıyor, farklı şeyler söylemek istiyor. Benim sanatsal yolculuğumda çıkış noktalarımın içsel hikayelerden küresel dünyanın toplumsal yansımalarına doğru yol aldı. Sanırım büyüdüm ve dünyaya bir şeyler söylemek istedim. Son üç sergide bu iyice ortaya çıktı. Küresel kozmopolitanizm bireyi adeta bir tüketim makinesi haline getirme eğilimi beni bu konuda bir şeyler söylemeye itti. Bu gözlemlerim Küresel Gençlik- Tüketilen Duygular sergisini açmamda etkili oldu. Bugün gördüğüm, yaşadığımız dünyanın bize sunduğu tüketim odaklı izole yaşamın mutsuzluğu ortadan kaldırmadığıdır. Maddiyatçı Batı kültürünün ütopya olarak sunduğu dünya aslında sadece eutopia' dır (iyi bir yer). Gerçek ütopya ise insanların saygınlıklarını sisteme uyma becerileri ile değil, ötekini kucaklama olgunlukları ile kazandıkları bir dünya yaratmaktır. Gerçek ütopya kültürlerarası diyalogun var olduğu ve toplulukların farklılıklar ile zenginleştiği bir dünya yaratmaktır. Eserlerimde sıcak renkleri kullanarak dünya olaylarına yönelik sembolik bir yaklaşım içerisinde olmayı tercih ediyor, bağışlayıcı ve merhametli bir anlayış yaratmayı istiyorum. Sanat, insanlar arasında önyargı, yanlış algılamalar, yanlış anlamlandırmalar ve kutuplaşmanın önüne geçilebilmesi ve barış, huzur ve aydınlanmanın olduğu yeni bir dünyanın yaratılabilmesi için en önemli araçtır.


 

"Bu sergide taraflar, yüzler yok. Sadece primitif sembolik birey ikonları var. Bu ikonlar farklı boyutları, renkleri, dokuları ile birbirlerini itiyor, çekiyor, görüyor, hayal ediyor, unutuyor, görmezden geliyor ya da anlamak istiyorlar. Farklılıklar, boyutlar ve mesafelerle ifade ediliyor."

Geleceğin Rembrandt'ı

2002'de Aktüel dergisi tarafından Türkiye'nin en başarılı gençlerinden biri seçilen Aslı Deniz Helvacıoğlu, 2004'te ise Sabah Gazetesi tarafından Türkiye'nin en başarılı beş rol modeli kadınından biri seçildi. Helvacıoğlu, "Mucizevi Balıklar ve Kadınlar" adını taşıyan ilk sergisinin ardından Japonya'dan ABD'ye dek birçok ülkede çok sayıda uluslararası etkinliğe katılarak başarılarıyla adından söz ettirdi. Dünyaca ünlü sanat eleştirmeni John T. Spike'ın "Geleceğin Rembrandt'ı" olarak adlandırdığı Aslı Deniz Helvacıoğlu, Floransa Bienali'ne yağlı boya resim dalında katılan ilk Türk sanatçı olmayı başardı.