![]() |
|||||||||
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Türkiye ucuz işgücü ile yarışmaya kalkarsa asla arzu ettiği konuma gelemez. Refah seviyesini artırmanın tek yolu bilim ve teknoloji kaldıracını etkin kullanarak daha nitelikli alanlara sıçramak, o alanlarda katma değer üreterek gönenç düzeyi daha yüksek ülkelerle rekabet etmek. Bilgi toplumuna dönüşüm eylemlerinin ortak noktasını, insan kaynağını bilek gücü, el becerisi odaklı olmaktan çıkararak öğrenmeyi bilen, kendi kendine öğrenen, öğrendiğini uygulayan ve zihni ile üreten bir kaynağa dönüştürmek oluşturuyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||
Türkiye'de bilek gücü ya da el becerisine dayalı katma değer yaratılması yaygınlığını koruyor. Oysa rejim değişikliği geçirerek serbest piyasa ekonomisine doğru yol alan ülkelerin küresel ekonomiye sunduğu olanaklar, büyük miktarlarda arz yaratmış durumda. Dahası bu arz, Türkiye'nin aynı işi yapmak için taşıdığı beklentilerin çok altında bir bedelle sunuluyor. Bu ülkelerin yarattığı "düşük bedel" rüzgarı, Türkiye'de yapılan işlerin, toplumun beklentilerinin altına inmesi sonucunu doğuruyor. "Ucuz işçilik" ile yarışmak, aynı işi daha düşük bedelle yapmak, ederi daha düşük katma değer yaratmak, daha az ciro, daha az kazanç anlamına geliyor. ARGE danışmanı ve Akurgal Danışmanlık'ın patronu Ali Akurgal'a göre bu küresel rüzgarın karşısında direnmeye çalışmak ya da onunla birlikte sürüklenmek, aynı katma değeri daha düşük bedelle sunan ülkelerle yarışmak, Türkiye'nin refah seviyesini artıramaz. Yapılması gereken, daha nitelikli alanlara sıçramak, o alanlarda katma değer üreterek gönenç düzeyi daha yüksek ülkelerle rekabet etmek. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Bilgi ekonomisinden ne anlamalıyız?
Geleneksel ekonomiden bilgi toplumuna geçişte tek bir hedef vardı: Bilgiye kısıtsız olarak her an her yerden erişebilmek. Çoğu toplum bu noktayı elde edince bilgi açlığını giderdi. Ancak bilgi açlığını gidermenin bir katma değer yaratmadığı görüldü. Hatta bilgi obezitesine uğrayanlar da oldu. Bunun üzerine bilgi ekonomisi denilen, elindeki bilgiyi en ustaca kullanarak bundan en üst düzeyde yarar elde etme mantığı ortaya çıktı. Vs.: Eğitime yatırım yapan, bilgi toplumu olabilen ülkeler birinci lige tırmanıyor. Türkiye bilim ve teknoloji kaldıracını neden kullanamıyor?
Türk toplumundaki bireyler yetiştirilirken bilimselliğe dayalı öz değerlendirme unsuru eksik kalıyor. Bunun doğurduğu boşluğu inançlar dolduruyor. Ancak bu durumu düzeltebilirsek, yasaların, yasakların etrafından dolaşmaya yönelen zeka, gerçek icatlar yapmaya ve ülkeyi dünya lideri olmaya taşır. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Türkiye'nin ARGE bütçesi 1.61 milyar Dolar. Oysa yalnızca Microsoft'un yıllık ARGE bütçesi 7 milyar Dolar. Türkiye gereken ARGE kaynağını neden yaratamıyor?
ARGE pahalı bir uğraş. Cep telefonunu ele alalım. Bunu tasarlamak 14-16 ay arası bir süre ve 5,5 milyon Dolar kaynak gerektiriyor. Satış fiyatında rekabetçi olabilmeniz için ARGE giderlerini telefon başına bir Dolar'dan fazla yansıtamazsınız. Yani en az 5,5 milyon telefon satmanız gerekiyor. Bir model piyasada en fazla dokuz ay satılabiliyor. Demek ki, üretim ve satış hızınız günde 30 bin telefon dolayında olmalı. Dahası, yerine hemen yeni bir model koyabilmek için iki ayrı tasarım ekibi çalıştırmak durumundasınız. İşte, Türkiye cep telefonu alanına bu nedenle giremiyor. Bu ARGE düzeni ve düzeyinin üzerine çıkmadıkça "sığ sularda oyun oynamaya" devam ederiz. Vs.: Kişi başına düşen milli gelirin artmasıyla birlikte bazı sektörlerde rekabet gücümüzü kaybettiğimizi söylüyorsunuz. Türkiye'de kişi başına düşen gelirin 5 bin 477 Dolar olduğu belirtiliyor. Hangi alanlarda rekabet gücümüzü kaybettik?
