![]() |
|||||||||
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Web sitesinde farklı kategoriler altında çok sayıda fotoğrafla karşılaşıyorsunuz. Havada, karada, sualtında çekilen fotoğrafların yanı sıra Ahmet Zorlu'nun, Kemal Derviş'in, Hülya Avşar'ın fotoğraflarını da bulabiliyorsunuz. Fotoğrafçı Ali Kabaş her şeyi çekiyor, içine de sanat katıyor. Fotoğraf sanatçısı Ali Kabaş ilkokul çağlarında, bir aile dostunun kendisine bir fotoğraf makinesi hediye etmesiyle fotoğraf çekmeye başlıyor. Üniversite yıllarına kadar fotoğrafla yalnızca hobi olarak ilgileniyor. Ancak ABD'de işletme mühendisliği eğitimi aldığı sıralarda fotoğrafçılık konusunda kendini geliştirmek, hobinin bir adım ötesine geçmek için çeşitli eğitimlere katılıyor. İnternette ilk fotoğraf sitelerinden birini kuruyor, fotoğraflarını dünyayla paylaşıyor. Fotoğraflarına yönelik ilgiyi fark edince de tüm enerjisini bu alana kaydırıyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kabaş havada, karada, sualtında, her yerde fotoğraf çekiyor. Sanat fotoğrafları çektiği gibi şirket fotoğrafları da çekiyor. Ve bakın bu çeşitliliği nasıl anlatıyor: "Farklı alanlar, yapmak istediğim şeylere fotoğraf dahil olduğu için oluştu. 1977'den beri dalıyorum. Daldığımda fotoğraf da çekmeye başladım. Uçmayı seviyorum. Eski pilotluğum var. Paramotorla uçarken fotoğraf çekmeye başladım. Gezmeyi severim. Fotoğraf çekmek için de geziye çıkıyorum, geziye çıktığımda da fotoğraf çekiyorum. İş eğitimim ve iş hayatım nedeniyle şirket fotoğrafları çekmeyi seviyorum. Sanat fotoğrafı aklımda yoktu. Galerici arkadaşım Pırıl Güleşçi Arıkonmaz sergi açmayı teklif edince sanat fotoğrafıyla da ilgilenmeye başladım. Bugüne kadar açtığım üç sergimde farklı teknikler denemeye, farklı bakış açıları getirmeye çalıştım." Vs.: Ali Kabaş'ın fotoğraftaki çizgisini nasıl tarif edersiniz?
Belirli bir çizgim olduğundan emin değilim. Belki başkaları çizgimi daha iyi tarif edebilir. Hala kendimi geliştirmek için uğraşıyorum. Bu işi yapmaya karar verdikten sonra eksiklerimi tamamlayabilmek için sık sık ABD'ye gittim. Beğendiğim ve tanıdığım fotoğrafçıların gerçekleştirdiği seminerlere katıldım. Ancak tabii ki insanın kendini geliştirmesinin sonu yok. Hala öğrendiklerimi uygulayabilmeye ve eski alışkanlıklarımı yıkmaya çalışıyorum. Çünkü fotoğrafçılık bitmeyen, sonu gelmeyen bir yol. Şu an için yolun neresinde, hangi aşamasında olduğumu bilemiyorum. Teknoloji her geçen gün sürekli değişiyor, ama şu an istediğim teknik olgunluğa eriştiğimi düşünüyorum.
Vs.: Fotoğrafçılık açısından kendinize koyduğunuz kurallar var mı?
Fotoğrafçılığa ilk başladığımda birtakım kurallar koymaya ve uygulamaya çalışıyordum. Zaman içerisinde bu kurallar azaldı. Artık içgüdüsel olarak çekiyorum. Kendime hiçbir sınır koymuyorum. Sıkıştığım zaman kural uyguluyorum, ama hem kurallı hem kuralsız çekiyorum ki tatmin edici bir sonuç ortaya çıksın. Adı konmuş bir bakış açısı olduğunu söyleyemem. Çektiğim fotoğraflardan da belli. Her şeyi çekiyorum. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Fotoğraf çekimi yalnızca deklanşöre basmaktan ibaret değil, bir süreç. Bu süreci nasıl yönetiyorsunuz?
