Aldo Kaslowski
Mehmet Barlas / Emre Kongar
Timur Tuncer
Ipek Cem
Türkan Saylan
Ramize Erer
Rasim Öztekin / Kemal Islamoglu
Ümit Boyner
Sahan Gökbakar
Özgür Kibris




Bugün dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye; teknolojiye, ARGE'ye, markalaşmaya ve yenilikçiliğe yatırım yapmadığı için dünya rekabet liginde üst sıralara yükselemiyor. Bunun için, toplumun bütün kesimlerinin işbirliği içinde olması ve özel sektöre yön gösterilmesi gerekiyor.

TÜSİAD International'ın yatırım için potansiyel ülke olarak belirlediği dört ülke var; Rusya, Brezilya, Hindistan, Çin. Bu ülkelerin hepsine gidip araştırmalar yaptıklarını söyleyen Aldo Kaslowski, "Komşu ülkelerde de büyük fırsatlar var. OECD ülkelerinin dış ticaretlerine bakıldığında, dış ticaretlerinin ortalama yüzde 55-60'ını komşu ülkelerle yaptıkları görülüyor" diyor.

Çin geçen yıl dünyanın en büyük altıncı ekonomisiydi. Bu yıl ilk dört içine girmiş görünüyor. Türkiye ise dünyanın en büyük 17. ekonomisi. Çin, en büyük ekonomiler liginde 15 yıl önce Türkiye'den daha geri sıralarda yer alıyordu. Bugünse Türkiye'yi büyük bir farkla geçtiği görülüyor. Önümüzdeki 15 yıl içinde Çin'in, Avrupa'nın en büyük ekonomileri olan İngiltere, Fransa ve Almanya'yı geçeceği tahmin ediliyor. Bu hızda büyümeye devam ederse önümüzdeki 40 yıl içinde Amerika'yı da geçeceği ve dünyanın en büyük ekonomisi olacağı öngörülüyor. Evet, Çin ekonomisi hızla büyüyor. Ama teknolojik açıdan Çin'in rekabet gücü bugünkü ekonomisi kadar büyük değil. Çünkü bu zamana kadar teknolojiye yeterince iyi yatırım yapamadılar. Çin'in sürüm maddelerindeki kalitesi tam değil, teknoloji ürünleri şimdilik fazla yok. Ancak teknolojiye büyük yatırım yapıyorlar ve sonuçlarını kısa bir zaman sonra almaya başlayacaklar.

Peki Türkiye'de durum ne? Teknolojiye gereken yatırımı yapamadığı için Türkiye'nin de rekabet gücü yüksek değil. Türkiye'nin bu zamana kadar rekabette üstünlük sağlamaya yönelik bir altyapısı olmadı. Bu birikimle oluşmuş kültür de olmadığı için hala ARGE'ye yeterince önem verilmiyor. Araştırmanın, yenilikçiliğin, yaratıcılığın önemi anlaşılmış değil. Bu nedenle Türkiye'nin uluslararası alanda tanınan bir markası da yok. Organik Holding Başkanı Aldo Kaslowski, TÜSİAD International Başkanı olarak bu konular üzerinde çalışıyor. Türkiye'nin rekabet gücü, küresel eksendeki yeri ve önemi, hangi alanlara ve bölgelere yönelmesi gerektiğiyle ilgili stratejiler oluşturan TÜSİAD International, Türk iş dünyasına bu konularla ilgili yön göstermeyi hedefliyor.


 

Vs.: Türkiye dünyayla rekabete hazır mı?

Dünyayla rekabet etmeye hazır değiliz. Çünkü bu konularda uzun yıllardır çalışma yapmıyoruz. Rekabet üstünlüğü sağlayacak yollar bulmadan küreselleşen dünyayla baş etmemiz mümkün olmayacak. Artık istesek de istemesek de kapalı bir ülke olamayız. Bu bir birikim meselesi. Bugün bu iş için düğmeye bassanız ve "ben teknolojik olarak ilerlemek istiyorum" deseniz, bu hemen yarın gerçekleşecek bir iş değil.

Vs.: Türkiye bazı şeylerde geç mi kaldı?

Kaybettiğimiz süre çok üzücü. Uluslararası bir markamız yok. Teknolojiyle ilgili çalışmalarımız henüz yeterli değil. Teknoloji çalışmalarının olabilmesi için özel sektörün ve devletin birlikte çalışarak böyle bir anlayış geliştirmesi ve bu anlayışa ağırlık vermesi gerekir. Özel sektörle üniversitelerin işbirliği de çok önemli. Bugüne kadar çok az şirkette teknoloji çalışmaları yapıldı. Bundan sonra bu kültüre sahip olamazsak, Türkiye adına parlak bir geleceğimiz olamaz. Özel sektör temsilcilerine ve devlete büyük rol düşüyor.

Vs.: ARGE'ye ayrılan kaynakta gerilerdeyiz. Bunun önemi henüz anlaşılamadı mı?