Türkiye'nin son dönemlerdeki ihracat şampiyonları olan TV alıcılarında alarm zilleri 4 bin Dolar'da çalmaya başladı. Bu gönenç düzeyinde geleneksel tüplü televizyon alıcılarını üretmek ve bundan kar elde etmek zor. Bu aşamada "düz ekran" olarak tanımlanan LCD ve Plazma TV alıcılarına akıllıca bir geçiş yapmak kaçınılmaz hale geliyor. Ardından da "hafif ticari araç" alanı var. Son "World Competitiveness Report" belgesine bakmak ve buradan bir çıkarım yapmak gerek; ama sanırım altı bin Dolar Gayrısafi Milli Hasıla (GSMH) düzeyine eriştiğimizde bu alanda da alarm zilleri çalmaya başlayacak. Yani; ya sanayimiz önümüzdeki beş yıl içerisinde bugün yapmakta olduğu işlerin büyük çoğunluğunu terk ederek yeni işler yapmaya koyulacak ya da planlanan hedefler tutmayacak. İkinci olasılık, gönenç düzeyimizin beklenen artışı gösterememesi anlamına geldiği için arzu edilen bir sonuç değil. Bu nedenle birinci olasılığın yaşama geçirilmesi için hazırlık yapmalıyız. Beş yılda sanayimizi bir ucundan öbürüne tümüyle yenilemeliyiz. Bu dönüşüme hazırlıklı olmanın ötesinde olmalıyız. Bu dönüşümü planlamalıyız. Bu dönüşüm kendi haline bırakılabilecek boyutta değildir. Ortaya çıkabilecek kayıp, "batan batar, kalan sağlar ekonomiyi düze çıkartır" denilebilecek düzeyde ufak bir kayıp olmayacaktır. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Türkiye'nin teknoloji politikasını kim belirlemeli? Teknoloji ile bilim politikası ayrı ayrı mı ele alınmalı?
Teknoloji politikası bu politikadan yararlanacak ve bu politikayı uygulayacak tüm paydaşlar tarafından belirlenmeli. Şu veya bu paydaşın yer almadığı bir çalışma sonucu ortaya çıkan politika ya uygulanmayacaktır ya da uygulandığında bir sonuç alınmayacaktır. Vizyon 2023 kadrosu bu açıdan eksiği olmayan bir kadro oldu. Vizyon 2023'ün sekreteryasını oluşturan TÜBİTAK bu konuda çok başarılı. Sektörleri temsil eden gönüllü toplum kuruluşlarını, sektörlerde uzmanlaşmış deneyim ve birikim sahibi insanları, o teknoloji alanlarına bilim insanı yetiştiren öğrenim kurumlarını doğru bir denge ile bir araya getirdi. Bilim politikası, teknoloji politikasından ayrı tutulamaz. Ayrı tutulursa teknoloji üretirken yabancı algoritmalar, yabancı patentler, yabancı bilimsel çözümlere mahkum kalırız. Türkiye'de üretilen algoritmalar, patentler ve çözümler de ancak, fark edilirse yabancılar tarafından kullanılır. Her ikisi de kaynak kaybı olur. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Türkiye'de eğitim sistemi sanayinin ihtiyaçlarıyla örtüşüyor mu? Üniversite sisteminin yeni ekonominin kurallarına göre öğrenci yetiştirmesi için ne yapmamız gerekiyor?
Günümüz sisteminin ihtiyaçlarına uygun eleman yetiştiriyoruz ancak bilgi toplumuna uygun insan gücü yetişmiyor. Eğitim-öğrenim sistemimiz sanayi toplumu olma yolunda kurulmuş. Sanayi toplumunda önde gelen değer, üretmektir. Sorun daha fazla üretmek olduğunda, kimse "neden?" sorusunu pek sormaz. Bir şekilde, satın alarak ya da aşırarak elde edilmiş bir teknoloji, özümsenmeden üretime yansıtılır. Burada sorulan tek soru "nasıl?" (üretebilirim) sorusudur. Buna İngilizce'de "know-how" denir. Bilim ve teknoloji kaldıracını kullanarak ülkeyi birinci lige taşımak için esas sorulması gereken soru, "neden?" (böyle yapmalıyım) sorusudur. Buna da İngilizce'de "know-why" denir. Know-how dilimizde sıkça kullanılıp neredeyse bir terim olarak Türkçe'ye girmesine karşın know-why sözcüğünü birkaç kişi dışında dile getiren yok. Vs.: Türkiye'deki bölgeler arası eşitsizlikleri dikkate aldığımızda bölgesel inovasyon süreçleri oluşturmak daha mı faydalı?
Planlama ve özendirme çerçevesinde ister istemez bir kısım odak noktaları oluşacaktır. Günümüzde teknoparkların yerlerinin seçiminde uygulanan yöntem, İstanbul, Ankara, İzmir içinde bile bölgeleşmelere yol açtı. Bu kaçınılmaz bir sonuç. Bir fabrikayı bile en ekonomik olacak yerde kurarsınız. Ancak, günümüzde geri kalmış bir yöreyi, "nasılsa buradan inovasyon çıkmaz" düşüncesi ile fazla geri kalmışlığa mahkum etmek yanlış. Bu açıdan fırsat eşitliğini engellemeyen bir planlama yapılması gerekiyor. Ancak bunu yaparken gerekli ortamdan uzaklaştırıldığı için kolu kanadı kırılarak geri kalmaya mahkum edilmiş inovasyon bölgeleri yaratmamalıyız. | ||||||||||||||||||||||||||||||||
Ali Akurgal kimdir
Ali Akurgal, ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden 1969'da lisans diplomasını, 1971'de Haberleşme dalında yüksek lisans diplomasını aldı. Çalışma hayatına 1972'de Brown Boveri'de (İsviçre) başlayan Akurgal, 2004'te emekli oldu. 2006'da Platform-a A.Ş.'nin kurucu ortakları arasında yer aldı. Çeşitli kuruluşlara danışmanlık yapan Akurgal, halen Havelsan Yönetim Kurulu'nda görev yapıyor ve birçok TTGV projesinin alan komitesi üyeliği ve izleyiciliğini yürütüyor. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Danışma Kurulu Başkanı olan Akurgal, Boğaziçi ve İstanbul Teknik Üniversitesi Danışma Bölüm Kurulları ve İstanbul Sanayi Odası KATEK Grubu üyesi. Akurgal, ODTÜ ve Yeditepe Üniversitesi'nde de seminerler veriyor. |
||||||||||||||||||||||||||||||||