![]() |
|||||||||
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Mehmet Ali Berkman kişiliği, profesyonelliği, yönetim tarzı ile Türk iş dünyasının önemli isimlerinden biri. Birikimleri, bugüne kadar yaptıkları bir "vaka analizi" gibi incelenerek, pek çok ders çıkarılacak bir isim. Aşağıdaki söyleşi bir MBA dersi niteliğinde, elbette satır aralarını iyi okuyanlar için... Temelleri 1952 yılında atılan Akkök Şirketler Grubu, bünyesinde ağırlıklı olarak kimya, enerji, tekstil, gayrimenkul ve liman işletmeciliği sektörlerinde faaliyet gösteren 20 sanayi ve ticaret şirketi barındırıyor. 1971'deki yatırımı ile dünyada tek çatı altındaki en büyük elyaf üreticisi olma özelliğini taşıyan Aksa, enerji alanında faaliyet gösteren Türkiye'nin ilk "otoprodüktör grubu" olma özelliğine sahip Akenerji, tekstil sektöründe önemli bir yer edinmiş olan Aksu ve Ak-Al ile 2005 yılında halka arzı gerçekleşen ve birçok uluslararası ödül almış olan Akmerkez, grubun önemli dinamiklerinden. Yıllar içerisinde birçok yatırım gerçekleştiren Akkök Grubu'nun toplam 22 üretim tesisi bulunuyor. 3 bin 430 çalışanı bulunan grubun 2006 cirosu 1.6 milyar Dolar. 50'yi aşkın ülkeye yaptığı ihracat ise 330 milyon Dolar civarında. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bir aile şirketi olan Akkök Şirketler Grubu, 2005 yılının Eylül ayında Mehmet Ali Berkman'ı CEO olarak grubun başına getirdi. Berkman'ın gruba gelişiyle, bir anlamda değişimin düğmesine de basılmış oldu. Akkök'te bir süredir değişim ihtiyacı baş göstermeye başlamıştı. Berkman da göreve geldiği dönemi şu sözlerle anlatıyor: "İşler gelişme, büyüme, duraklama ve ardından geri dönmeye doğru bir grafik çizer. Ben duraklamanın aşağı doğru kafasını eğdiği noktada geldim". Berkman 35 yıllık profesyonel yöneticiliğinin 32 yılını Koç Grubu'nda geçirmiş, pek çok sektörde üst düzey yönetimde bulunmuş ve değişimi yönetmiş bir profesyonel. Değişim yönetimi deyince Türk iş dünyasında akla gelen ilk isimlerden biri. Başında bulunduğu şirketlerde çalışanlar bugün hala onun yöneticiliğinde yaptıklarını anlatıyor. Berkman hayatının önemli bir kısmını çalışarak geçirmiş, geçiriyor. Koç ile Akkök arasında geçen bir yıllık sürede emekliliğinin tadını çıkartmış desek, kendisini tanıyanlar burada okuduklarına inanmaz. Kendisi de bunu kabul ediyor ve boş durmadığını söylüyor: "Uzun yıllar dur durak bilmeden çalıştıktan sonra insan belirli bir sürede ancak toparlanıyor. Ben de bu süreç içinde evimde kendime bütün altyapısıyla bir çalışma mekanı hazırladım. Hem kitaplarımı düzenleyip bir kütüphane oluşturdum hem de bilgi teknolojilerine yönelik yatırım yaptım. Yaz döneminde seyahate çıktım. Enerji topladım. Neler yapabileceğim konusunda düşündüm. Kendime göre notlar çıkardım. Zaman çabuk geçti". | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
"Hayat böyle geçmez"
Peki ama her insan biraz olsun emekliliği düşlemez mi? Berkman, çok yorgun olduğu zamanlarda birtakım özlemlerini gidermek için planlar yapmış, ancak her seferinde biraz dinlenip enerji topladığında "Yok hayat böyle geçmez" demiş. Yöneticilik, Berkman'ın mesleği. Hemen her yönetici gibi onun da kendine özgü bir yönetim tarzı var. Yöneticiliği, yönettiği ortamın içinde dolaşarak, yönettiği kişilerle bir arada, eli işe değerek, gözlemleyerek ve denetleyerek yapıyor. Kısacası masa başı yöneticilik onun tarzı değil. Belki bu nedenle hala ilk işe başladığı günkü enerjisiyle çalışıyor. Berkman'ı dinlerken bugünün yöneticileri ve yönetim