Her şeyin kontrolümde olmasına çabalıyorum Örneğin bir şirket sahibini çekerken, çekimden bir saat kadar önce mekana gidiyorum. Mekan ve ışık araştırması yapıyorum. Çekeceğim kişiyle sohbet ediyorum. Benim için çalışacağım kişinin rahat olması çok önemli. Doğal hallerini yakalamaya çalışıyorum. Zaman zaman müdahale ediyorum. Genellikle de aklımdan geçen pozları elde ediyorum. En önemli unsurlardan biri zaman. Zaman önemli bir unsur. Kişi fotoğrafı çekerken de doğa fotoğrafları çekerken de insanın doğru yerde, doğru zamanda olması gerekiyor.
Vs.: Çekeceğiniz kareyi önceden kafanızda kurguluyor musunuz?
Bunu elimden geldiğince yapmamaya gayret ediyorum. Yapacağım hiçbir çekime önyargılı gitmiyorum. Yalnızca sanat fotoğrafları için çekim öncesinde planlama yapıyorum. Bir çekime giderken mekanı, kişiyi, ne giyeceğini bilmiyorsunuz. Ancak bunları gördükten sonra kafamda bir kurgu gerçekleştirebiliyorum. Önceden fazla kafa yormadığım zaman daha iyi işler çıktığını düşünüyorum. Örneğin ilkokulda okuduğu dönemde oğlum Murat ile iki arkadaşı bir fotoğrafçı arkadaşımdan ders alıyordu. O arkadaşım çocuklara çektikleri fotoğraflardan oluşan bir sergi açtı. Ortaya, beklemediğimiz kadar iyi fotoğraflar çıktı. Bunu o fotoğrafların hazırlıksız, düşünülmeden ve çocuk naifliğiyle çekilmesine bağlıyorum. Ben de çekimlere önyargısız bir şekilde gidiyorum. Naiflik, kuralları yıkmak, önyargısız olmak çok önemli. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() Vs.: Dijital teknoloji fotoğrafçılığınızı ne yönde etkiledi?
Yaklaşık beş yıl önce film çekmeyi tamamen bıraktım. Dijital fotoğraf benim için filmin yerini aldı. Aslında dijital kötü bir yatırım; çok para verip aldığınız iyi bir makine en fazla birkaç yıl içerisinde demode oluyor. Bu nedenle dijitalle bir iş çektiğinizde bunun karşılığını almanız gerekiyor. Dijitallerle artık daha önceleri renk laboratuarının yaptığı işi yapıyoruz. Müşteriye baskıya hazır, müdahale gerektirmeyecek fotoğraflar teslim ediyoruz. Dijitalde istediğim filtreyi uygulayarak film havası verebiliyorum, yani olanaklar sonsuz. Bütün bu gelişmeler son yıllarda fotoğrafçı sayısını inanılmaz şekilde artırdı. Bu nedenle arz ve talep dengesi fotoğrafçılar aleyhine gelişti. Birçok dia bankası çıktı. Artık sadece bir Dolar'a fotoğraf alabiliyorsunuz. Fotoğraf alıcıları bu anlamda bu işi hobi olarak yapan kişileri çok iyi kullanıyor. Sanat değil, zanaat değişti. Dijital manipülasyonu daha fazla görüyoruz. Buna karşı yapabileceğiniz bir şey yok. Teknolojiyi reddettiği ya da teknolojiyi öğrenemediği için hala "ben yalnızca karanlık oda kullanırım" diyen fotoğrafçılar da yok değil. Amka ben kendi adıma dijital teknolojiyle savaşmayı doğru bulmuyorum. Dijital teknolojiyi sanat fotoğraflarımda da kulanıyorum. Mesela "Recto/Verso" adlı üçüncü kişisel sergimde "lenticular" baskı tekniği kullanarak nesneye hareket kazandırdım. Bu işte yaratıcılık olduğu için sonu yok. Hoşuma giden tarafı da bu. Sonu gelmeyen bir yaratıcılıkla uğraşıyorum. Vs.: Peki ama Ara Güler fotoğrafın sanat olmadığını söylüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ara Güler, mütevazılığından böyle söylemiş. Tamam, her fotoğraf için sanat eseri denemez ama ben fotoğrafla sanat yapılabileceğine inanıyorum. Ticari çalışmalarıma da sanatı elimden geldiğince katmaya çalışıyorum. Bu konudaki ana felsefem dokümanter fotoğraf çekmek yerine fotoğrafa kendimden bir şeyler katmak. Ortaya çıkacak olan kare Ali Kabaş fotoğrafı olsun diye düşünerek çekiyorum. Bu artık refleks haline geldi. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() Vs.: Yurtdışında fotoğrafçı olarak tanınmanız nasıl oldu?