Türkiye'de ARGE faaliyetlerinin tarihi çok eski değil. Bu konuda bilinçlenme yeni başladı. Ama hala yeterince önem verdiğimiz söylenemez. Hükümetler bile ARGE'ye en az yüzde dört civarında bütçe ayırıyor.

Vs.: Küresel dünyada Türkiye'nin rakipleri kimler?

Çin büyük hızla büyüyor. Herkes sürüm maddelerinde Çin'in üstünlük sağlayacağını düşünüyor. Ama yalnızca böyle değil, Çin teknoloji ürünlerinde de üstünlük sağlayacak. Türkiye'nin rakipleri gelişmiş ülkelerin yanı sıra aslında gelişmekte olan ülkeler. Biz bu işlere bugün başlasak, kendimizde bulduğumuz dinamizmle birlikte iyi gelişmeler sağlayabiliriz. İçimizdeki dinamizm bizi belli bir noktaya getirdi.


 

Vs.: Neden rekabette ön sıralara yükselemiyoruz?

Çin ekonomisi hızla büyüyor. Ama teknolojik açıdan Çin'in rekabet gücü bugün o kadar yüksek değil. Çünkü kaliteleri tam değil ve teknoloji ürünlerinin sayısı çok değil. Ancak teknolojiye büyük yatırım yapıyorlar. Yakında bunun sonucunu almaya başlarlar. Türkiye bu zamana kadar teknolojiye yatırım yapmadığı için rekabet gücü yüksek değil. Türkiye'nin ne böyle bir birikimi, markası ne de ARGE çalışması var. Dağıtım kanallarımız da yok. Bir ülkenin katkı değeri, ARGE'si ve dağıtım kanalları yoksa, ilerlemesi mümkün değil.

Vs.: Bundan sonra neler yapılabilir? Türkiye nasıl rekabet üstünlüğü sağlayabilir?

Örneğin tekstil teknolojiyle ilgili bir konu değil. Ancak markayla öne çıkarsak avantaj sağlayabiliriz. Sürümle ilgili sanayiden ve ürünlerden vazgeçmek zorundayız. Çünkü bunlar hem işçilik ağırlıklı sanayiler hem de daha düşük maliyet avantajı sunan ülkelere kayıyor. Ama biz bugün var olan sanayimizi başka bir yere kaydırmak istiyorsak, kendi markamızı ve dağıtım kanallarımızı yaratmamız zaman alacak. Bunları başka ülkelerden satın almak zorundayız. ABD ya da Avrupa'yla bunu yapabiliriz. Çünkü onlarda da tekstil öldü. Üretimi kendi ülkelerinde yapmıyorlar, ama dağıtım kanalları ve markaları var. Şimdi bunları birilerine teklif edecekler. Türkiye cazip gelirse Türkiye'ye gelecekler, değilse Çin'e gidecekler. Türkiye'nin bu konuda yapması gerekenler var. Kendi yaratacağımız markaların sayısının artması gerekiyor. Kendi markalarımızı yaratıp araştırmalarımızı tabi ki yapacağız. Yapamayacağımız konularda satın alarak ya da ortaklıklar kurarak bu işi çözebiliriz. Ne gerekiyorsa yapmak gerek. ARGE'ye kısa vadeli bakmamak ve böyle bir vizyona sahip olmak çok önemli.

Vs.: İhracatımızın artması büyük avantaj değil mi?

Dış ticaretimizin yüzde 58'ini Avrupa'yla yapıyoruz. Avrupa zaten hasta adam. Nüfusu yaşlanıyor, bir süre sonra tıkanma noktasına gelecekler. O nedenle Avrupa'dan ziyade başka ülkelere yönelmeliyiz. 2001 krizinden sonra şirketler yaşamak için her imkana başvurdu ve birçoğu bunu başardı. Bu stratejinin kültürümüze girmesi gerekiyor. Bir malın nasıl en ucuz şekilde üretilebileceği, teknolojik avantajların nasıl getirilebileceğini kriz dönemlerinde iyi öğrendik ve optimizasyona gittik. Bu da bir adım. Daha kaliteli şekilde daha ucuza üretim yapmak büyük avantaj. Bu da bir ARGE faaliyeti sayılabilir. İhracatımızı bu şekilde artırmayı başardık. İhracatımızın en önemli özelliği, teknoloji ürünlerinin payının çok az oluşu. Bu ürünlerdeki ihracatımızı artırmamız gerekiyor. İhracat performansımızı daha klasik ürün gruplarında gösteriyoruz. Bazı şeylerde geç kaldık, ama gelişeceğiz.

Vs.: Hangi alanlara yönelmeliyiz?

Teknoloji ürünlerinde başarılı değiliz. Otomotivde başarıyı yakaladık. Başarı yalnızca işçilik ücretlerinin ucuzluğuyla değil, insanların performansıyla da ilgili. Her alanda yatırım yapmalıyız. İş dünyamıza bu konuda biraz yön göstermek gerekiyor. Herkesin kendi çabasıyla nereye koşacağını bilmeden sağa sola koşması yanlış. Vakit kaybetmeden doğru adımlarla ilerlemek gerek. TÜSİAD, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları hangi alanlara, hangi coğrafyalara, hangi ürünlere yönelmek gerektiği konusunda iş dünyamıza yön göstermeli.