tarzlarını gözümüzün önünden geçiriyoruz. Tabii herkesin yoğurt yiyişi farklı ancak Berkman daha başka bir farkın altını çiziyor: Zaman. Onun yöneticilik yaptığı dönemlerle bugünü karşılaştırmak büyük haksızlık. İmkanların kıt olduğu bir dönem... Elektrik olmadığı için fabrikalar çalıştırılamıyor. Siyasi istikrarsızlık var. Her gün bir olay çıkıyor. Tabancayı eline alan ofis basıp tehditle para almaya çalışıyor. Hem şirketler hem de şirketlerin sermayeleri bugünle kıyaslanmayacak kadar küçük. Teknoloji bugünkü kadar günlük iş akışlarının içinde değil. İş-özel hayat dengesi vb. kavramlar henüz telaffuz bile edilmiyor. İş ne zaman biterse, mesai o zaman sona eriyor. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
"Hayatımızdan fedakarlık yaptık"
Peki ama insan neden böyle bir tempoda çalışır? İş hiç biter mi? Berkman bu soruyu anlayışlı bir gülümsemeyle karşılıyor, bugünün yöneticilerini de kırmadan, onları anladığını ifade eden bir yanıt veriyor: "Biz işimizi sanki ülkemizin gelişmesinin bir parçasıymış gibi düşünerek yaptık. Şimdi terazinin bir kefesine çalışmanın dışındaki zevkler (eğlence, arkadaşlarla keyifli vakit geçirmek, seyahat gibi), diğer kefesine iş konuyor. Hayata bir kere gelinir felsefesiyle ilki daha ağır basıyor. Biz çalışırken bunu hiç düşünmedik. Hayatımızdan fedakarlık yaptık. Bunu yaparken de şikayet etmedik. Çalıştığımız şirketin ulusal veya uluslararası boyutta rekabetteki geriliğini kapatma kaygısı taşıyorduk. Bugün şartlar daha farklı". Bu sözleriyle gençlerin gönlünü alsa da, bugün yöneticiliğe başlamış bir genç olsa yine farklı davranmayacağının altını çiziyor. Neden mi: "Şartlar geçmişle kıyaslanmasa da Türkiye'nin hala önemli sıkıntıları var. Dün Batı medeniyetlerinin ulaşmış olduğu seviyenin çok gerisinde kalan Japonya, bugün dünyanın en büyük ekonomisi. Çin, Kore gibi çok geriden başlayan ülkeler farkı kapatmak için var güçleriyle çalışıyor. Kore özel sektör-devlet işbirliğini maksimize ederek arayı kapattı. Çinliler işten başka bir şey düşünmüyor. Hindistan bir adım gerilerinde aynı anlayışla arayı kapatmaya çalışıyor. Hepsinin ortak paydası çok çalışmak". Berkman, çok değil birkaç cümle sonra, az önce gönüllerini aldığı gençleri çarpıcı örneklerle düşünmeye çağırıyor: "Fedakarlık etmeden olmuyor. Hem tüm sendikal haklara sahip olacaksınız hem 35 saat çalışan Alman'ı, Fransız'ı kıskanacaksınız hem asgari ücret sizi tatmin etmeyecek hem doğum oranı yüksek olacak, nüfus hızla artacak ve buna altyapı yetişmeyecek... Hem de gelişmiş ülkelerin ulaştığı seviyeyi aynen yaşamak isteyeceksiniz. Böyle olmuyor. Ben yaşadığım döneme bakarım diyorsanız, başkalarının sizi yönlendireceğini kabul etmeniz lazım. Tersini düşünüyorsanız, çalışacaksınız". | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
"Eğitim Türkiye'yi farklı noktalara götürür"
Bu noktada Türkiye'nin önemli bir sorununa geliyoruz. Türkiye, gerek siyasi gerekse ekonomik, pek çok sıkıntılı dönemden geçti. Bugün de sorunlarla boğuşmaya devam ediyoruz. Peki Türkiye'nin bugün en büyük sıkıntısı ne; nitelikli işgücü azlığı, yenilikçi olamamak, teknoloji yaratamamak, istikrar? Berkman bir dakika düşünmüyor; "Tüm sıkıntılarımızın temelinde eğitim yatıyor" diyor. "Eğitimli insan çok farklı hale getirecek Türkiye'yi. Eğitilen insan, yaratıcılığa yönlendiriliyor. Yaratıcılığa teşvik eden bir eğitim sistemimiz yok. Öğrenci okuldan çıktıktan sonra fevkalade zorlanıyor." Eğitim ve dolayısıyla insan kaynakları Berkman için önemli konular. Koç