İlk zamanlar istediğim fotoğrafları çekip dia bankalarına gönderdim. Fotoğraflarımı görenler özel çekimler istemeye başladı. Sonra Türkiye'de çekmeye başladım. Aslında bu konuda aktif bir pazarlama yaptığım söylenemez. Bu Türkiye için de geçerli. İnternetten bana kim ulaşırsa, onlar için çekim yapıyorum. Teknolojiyi kullanarak pasif şekilde kendimi pazarlıyorum. Biraz da ürünümün kendini göstermesini istiyorum. Yurtdışında yer edinmemde fotoğrafçılığa ciddi yaklaşımımın etkisi olduğunu düşünüyorum. Yurtdışından birisi benden fotoğraf istediğinde iyi çekip kaliteli bir şekilde, zamanında teslim ediyorum. Çalışmalarımdaki disiplini gördükleri için tekrar tekrar işler geliyor. Yalnızca fotoğrafın estetiğinin değil iş ciddiyetimin de etkili olduğunu düşünüyorum. Vs.: Yurtdışında fotoğrafçılıkla Türkiye'de fotoğrafçılık açısından belirgin sistem farklılıkları var mı?Türkiye'de çekim için genelde günlük fiyat konuşulur. Yurtdışında ise ücretler kullanıma bağlı olarak belirleniyor. Çekimin ne kadar süreceğinin yanı sıra fotoğrafın nasıl, nerede ve ne kadar süreyle kullanılacağı da büyük önem taşıyor. Bu sistem Türkiye'de genellikle televizyon reklamcılığında var. Fotoğrafçılara telife göre ücret ödeme sistemi ise maalesef henüz oluşmadı. ABD ve Avrupa'nın birçok ülkesinde fotoğrafçılar genelde menajerle çalışıyor. Bunun birçok iyi tarafı var. Bu sayede menajer pazarlamayla uğraşıyor, fotoğrafçı da sadece sanatıyla ilgilenebiliyor. Elbette yurtdışında da her şeyi en ucuza yaptırma eğilimi var. Ancak yine de fotoğrafın ve fotoğrafçının hakkı olabildiğince veriliyor. Yurtdışında, Türkiye'de alacağınız ücretin ortalama olarak iki katını alabiliyorsunuz. En çok ücret ABD'de ödeniyor. Almanya da fena değil. İngiltere'de ise Avrupa'nın diğer ülkelerine göre ücretler daha düşük. Burada pazarlama becerisi devreye giriyor. Aslında Türkiye'de fotoğrafçılar kendilerini ucuza satıyor. Yurtdışına fotoğraf verdiklerinde de piyasayı bilmiyorlarsa ucuza gidebiliyorlar. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Fotoğraf onun çocukluk aşkı
1957 doğumlu fotoğrafçı Ali Kabaş sanatla uğraşan bir aileden geliyor ve fotoğrafçılığa çocukluğundan gelen bir ilgisi var. Bu ilgi ABD'de yaptığı işletme ve sanat öğrenimleri sırasında da devam etti. WPI dan işletme mühendisliği ve Columbia Üniversitesi'nden MBA eğitimi alan Ali Kabaş Michael Grecco, Seth Resnick ve Linde Waidhofer ile fotoğrafçılık üzerine çalışmalar yaptı. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||