![]() |
|||||||||
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Akın Öngör, mesleğinin zirvesinde olduğu bir dönemde emekliliği seçti. Ancak terliğini ve pijamasını giyerek televizyon karşısına geçen emeklilerden olmadı. Özel uğraşlarının yanında birçok sosyal sorumluluk projesine de zaman ayıran eski bankacı, galiba farkına varmadan emekliliği iş edindi! Akın Öngör iş dünyasının yakından tanıdığı bir isim. Garanti Bankası'nın genel müdürlüğünü yaptığı dönemde başarılı çalışmalarıyla dikkat çekti. 2000 yılında, 55 yaşında emekliye ayrıldı. Görevi bıraktığında 20 milyar Dolar'ı idare ediyordu. Oysa tek isteği özel zevklerine zaman ayırmaktı. Şimdi tam da bunu yapıyor! Şarap üretiminden sosyal sorumluluk projelerine, deniz yolculuklarından kitap yazmaya kadar birçok uğraşı var, Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın (WWF) da yönetim kurulu başkanı. "Çalışırken yaptığım işlerle değil, emekli olduktan sonra ünlü oldum" diyen Öngör, aldığı kararlardan hiç pişmanlık duymayan, dilediği gibi yaşayan, heyecanlı biri: "İkizler burcuyum. Belki iki farklı karakteri konuşuyoruz. Bankacılıkta sakin, ağırbaşlı, tedbirli, dikkatli, ölçülü biriydim. Diğer tarafta daha serseri, maceraperest, renkli, bankacılığı etkilemeyecek ölçüde uçarı biriyim." İşin aslı, macerayı seviyor; ama bankacılıkta değil! | |||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Bugün geriye dönüp baktığınızda "iyi ki zamanında ayrılmışım" diyor musunuz, yoksa "keşke" dediğiniz şeyler de var mı?
Öyle bir düşüncem olmadı. Haksız rekabete, piyasa tabiriyle hortuma, kanunsuz çalışan bankaların yüksek faiz rekabetine karşı, dürüst, düzgün ve adil bankacılık savaşı veriyordum. Yaşanan haksız rekabetten şikayetçiydik. 2001 krizinden sonra bunlar düzeldi. Ama hiçbir zaman "keşke kalsaydım" demedim. Aldığım karardan mutluyum. Kendime zaman ayırabilmek için emekli oldum. Şimdi dilediğim gibi yaşıyorum. Vs.: Bankacılık sizin zamanınızda en popüler mesleklerden biriydi, sonra ciddi bir erozyona uğradı. Sektörün bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok popüler görüyorum. Çalıştığım dönemde bankalarda yeniden yapılanma olacağını, yeni elemanlar alınacağını, sermayelerin büyüyeceğini ve bankaların konsolide olacağını söylemiştim. Bunları söyledikten birkaç yıl sonra kriz oldu ve birçok kişi yanıldığımı düşündü. Onlara acele ettiklerini söyledim. Bu süreç geçtikten sonra söylediklerim çıktı. Bankalara on binlerce insan alındı, bankacılık çok dinamik, renkli ve heyecan verici bir sektör haline geldi. Uzaktan durgun ve donuk görünüyor ama öyle değil.
Vs.: Bankacılıkta yabancı payının endişe yaratacak kadar çizgiyi aştığından söz ediliyor. Katılıyor musunuz?
Katılmıyorum. Çünkü sermayenin milleti olmaz. Bankaların sermayesinin güçlü olması, dürüst, düzgün, şeffaf çalışmaları ve iyi hizmet vermeleri önemli. Türkiye'ye gelen yabancı kurumların dürüst çalışacaklarından endişem yok. Şu an piyasada yüzde 20- 30'larda hisseleri var. Bu oran yüzde 50'yi geçerse durmak gerekir. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Renkli ve hareketli bir hayatınız var. Kararlarınızı nasıl aldığınızı merak ediyorum. Öncelikleri nasıl sıralıyorsunuz?
