Kisa Kisa
Marketing Focus
Vestel'den





Yolunuzun üstündeki bir vitrine göz attığınızda onlarca, yüzlerce ürün görüyorsunuz. Çünkü işyerleri daha iyi özelliklere sahip, daha gelişmiş ürünler çıkarabilmek için milyarlarca dolar harcıyor. Uzun bir proje aşaması, fizibilite değerlendirmesi, taslaklar, araştırmalar derken yepyeni bir ürün raflardaki yerini alıyor. Gereken zaman geçiyor ama beklenen olumlu tepkiler bir türlü gelmiyor. Müşteri yeni ürünü istemiyor! Bunun nedeni ise iş dünyasının göz ardı ettiği bir durum: Tüketiciler ellerindeki ürünü yeni üründen daha değerli görüyor.

Çalışmayan inovasyon

Tüketici tercihleri üzerine yapılan araştırmalar yeni çıkan ürünlerin kategorilerine göre yüzde 40 ila yüzde 90 arasında değişen oranda başarısız olduğunu gösteriyor. Başarısızlık oranı son 25 yıldır sabit bir çizgi üzerinde ilerliyor. ABD paketlenmiş mallar endüstrisinde, her yıl yaklaşık 300 bin yeni ürün piyasaya çıkıyor. Raflarda 12 aydan fazla kalabilenler yalnızca yüzde 20.


 

Yeni bir ürün kategorisi oluşturma ya da eskileri tamamıyla değiştirme gibi inovatif girişimler de sonuç vermiyor. Bu tip ürünlerin de yüzde 47'si başarısızlığa uğruyor. İşte birkaç örnek: Webvan, bir milyar Dolar harcayarak kurduğu online gıda marketi ilgi çekmeyince 2001'de iflas etti. Segway, Jeff Bezos, Steve Jobs gibi ünlü yatırımcıların desteğine rağmen 18 ayda yalnızca altı bin scooter satabildi. Oysa hedef 100 bindi. TiVo'nun dijital video kaydedicisi piyasaya çıktığı 1990'dan itibaren çok iyi yorumlar aldı. Yine de beklenilen satışa ulaşamadı. Şirket 2005'te operasyon kayıplarından 600 milyon Dolar zarar etti.

Oysa hepsi de önceden piyasa analizi yapmış ve yatırımcıların desteğini almıştı. Tüm bunlara karşın dikkate alınmayan küçük bir ayrıntı milyonlarca dolara mal oldu: Müşterinin yeni bir ürüne geçerken yaşamak zorunda kaldığı davranış değişiklikleri...


 
Benimkini tutmaz!

Yeni ürünlerin büyük kısmı kullanıcıların davranış yapılarını değiştirmelerini gerektiriyor. Bu değişiklik de kullanıcıların masraf yapmasına neden oluyor. Örneğin, VHS oynatıcı yerine DVD kullanmaya başlayınca video koleksiyonları kullanılmaz hale geliyor. Bir diğer etken de psikolojik nedenler. İnsanlar ellerindeki ürünün artı yönlerine yeni üründekilere oranla daha çok değer veriyor. Öte yandan yöneticiler de yarattıkları ürünün avantajlarını mantıksız derecede önemsiyor.

Ne yapmalı

Şirketlerin dirençle başa çıkabilmeleri için bir inovasyon öncesi tüketicilerin ne gibi davranış değişiklikleri yaşamak zorunda kalacaklarını hesaplaması gerekiyor. Davranış değişikliği gereksinimi arttıkça tüketici direnci de artıyor. Piyasayı yerinden oynatan inovasyon ürünleri kullanıcılara sağladıkları büyük kazanca karşın en az seviyede davranış değişikliğine neden olan ürünler oluyor. Örneğin Google eski arama motorlarıyla aynı arayüzü kullandığı halde yeni bir algoritma yaratarak daha çok sonuca ulaşmayı başardı.

