Dikkat!... Bilgidir Patlayabilir
Türkiye'yi Ancak Bilgi Kurtarir
Bab-i Ali'den
e-Türkiye'ye
Bilgi Toplumu = Risk Toplumu





Dünyaya ayak uydurabilmek için Türkiye'nin ucuz emeğe dayalı ve katma değeri düşük sektörleri bırakıp nitelikli katma değer yaratan alanlara kayması gerekiyor. Bunların başında nanoteknoloji, yazılım ve biyoteknoloji geliyor. Değişim rüzgarları esmeye başladı. Ancak daha yapacak çok şey var.

Dünyada bilişim ve iletişim teknolojilerinde çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeler ekonomiyi ve siyaseti köklü ve hızlı şekilde değiştiriyor. Yapılan araştırmalar gelişmiş ülkelerin ekonomik büyümelerini hızlandırmak için bilişime yüzde 25 oranında pay ayırdığını gösteriyor. Küresel ekonominin üç devi ABD, AB ve Japonya'nın yanı sıra Hindistan, Çin, Brezilya gibi yükselen büyük pazarlardan, İsrail, Güney Afrika ve Kanada gibi atılımcı ülkelere uzanan geniş bir rekabet gücü yarışı söz konusu.

Türkiye de bu rekabet gücü yarışı içinde yer almak ve 21. yüzyılın lig atlayan ülkelerinden olmak istiyor. Peki, Türkiye bir bilgi ekonomisine dönüşebilir, diğer ülkelere yetişebilir mi? Herkes bu sorunun yanıtını arıyor.


 

Türkiye'nin sanayide büyük bir dönüşüm geçirdiği açık. Bir zamanların tarıma dayalı ihracatının yerini sanayi ürünleri aldı. Tekstilde dünya devi haline gelen Türkiye, dünyanın dört bir yanına otomobil, beyaz ve elektronik eşya satıyor. Ancak refah düzeyini artırmak, rekabet gücünü korumak için sanayide yüksek teknolojiye yönelmek gerekiyor. Yani ucuz emeğe dayalı, katma değeri düşük sektörleri bırakıp, nitelikli katma değer yaratan alanlara kaymak, kısacası, bilgi toplumuna dönüşmek şart.

Dönüşüm süreci başladı

Türkiye'de Bilgi İletişim Teknolojileri (BİT) pazarı katlanarak büyüyor. 2001'de 9.1 milyar Dolar olan bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün büyüklüğü yılda yüzde 20.2 büyüyerek 2005 sonunda 18.8 milyar Dolar'a erişti. 2006'da ise yüzde 21 büyüyerek 22.8 milyar Dolar'a ulaştı. 2006'da 1.75 milyon adet olarak gerçekleşen PC satışlarının 2007'de 3 milyona ulaşması bekleniyor. Böylece 2007 sonunda Türkiye'de kullanılan PC sayısı 6.7 milyonu aşacak.

Sektör telekom ve donanım ağırlıklı bir yapıya sahip. Yazılımın BİT pazarı içindeki payı ise yüzde 13-14'ler düzeyinde. Fakat yazılım BİT sektöründe en hızlı büyüyen alt segment konumunda. 2005'te yüzde 36.6 büyüyen pazar 2006'da yüzde 26.2 büyüme yakaladı.

Türk teknoloji şirketleri bu yıl ilk kez katıldıkları Deloitte Teknoloji Fast 500 EMEA programında önemli bir başarıya imza attı. Avrupa, Ortadoğu ve Afrika'nın en hızlı büyüyen 500 teknoloji şirketinin belirlendiği listede Türkiye'den 21 şirket yer aldı. Microsoft, Intel, Cisco, IBM, HP, Sun Microsystems gibi üreticiler birçok bölge yöneticisini Türkiye'den seçti.

Son dönemlerde özel sektörün yanı sıra kamunun bilgi ve iletişim teknolojilerine yatırım eğilimi artmaya başladı. Bu doğrultuda 2003 yılında Acil Eylem Planı hazırlanarak e-Dönüşüm Türkiye projesi hayata geçirildi. Kamu bilgi ve iletişim projelerine 2002 Yatırım Programı'nda, 203 proje için 158.8 milyon Dolar; 2003'te 204 proje için 208.6 milyon Dolar; 2004'te 211 proje için 281.3 milyon Dolar ödenek ayrıldı. Bu rakam 2005'te 200 proje için 388.4 milyon Dolar oldu.