Kendini tanımak, neleri sevdiğini, neleri sevmediğini, neleri yapabildiğini, neleri yapamadığını bilmek zor bir iştir. Çünkü herkes kendisinin iyi taraflarını bilir, ama sınırlarını pek görmemeye çalışır. Ben özfarkındalığını geliştirmiş biriyim. Hayatta ne istediğimi, ne istemediğimi, ne yapabildiğimi ve ne yapamadığımı biliyorum. Kararlarımı alırken ailemi de düşünerek, kendi yaşamıma dönük aldım. Kararlarımı alırken eşimin yaşam biçimi ve isteklerini de göz önünde tutuyorum. Onun için çok mutlu bir yaşamımız var.
Vs.: Hayatınızda dönüm noktası dediğiniz bir an var mı?
Çok var. Sporcu olup da milli takım kaptanlığı yapmak çok önemli bir dönüm noktasıydı. Çünkü yaşamımın belirli bir kısmını şekillendirdi. Ardından üniversite mezunu olup meslek sahibi olmam, kendi başıma para kazanmaya başlamam, eşimi ilk gördüğüm gün, çocuklarımız olması da diğer konular. Sevmediğim halde bankacılığa girmem ve genel müdür olmam da hayatımda dönüm noktalarıdır. Son dönüm noktası ise emekli olmam. Vs.: Şu an hayatınızı nasıl idame ettiriyorsunuz?
Yaklaşık 40 yıl aralıksız çalıştım. Kazandığım paranın hepsini harcayamadım. Çünkü ailemin imkanı olmadığı için böyle bir lüksüm yoktu. Evimizi, arabamızı, teknemizi aldık, ardından hayat kalitemizi sürdürebilecek bir tasarruf yaptık. Ondan sonra emekli oldum. Şu an hiçbir profesyonel çalışmam yok. Emekli olunca bir çiftliğimiz olsun istedik. Eşim Gülin'le Manisa Akhisar'da bir arazi aldık. Oraya bağ kurmak istedik. Önce olmaz dediler. Kolay pes eden biri değilim, İsrailli bir uzmanla konuştum. Nasıl yapılacağını araştırdık ve bağımızı kurduk. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Üretim ne durumda? Beklediğiniz verimi, kaliteyi elde ediyor musunuz?
Üzümleri nasıl işleyeceğimize baktık. Büyük fabrikalara verip şarap yaptırmak istedik. Ancak çok büyük tankları olduğu için bizim üzümlerimizi ayrı işleyemediler. Amacımız herhangi bir şarap üretmek olmadığı için gözümü karartıp yatırım yaptım, bir şaraphane kurdum. Emeklilikte yapılacak bir iş değil, ama böyle deliliklerim var. Kurduğum şaraphanede Selendi isminde, Türkiye'nin en kaliteli kırmızı şarabını üretiyoruz. Dostlarımıza dağıtmak için pekmez de üretiyoruz. Yeni bağlar kurduk. Beş yıl içinde üzümler şarap yapılmaya uygun hale gelecek. Vs.: Eşinizin isteğiyle Akhisar'a Anadolu kız meslek lisesi yaptırdınız. Bunun için ne kadar yatırım yaptınız?
Şarap üretimini profesyonel olarak yapmaya başlayınca eşim kızlara yönelik bir okul kurmamı istedi. Memnuniyetle kabul ettim. Gülin Öngör Kız Anadolu Meslek Lisesi'ni yaptırdım. Şu an proje tamamlanmak üzere. Bir buçuk milyon Dolar'lık bir yatırımla 3 bin 500 metrekarelik alanda, 740 öğrenci kapasiteli bir okul yaptırdım. Şarabın geliri de oraya gidecek. Ama bu gelir 40-50 bin YTL. Okulun içinin yapılmasına birkaç kurum destek verdi. Garanti Bankası iç döşemesini yaptı, Garanti Teknoloji bilgisayarları verdi, Serdar Bilgili fotoğraf stüdyosunu ve tasarım kısmını, Atilla Türkmen ise tekstil laboratuvarını yaptı. Açılışı Eylül'de gerçekleştireceğiz.
Vs.: Kızların okuması ve mesleki eğitim konularında bugünkü durumumuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konudaki hassasiyetinizi açabilir misiniz?