Her yolu deneyip davranış değişikliğini en aza indirmeyi başaramayan şirkete sabırlı olmaktan başka çare görünmüyor. Linux kullanıcıya yeni ürüne alışmaları için zaman tanıyarak başarıya ulaşmıştı. İkinci olarak, yeni ürünün eskisine oranla en az 10 kat fazla avantaj sağlamasına özen göstermek gerekiyor. Yalnızca 10 kat değişim davranış değişikliği yükünü sıfırlayabiliyor.


 
Eldeki ürün kusurlarıyla seviliyor

Tüketicilerin mantık dışı tercihleri nedeniyle, şirketlerin daha iyi ürün, daha çok satış stratejisi işe yaramıyor. Bireylerin ne zaman ve neden mantıklı ekonomik davranışların dışına çıktığını inceleyen psikolog Daniel Kahneman, 2002 yılında bu çalışmayla Nobel Ödülü'ne layık görüldü. Araştırmanın temel taşlarından biri de bireylerin piyasa tercihleriydi. Sonuçlara göre, kullanıcıların gözünde yeni ürünün değeri bir referans noktası ile karşılaştırılarak oluşturuluyor. Bu referans noktası da çoğu zaman o an kullandıkları ürün oluyor. Yeni ürünün referans noktasına oranla artı değerleri kazanç, olası eksiklikleri de kayıp olarak algılanıyor. Kazanç daha fazla oranda bile olsa kayıplara daha çok önem veriliyor. Kahneman bu durumu "kayıptan kaçınma" olarak tanımlıyor.

Tüketici devrim değil revizyon istiyor

Tüketicinin en kolay uyum sağladığı yeni ürünler az davranış değişikliği gerektiren fakat sınırlı yeni özellikle donanmış olanlar. Başı eğimli hale getirilen diş fırçaları, temizleme özelliği artan deterjanlar, organik besinler bu ürün tipinin örneklerinden. Piyasada kabul görmemesi en olası ürünler ise az katkı sağlayan ama büyük değişiklik gerektirenler. Örneğin, harflerin yeri değiştirilen yeni bir klavye çeşidi daha hızlı yazmayı sağlasa bile uyum için gereken davranış değişikliği bu ürünü kaybedenler arasına sokuyor.


 
çeşit çok satış yok

Bir pantolon alacaksınız... Cadde üzerindeki onlarca dükkandan birine girdiniz; karşınızda onlarca model, bir o kadar renk... Ama bu kadar çeşit, sizin ürünlere şöyle bir göz atıp dükkanın kapısına doğru süzülmenizi engelliyor mu? Oradan çıkıp hemen yandakine giriyorsunuz, aynı manzara, daha bol çeşit... Çünkü pazarlamacılar müşterilere daha çok seçenek sunmanın satışları artıracağını düşünüyor. Örneğin, yalnızca iki pantolon modeli yerine 50 farklı model sunduklarında müşterilerin mutlaka kendileri için uygun bir tane bulabileceğini, hem müşteri memnuniyetinin hem de satışların yükseleceğini varsayıyorlar. Fakat araştırmalar böyle demiyor. Müşteriler kendilerine çok fazla alternatif sunulduğunda, herhangi bir ürünü satın alma oranları düşüyor, bir ürünü satın alsalar bile bundan pek hoşnut olmuyorlar.

Pazarlama dünyasına yeni bir bakış açısı getirebilecek nitelikteki bu bilgi ilk olarak 2000 yılında Sheena Iyengar ve Mark Lepper'ın araştırmasıyla ortaya çıktı. Araştırmada, alışveriş merkezine gelen müşteriler bir masanın üzerinde tanıtılan 24 farklı gurme reçeli ile karşılaşıyordu. Reçelleri tadanlara, satın alacakları reçel için bir Dolar'lık indirim çeki sunuluyordu. Müşteriler bir başka gün ise benzer bir masa ile karşılaşıyor fakat bu sefer üzerinde yalnızca altı farklı reçel bulunuyordu. Bu iki farklı masanın etkileri karşılaştırıldığında, daha çok örnek barındıran masanın müşterilerin dikkatini daha çok çektiği ancak iş satın almaya geldiğinde büyük masadan, küçük masaya oranla 10 kat daha az ürün alındığı ortaya çıktı. Başka araştırmalar da bu bulguyu destekliyor. Alışveriş merkezlerinde satılan içecek ya da yiyeceklerin çeşitleri arttığında satış hacimleri ve müşteri memnuniyeti azalıyor. Yalnızca alışverişte değil, başka alanlarda da bu etki görülüyor. Çalışanlara birkaç çeşit emeklilik yatırımı opsiyonu sunulduğunda çalışanların bunlardan birini seçme olasılığı düşüyor.