Grubu'nda bir dönem insan kaynakları da kendisine bağlanmıştı. Türkiye'de tepe yöneticilerin geçtikleri kariyer yollarına baktığımızda insan kaynaklarına uğrayan bir yönetici bulmak oldukça zor. Üstelik Berkman, farklı şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra grubun insan kaynakları da kendisine bağlanıyor. Berkman o dönemde iki temel sıkıntıları olduğunu söylüyor: Yetenekleri tespit edememek ve kimin arkasından kimin geleceğinin belirlenememesi. Kısacası, bugün pek çok şirketin yeni keşfetmeye başladığı yetenek yönetimi sorunu. Bu sıkıntıları kendisine hedef olarak belirleyen Berkman, işe temelden başlıyor. Kariyer planlamayı yeniden kurguluyor. Kariyer planlamanın "Bugün işe girdim, ne zaman genel müdür olacağım?" gibi bir şey zannedildiğini söyleyen Berkman, çalışmak gerektiğinin canlı örneği. Kariyer planlama, yeteneklerin tespitiyle başlıyor, yeteneklerin eksikleri tespit ediliyor, geliştiriliyor, okuldaki teorik eğitimin eksik kaldığı noktalar öğretiliyor, performans bazlı değerlendirmeler yapılıyor. Yetenek seçiminde yanıldığı oluyor mu hiç? Olmaz olur mu, mutlaka olmuştur ancak bunu da şansa bırakmıyor. "Bir kere seçildim, artık bitti" düşüncesi, onun anlayışına aykırı. Yetenekler sürekli sınavda, her yıl gözden geçiriliyor. Peki yetenekli işgücü sorunu nasıl çözülür? Berkman, bilgi eğitiminin yetenek eğitimine göre kolay olduğunu söylüyor. Çünkü yetenek öğretilmez, geliştirilir. Ancak Türkiye'de yetenek eksikliğinin telafisine dair bir çalışma yok. Herkes kendi başının çaresine bakıyor. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
"Direnci ortadan kaldırmak gerekiyor
Berkman bu sistemi Akkök'e de taşımış. Hiçbir değişim kolay değildir, belirli bir adaptasyon süreci gerektirir. Değişimi yönetebilmek de liderliğin önemli vasıflarındandır. Ancak her değişim süreci de mutlaka belirli oranlarda dirençle karşılaşır. Bu süreçte lidere güvenmek ve inanmak çok önemli. Yaptıklarınızın herkesin iyiliğine olduğunu inandırmanız gerekiyor. Bunları yapmazsanız şirketlerin rekabet gücünü ve çalışanların işini kaybedeceğine inanmaları gerekiyor. Berkman da en zor olandan, yani inancı sağlamaktan başlamış işe. Dirençle karşılaşmadığı hiçbir şey hatırlamadığını söyleyen Berkman, GE'nin efsanevi CEO'su Jack Welch'ten örnek veriyor: "Jack Welch, çok iyi bir yöneticiydi. General Electiric'in bize benzeyen yapısı var. Welch, kimya mühendisliğinden gelmişti. "Nötron Jack" derlerdi. Nötron bombası insanlara zarar verir. Nötron Jack, farklı bir yöntem uyguluyordu. Ayak uyduramayanların kafası uçuyordu. Sistemin dirence bir tahammülü var. Direnci kıramadığınız zaman deprem oluşur ve sistemi ortadan kaldırır. Bu nedenle direnci ortadan kaldırmak gerekiyor. Başka çaresi yok". Sohbetimizin sonlarına doğru enerjisiyle bulunduğu ortamı farklılaştıran Berkman'ı neler heyecanlandırıyor merakına düşüyorum. Yanıt için düşünmüyor. Başarmak! Başarısızlık büyük bir depresyon. Elbette doğru karar vermek yüzde 100 mümkün değil. Ancak Berkman, kendisi gibi profesyonellerin hedeflerinin en azından yüzde 75'i gerçekleştirmeleri ve sonuçlarını görmeleri gerektiğini düşünüyor. Hedeflerin gerçekleştiğini gördükçe de mutlu oluyor, kendi deyimiyle "kuş gibi hafifliyor". | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bu arada Akkök Şirketler Grubu'na gelirken koyduğu hedefleri tutturduğunu belirtiyor. Akkök'te ciddi bir dönüşüm süreci yaşanıyor. Yılsonunda sonuçları daha net görebileceklerini söyleyen Berkman, cesaretle hareket