Bir kurumun içinde her kademede kadın, erkek karışımının çok önemli olduğuna inanıyorum. Kayırmacayı kastetmiyorum, ama kadınlara fırsat verilmesi ve önlerinin açılması gerekiyor. Yönetici olduğum dönemde hep bunu uyguladım. Çünkü Türkiye'de kız çocuklarının okuması daha zor. Üst gelir gruplarından değil, orta ve düşük gelir gruplarından söz ediyorum. Kız çocuklarının meslek sahibi olması da zor. Herkes lise okuyup üniversiteye gitmeye çalışıyor. Üniversiteye gidemeyince pek çok genç ortada kalıyor. Türkiye'de tekniker seviyesinde ve meslek okullarından mezun meslek sahibi gençler çok az olduğu için eşimle genç kızların okumasını desteklemek istedik. Paralı değil, bir devlet okulunda en çağdaş eğitimi almalarını hedefledik. Bilgisayar, grafik tasarım, yemek, ağırlama, tekstil, çocuk bakımı gibi konularda uzmanlaşmalarını, kendi ayaklarının üzerinde durabilmelerini istiyoruz. İstiyorlarsa mezun olduktan sonra üniversiteye devam etsinler, yabancı dil öğrenip dünyaya açılsınlar. Bu konuda örnek oluşturmaya çalışıyoruz. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Eşinizle kimi zaman Bodrum'da, kimi zaman Amerika'da, kimi zaman da Manisa'dasınız. Deniz yolculukları da yapıyorsunuz. Hepsine nasıl yetişiyorsunuz?
Benim gibi meslek yaşamında çok aktif ve üst görevlerde bulunan bir kişi için zaman yönetimi çok önemli. Hem kendinize hem de mesleğinize zaman ayıracaksınız. Hızlı bir ritimden geldiğim için emekli olunca terliğimi ve çizgili pijamamı giyip televizyonun karşısına geçmeyi hiç istemedim. Öyle olmadığım için de zamanımı hep planlıyorum, istediğim şeyleri yapıyorum. Mevsimine göre hareket ediyorum. Bazı mevsimler bağdayım, bazı mevsimler denizdeyim. Vs.: Dört yıl önce Atlantik Okyanusu'nu, geçen yıl da arkadaşınız ressam Birol Kutadgu ile Pasifik Okyanusu'nu geçtiniz. Sizi açık denize yönlendiren nedir?
1967'de ODTÜ'den mezun oldum. O dönemde hiç orman yoktu. Hep bozkırları görürdüm. O sıralarda Sadun Boro'nun Uzakdoğu'ya yaptığı deniz seferleri Hürriyet gazetesinde çıktı. Bu beni çok heyecanlandırmıştı. Sporcu olduğum için yüzmeyle uğraşıyordum. 1965'te bir arkadaşım, eşi ve eşimle birlikte dört kişi Marmaris'ten yelken kiraladık. Çok keyifli ve romantikti. Bütün bakışım değişti. Üç defa arkadaşımla mavi yolculuğa çıktık. Ardından Göcek'te eşimle yelken kiralayıp çıkmaya başladık. Bodrum'da ev yaptık, büyük bir yelkenlimiz oldu. Bunları yaparken emekli olunca büyük denizlere açılmayı planladım. Eşimin klostrofobik bir durumu olduğu için uzun yolculuğa çıkmak istemedi. Önce Atlantik'i geçtim. Yaşamımda önemli bir deneyim oldu. Çünkü açık denizler hiç bilmediğim bir şeydi. İkinci uzun yolculuğumu ise arkadaşım Birol Kutadgu ile yaptık. 80 gün boyunca, denizde yedi bin mil yol yaptık. Şimdi de Avustralya tarafına gitmek istiyorum. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Deniz yolculuğu da bir yönetim işi. Deniz yolculuğunu yönetmekle bir şirketi yönetmek arasındaki benzerlikler neler?