 
Ezberler bozuldu

Ortaya çıkan sonuçlar, insan doğası ve tercihleri hakkındaki bilgilerimizi sarsacak nitelikte. Hem psikologlar hem de iş dünyası sunulan seçeneklerle mutluluğun doğru orantılı olarak arttığını düşünüyordu. Seçeneklerin fazlalığı psikolojide otonomi ve kontrolle eşleşirken, iş dünyasında serbest pazar anlamına geliyordu.

Araştırmacılar daha çok seçeneğin daha az alım ve memnuniyetle sonuçlanmasını kar-zarar dengeleriyle açıklıyor. Daha çok seçeneğin varlığı, müşterinin bir ürün seçmesi için daha çok çaba harcaması anlamına geliyor. Aslında gerçekten iki yerine 50 farklı pantolon modelinin olması müşterinin kendine uygun bir tane bulması olasılığını artırıyor. Ancak müşterinin beklentisi, seçmek için harcadığı güç ve zaman da aynı oranda artıyor. Böylece seçiminin yarattığı memnuniyetsizlik de yükseliyor.

Bu durumda ürün seçeneğini artırmanın her zaman daha çok müşteri memnuniyetiyle sonuçlanacağı varsayımına dayanan pazarlama stratejilerinin de gözden geçirilmesi ve yeniden şekillenmesi gerekiyor. Optimum seçenek sayısı ancak yapılacak araştırmalarla anlaşılacak olsa da en azından şu anda daha çok çeşidin her zaman daha iyi anlamına gelmediği biliniyor.


 
lüks tüketimde kiralama dönemi

Tüketim çılgınlığının ortalığı kasıp kavurduğu bu günlerde lüks tüketim ürünleri bir soruna neden oluyor. Bu ürünler orta gelir seviyesindeki insanlara pahalı gelirken zenginler seçeneklerin azlığından şikayet ediyor. Dahası, yüksek gelir grubunda yer alan tüketici de zaman zaman bazı hizmet ve ürünleri gereksiz yere pahalı bulabiliyor ya da söz konusu ürün/hizmete sahip olmayı gereksiz görebiliyor. Özel jete sahip olmadan özel jetle uçma fikri pek çok kişiye daha cazip geliyor. Böylece yalnızca masrafların paylaşımı değil, farklı ürünleri kullanma şansı doğuyor.

Bu soruna çare arayan Amerikalı girişimci Rob McCrath 1998'de iki milyon Dolar değerindeki evlerle ilgilenen ama aynı evde uzun süre kalmaktan sıkılan müşterileri için yeni bir iş alanı geliştirdi. 300 bin ile 500 bin Dolar arası üyelik bedeli, 20 bin Dolar'ı bulan yıllık aidatlar sayesinde topladığı paralarla lüks evler satın aldı ve ödedikleri ücret karşılığında üyelerine bu evlerde yılda 60 güne kadar kalma olanağı sağladı. Bu sistem hem satıcıyı hem tüketiciyi memnun etti. Üyeler satın almak zorunda kalmadan, lüks evleri kullanmanın tadını çıkardı.

McCrath birçok kişiye de ilham kaynağı oldu. Günümüzde lüks ev, araba, diğer ulaşım araçları ve aklınıza gelebilecek her türlü ürün ve hizmet artık değişik seçeneklere sahip finansal kiralama sistemleriyle tüketiciyle buluşuyor.

Avrupa'da, Revo 250 ve P1 International gibi lüks otomobil kulüpleri de benzer bir pazarlama politikası güdüyor. Üyeler Ferrari, Lamborgini ve Rolls Royce gibi pahalı otomobillere yılın belli dönemlerinde sahip oluyor ve sıkıldıkları anda başka bir modeli kiralama hakkına sahip oluyor.