 
Hazırlıksız yakalandık

Tabii rakamlardan söz ederken toplumsal gerçekleri de yok saymamak gerek. Teknoloji gelişiyor ama biz bundan ne kadar yararlanıyoruz? Teknolojik devrimine ne kadar hazırlıklıyız. Bu konuda sözü Can Dündar'a bırakmakta yarar var:

"Bilgi toplumunun en göz alıcı başarılarından 900'lü hatları yalnız kalpleri buluşturmakta kullanıyoruz. Bilgisayarlar, bilgi saymaktan çok tetris skorları saymaya yarıyor. İnternette en çok porno siteler ilgi çekiyor. Sınıflarına tebeşir yetiştiremediğimiz, kızları okula yazdıramadığımız bir topluma bilgisayarlı eğitim öneriyoruz. Yayınladığı akademik çalışma sayısı açısından Katar seviyesinde olan Türk üniversiteleri internet aracılığıyla dünyaya bağlanıyor. Ve biz bu komediye "Enformasyon devrimi" adını takarak gönül eğlendiriyoruz."

Özetle, Türkiye yarışı henüz kaybetmiş sayılmaz ancak kazanmak için tüm paydaşların seferberliğe katılması gerekiyor.


 
Bir gecede olacak iş değil

"The European ICT Conference on Research and Technology Development" konferansı için Türkiye'ye gelen Avrupa Komisyonu Bilgi Toplumu ve Medya Genel Müdürlüğü Direktör Danışmanı Stephan Pascall Yedinci Çerçeve Programı, teknoloji platformları ve bilgi toplumu bağlamında Türkiye için şunları söylüyor: "Bilgi toplumu ve teknolojileri anlamında AB haritasına bakarsak İskandinavya ülkelerinin ve Almanya'nın en tepede olduğunu görürüz. Onu ikinci sıradaki diğer ülkeler takip ediyor. Üçüncü sırada ise yetişen (catching up) ülkeler var. Türkiye bu gruba dahil. Tabii Türkiye'nin bu konumda olmasında kapasiteden çok tarihi nedenler etkili. Tarım toplumundan bilgi tabanlı ekonomiye geçmek bir gecede olacak bir şey değil. Avrupa'nın bilgi toplumu hedefine ulaşmasında ve Lizbon Stratejisi'nin gerçekleştirilmesi noktasında Yedinci Çerçeve Programı önemli bir aşama. Programın en önemli amaçlarından birisi Avrupa'yı dünyanın en önemli bilgi ekonomisi konumuna yükseltmek ve Avrupa'nın rekabetçi değeri olan bilginin önemini ortaya koymak. Türkiye'nin çerçeve programı dahilinde iyi projeler üretemediği ve daha önceki çerçeve programında başarısız olduğu fikrine katılmıyorum. Türkiye'nin katılımı ve ürettiği projeler hep üst düzeyde. Türkiye'de hem yurtdışında hem de Türkiye'deki iyi üniversitelerde eğitim görmüş çok başarılı insanlar var. Yedinci Çerçeve Programı'nda üç yeni alan bulunuyor. Bunlar güvenlik, plastik elektronik ve fotonik. Türkiye bunlardan ikisine yani fotonik ve güvenlik alanlarına çok önemli katkılar sağlayacaktır."


 
Türkiye avantajlı konumda

STMicroelectronics Dış Teknoloji Koordinasyonu Başkan Yardımcısı ve ARTEMIS Teknoloji Platformu İcra Kurulu Üyesi Eric Schutz'a göre de Türkiye'nin bilgi toplumu olma yolunda birçok avantajı var: "Türkiye bilgi-iletişim teknolojileri alanında başarılı olmak için gereken bütün özelliklere sahip. Özellikle elektronik alanında Türkiye'de çok iyi üniversiteler ve insanlar var. Türkiye bu alanlarda hem kendi ulusal teşvik ve desteklerinden hem de Yedinci Çerçeve Programı'ndan yararlanabilir. Üniversiteler bünyesinde kurulan teknokentler de, high-tech aktivitelerinde sanayi ve üniversiteyi bir araya getirmeleri, işbirliği olanakları sağlamaları açısından çok önemli. Örneğin biz, ST Microelectronics olarak İstanbul'daki dizayn merkezimizi İTÜ Teknokent'e taşıdık."