Her ikisinde de uyumlu bir ekip çalışması gerekiyor. Herkesin kendi egosu ve hedefleri var, ama uyumlu bir ekip çalışması çok büyük başarıları getiriyor. Ayrıca doğayla bütünleşmek, iş hayatındaki gibi mücadeleyi gerektiriyor. Her ikisinde de kendi kendinizle barışık olmanız, ekibinize güvenmeniz, zamanı ve zorlukları yönetebilmeniz gerekiyor. İş hayatındaki deneyimlerimin deniz yolculuğuna olumlu katkıları oldu. Vs.: Yolculuk sırasında karşılaştığınız kültürlerden sizi en çok hangisi etkiledi?
İçimi acıtan bir konu anlatayım: Çok değişik yerli kültürlerle karşılaştık. Panama, Costa Rica, Venezüella, Bon Air, Markiz Adaları, Tahiti gibi yerlerde insanlar doğaya çok saygılı ve temiz. Bundan çok etkilendim. Ülkemiz adına çok üzüldüm. Saygısız ve doğayı kirleten bir toplum olduğumuz için utandım. Denize dalıyorsunuz, tertemiz. Bizim denizlerimizde ise her şey var. Dünyanın en güzel denizleri bizde, ama temiz tutmuyoruz.
Vs.: Mart 2007'de kurucu üyesi olduğunuz Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın (WWF) yeni yönetim kurulu başkanı seçildiniz. Görevinizde nasıl bir yaklaşım sergileyeceksiniz?
Bugüne dek siyasetten, özel sektörden pek çok teklif geldi, ama kabul etmedim. WWF'ye başkan olmam istenince hayır diyemedim. Türkiye'de doğal yaşamın, çevrenin korunmasına yönelik bilinçsizlik var. Bu bilinci yerleştirmeye çalışacağız. Yönetim kurulumuzda etkin isimler var. Hep beraber elimizden geleni yapacağız. Dünyayı anneler değil, yaşlı erkekler idare ediyor. Lider konumundaki, önemli kararlar alan yaşlı erkeklerin, anneler gibi çocuk ve çocuğun geleceğine yönelik bakışı yok. Onun için de dünya bu hale geldi. Son 50 yılda küresel ısınmaya neden olacak her şey yapıldı. Bugün Türkiye'de çok yanlış uygulamalar var. Yatağan, Kangal, Soma, Elbistan'da devletin kurumları termik santraller vasıtasıyla çevreyi zehirliyor. İnsanlar kanser oluyor, biz bir şey yapmıyoruz. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Bu anlamda şirketlerin son yıllarda sosyal sorumluluk projelerinde öne çıktığını görüyoruz. Sizce yeterli düzeyde mi, şirketlere ne gibi görevler düşüyor?
Bazı şirketler yapıyor, onun dışındakiler kayıtsız kalıyor. Hep bana deyip, hep cebe çalışıyorlar. Onları eleştiriyorum. Türk iş hayatı kayıtsız, çok bencil. Oysa sosyal sorumluluk şirketler için bir zorunluluk olmalı. Bütün şirketlerin yapması gerekiyor. Düşünebiliyor musunuz WWF'nin bilançosu bir milyon YTL. Bu parayla, bu kadar proje nasıl yürütülecek? Vs.: Eski bir bankacı olarak, ekonominin gidişatı hakkındaki değerlendirmeniz nedir?
Enflasyonun bu seviyelere düşürülmesi büyük başarı. Şimdi seçim ortamına girildi. Ne yazık ki bu yılı kaybettik. Dolayısıyla enflasyonu daha da düşürme olanağımız olduğunu sanmıyorum. Ancak ekonomi yönetimi açısından bugünkü hükümetin çok olumlu işler yaptığı inancındayım. Yabancı sermayenin Türkiye'ye getirilmesi, Avrupa Birliği vizyonunun getirilmesi ve müzakerelerin başlaması, mali piyasalardaki şeffaflık denetimi ve istikrarlı uygulama çok yararlı. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Akın Öngör, Birol Kutadgu ile Pasifik Okyanusu maceralarını Maori dilinde "teşekkür ederim" anlamına gelen "İa Orana" kitabında anlatıyor. Kitapta, fotoğrafların yanı sıra Birol Kutadgu'nun yolculukta yaptığı resimler de yer alıyor. Öngör, şu sıralar çalışmalarını sürdürdüğü diğer kitabında, gençlere iş dünyasında edindiği deneyimleri aktaracak. "Hayatımda dönüm noktaları var. Sporcu olarak milli takım kaptanlığı yapmak önemliydi. Meslek sahibi olmam, kendi paramı kazanmam, eşimi ilk gördüğüm gün, çocuklarımızın olması, sevmediğim halde bankacılığa girmem ve genel müdür olmam da öyle. Son dönüm noktam ise emekli olmam." | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Çevre için, hemen şimdi!