ederek bazı alanlarda küçüldüklerini, bilgi teknolojileri, gayrimenkul gibi alanlarda şirketler kurduklarını belirtiyor. Röportajın sonunda ortaya çıkan tablo Berkman'ın neden bir emeklilik yaşı söyleyemediğinin açık bir göstergesi. "Hiç emekli olmayacağım diyemezsiniz" diyor ama hala 35 yıl önceki tempoda çalışıyor. Diğer yandan hayata gerçekçi bakmayı ihmal etmiyor: "En önemlisi sağlık. Makine arıza vermeye başlıyor. Bunu hissettiğiniz anda frene basmanız gerekir. Yeni insan yetiştirmek gerekir. İnsan kaynakları mevcudu geliştirerek ve sizden sonra gelecekleri belirleyerek gelişir. İçeriden ya da dışarıdan herkesin kendi yerine geleceği konusunda alternatifinin olması gerekiyor". Küçük bir dipnot, isim vermese de yerine kimin geçeceğini kafasında belirlemiş. Son sözlerinde yine gençlere mesaj vermeyi ihmal etmiyor: "Hedefsiz bir şey olmaz. Bisikletin üzerinde uzun süre hareketsiz duramazsınız. Mutlaka hareket ettirmeniz gerekir". | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Akkök'te değişim dönemi Vs.: Akkök'te ciddi bir değişim, yeniden yapılanma süreci yaşanıyor. Hedef ne? İlk hedef 2010. O zamana kadar öncelikle mevcut işlerimize odaklanacağız. Yeni fırsatlar doğarsa, tabii ki bakarız. Bizi kısıtlayan finans, insan kaynakları gibi faktörler var. Dolayısıyla her ikisini de dikkate alarak mevcut işlerimizi geleceğe doğru yönlendirmemiz gerekiyor. Kimya ağırlıklı tekstil şirketimiz olan Aksa yeni projelerle ortaya çıktı. Dünya ligine gireceğiz. Kimya sektöründe Akkim var. Tekstil kimyasallarıyla başladılar, ama şimdi gıda ve temizlik kimyasalları gibi konularda özkaynaklarıyla büyüyorlar. Vs.: Gayrimenkul cazip bir alan, yeni bir Akmerkez düşünüyor musunuz?Akmerkez 15 yıllık bir alışveriş merkezi ve hala başarısını koruyor. Bu başarıyı elde edecek bir alışveriş merkezi tabii ki olur. Doğru yer, doğru yapılanma ve doğru fiyatlandırma önemli. Müşteri tatmini ve rahatlık da önemli. Yer seçimi de önemli faktörler arasında. Bütün bunları topladığınızda iyi bir marka ortaya çıkıyor. Oradaki tecrübemizi başka yere aktarmaya çalışıyoruz. Acıbadem'de bir işimiz var. Bir diğer proje de Esenyurt'ta. Vs.: Yıldızı parlayan diğer sektör enerji...Daha hızlı büyümek için işbirliği olanaklarına bakıyoruz. Bölgesel güç demek, biriktirdiğiniz uzmanlığı çevre ülkelerde kullanabilmek demek. Buna da çalışmaya başladık. Vs.: Bu arada tekstilden çıkıyor musunuz?Tekstilden çıkmadık, yeniden yapılandırıyoruz. Tekstil bizim ana işimiz. Neden çıkalım ki? Pazara yakınlığımız ve siparişi karşılama süresinin kısalması, düzgün koleksiyonlar hazırlamamız gibi faktörlerle Çin tehlikesi bertaraf edilebilir. Ancak yalnızca iplik üretiyorsanız iplikte katma değer düşüktür. İplik işinde bir fabrikayı tutup diğerlerini kiralayarak küçülttük. Ama Akar ölmedi. Yeni gelişme alanları için çalışma yapıyor. Keten ve yünlü dokuma yapan fabrikamız Aksu'da kumaşa ağırlık verirken daha önce söylediğim faktörleri de göz önünde bulunduruyoruz. Bir yıl içinde çok sayıda koleksiyon hazırlama kapasitesini geliştiriyoruz. Bilgi teknolojisi yatırımı yaptık. Aksu bu yıl eski günlerine geri dönecek, hızlı gelişme gösterecek. "Biz imkanların kıt olduğu dönemde yöneticilik yaptık. Hem şirketler hem de sermayeleri küçüktü. İşimizi, ülkemizin gelişmesinin bir parçasıymışız gibi düşündük. Hayatımızdan fedakarlık ettik. Bunu da şirketimizin ulusal veya uluslararası rekabetteki geriliğini kapatma kaygısıyla yaptık." | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||