Çevreci yanıyla da tanınan ve Mart ayından beri Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın (WWF) yönetim kurulu başkanı olan Akın Öngör, termik santrallerden şikayet ediyor. Termik santrallerin karbon emisyonlarını tutacak işlemin acilen yapılması gerektiğini savunan Öngör, çevresel önlemler konusunda taviz vermiyor: "Su ve enerjideki kaçakların üstüne gidilmeli, yenilenebilir enerji kaynaklarına dönülmeli. Acilen su kullanım bilincinin değiştirilmesi, sulamaların kanallardan değil damlama yöntemiyle yapılması gerek. Hemen, hemen, hemen... Her şey acil!" "Lider az, performans kötü"
Vs.: Başka bir girişiminiz olan Bodrum'da kurmak istediğiniz "Liderlik Enstitüsü" projeniz yarım kalmıştı. Bu konu şu an ne aşamada? Sürdürmeye kararlı mısınız?
Gerçekleştiremediğim bir iş. Kızgın ve üzgünüm. Kızgınım, çünkü söz veren iş adamları paralarını vermediler. 100 bin Dolar istemiştim. Ben bir milyon Dolar'lık bir gayrimenkul koyuyordum. Anonim bir işe girmek istemiyorlar. Herkes "ben" diyor. Topluma dönük bilinç zayıf. Oysa hep beraber bir şeyler yapmak en güzeli. Şu an bir üniversiteyle görüşüyorum. Mutlaka yapmak istiyorum. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Nasıl bir oluşum düşünmüştünüz? Neden Bodrum?
Türkiye ve çevre ülkelerdeki sorun liderlik eksikliğinden kaynaklanıyor. Türkiye'nin performansı kötü. Bunun da sorumlusu bugüne kadar Türkiye'yi yöneten liderler. Bu nedenle ABD'den profesörlerin eğitim vereceği bir liderlik enstitüsü kurmak istedim. Üniversiteden mezun olduktan sonra iş hayatında 8-10 yılını arkasına almış, çalıştıkları kurumlarda yetenekleriyle öne çıkmış gençlerin liderlik konusunda eğitim almalarını planladım. Çevre ülkelerden kişilerin de katılacağı, yaz aylarında üç, dört ve altı haftalık kurguladığım eğitim için Bodrum çok uygun. Bodrum, uluslararası özelliği olan ilginç bir yer. Yazları eğlence ve turizmiyle öne çıkan kentte kışın kimse yok. Hem sosyal hem teknik olarak iyi bir altyapı var. İnsanlar hem keyifli zaman geçirip hem de eğitim alabilir. Vs.: Günümüzdeki liderleri nasıl buluyorsunuz? Ekonomik, siyasi açıdan iyi yönetilmek için en önemli ihtiyaçlarımız neler?
Liderler iletişim, etik, vizyon ve ekip oluşturma hataları yapıyor. Bunlar liderlik özellikleri ve öğrenilebilir şeyler. Bugün çok az lider görüyorum. Tepede olmak, lider olmak demek değildir. Başkan, genel müdür demek lider demek değildir. Lider önderlik yapabilecek nitelikte insandır. Bugün parti başkanlarının bazılarının hiç liderlik yeteneği ve niteliği yok. Günümüzde liderleri az buluyorum, ama çok yetenekli lider olabilecek kişiler görüyorum. Gelecekte onların siyasete girmeleri durumunda çok büyük başarılar elde edeceklerini düşünüyorum. | ||||||||||||||||||||||||||||||||