 

Vs.: TÜSİAD International hangi alanlarda çalışıyor?

TÜSİAD International'ı 2001 krizi olduğu zaman kurduk. Amacımız, yeni ticaret ve yatırım imkanlarını araştırmak. Kısaca iş geliştirmeyle ilgileniyoruz. Tabi bütün bunları makro bazda yapıyoruz. Zaten önemli olan makro bazda bu stratejileri kurabilmek. Dünyanın nereye gittiğini, bizim nereye ve nasıl gitmemiz gerektiğini saptamaya çalışıyoruz. Bu konulara bakıp kıyaslamalar yapıyoruz. Hangi ülkenin avantajlı olduğu konusunda araştırmalar yapıyoruz.

Vs.: Şu durumda hangi ülkelere yatırım yapmak daha avantajlı görünüyor?

Biz 4-5 ülke hedefledik. Bunlar; Rusya, Brezilya, Hindistan, Çin. Bu ülkelerin tamamına gidip araştırmalar yaptık. Komşu ülkelerde de büyük fırsatlar var. Komşu ülkelerle iyi geçinmeden bir yere gitmek çok zor. OECD ülkelerinin dış ticaretlerine bakıldığında, dış ticaretlerinin ortalama yüzde 55-60'ını komşu ülkelerle yaptıkları görülüyor. Komşu ülke birinci daire, komşunun komşusu ikinci daire olarak adlandırılıyor. Örneğin Avusturya dış ticaretinin yüzde 90'ını komşu ülkeleriyle yapıyor. Mesafe, teknoloji, maliyet gibi konular çok önemli, ama mesafenin maliyeti büyük. Mesafe faktöründe kimse sizinle rekabet edemez. Bizim orada elde ettiğimiz bir avantaj yok. Türkiye'nin komşularıyla ticareti yüzde 9'u geçmiyor. Çünkü komşularla ilişkilerimiz iyi değil. İş diplomasisi dediğimiz olayı siyasilerimizin uygulaması gerekiyor. Yunanistan'la bu işi yapmaya başladık. 10 yıl önce 380 milyon dolarlık iş yapıyorduk. Şimdi Yunanistan'la 1,5 milyar dolarlık dış ticaretimiz var. TÜSİAD, bu en başta saydığım dört büyük ülkenin yanı sıra komşu ülkeleri ve Akdeniz ülkelerini hedef alıyor. Bu da iş dünyamıza yön gösterici bir özellik taşıyor. Ülkelerle ilgili raporlar hazırlıyoruz, bu ülkelerde hangi alanlara yönelmek gerektiğini belirtiyoruz.

Vs.: Küresel eksende Türkiye'nin yeri ne olacak?

Bütün kesimler bu işin içine girmeli, hükümet de bu işe dahil olmalı. Aksi halde bir şeyler yapmak mümkün değil. Teşviklerle ilgili düzenlemelere, üniversite-sanayi işbirliğine ihtiyaç var. Teknolojik ilerleme için bunu yapabilmek önemli. Türkiye'nin ikinci rekabet gücü, bölgesel konumu. Sanayileşme konusunda geri kalmış bir bölge içindeyiz. Komşu ülkelerle birlikte Orta Asya ülkelerine baktığınız zaman, bu ülkelerin geri kaldıklarını görüyoruz. Bunun pozitif tarafı, bundan sonra bu bölgede bir tüketim patlamasının yaşanacak olması. Avrupa'yla ticaretimiz büyük boyutlarda artmaz, çünkü onlar oturmuş ülkeler. Oysa çevremizde büyük bir potansiyel var. Ayrıca Türkiye'de teknolojinin gelişmesi için büyük bir fırsat var. Bu yatırımları Türkiye'ye çekmenin tam zamanı. Avrupa ve dünya 5-6 yıldır kriz içinde yaşıyor. Bugünlerde bu krizden çıkmanın sinyallerini veriyorlar. Dolayısıyla bu ülkelerde yatırım için gerekli para var. Ancak para bir yerden başka bir yere kolay gitmiyor. Gitmesi için keskin kurallar var. Bu iş en çok da siyasi ve ekonomik istikrara bakar. Bu nedenle gerekli adımlar atılmalı, düşük enflasyon, yüksek büyüme hızı korunmalı ve bunlar sürdürülebilir olmalı. Yatırımcıların en fazla üzerinde durdukları konu, performansın bundan sonraki yıllarda da devam etmesi, yani sürdürülebilir olması.


 

Vs.: Bu performansı sürdürebilecek miyiz?

Avrupa'yla kıyaslamak istemiyorum. Bizim rakiplerimiz gelişmekte olan ülkeler. ABD ve Avrupa para kazanmak istiyorsa, bizim gibi ülkelere yatırım yapacak. Kendi ülkelerinde yatırım yapamazlar, çünkü büyümeleri yavaş. Yüzde beş gibi büyüme rakamlarını göremiyorlar. Ancak Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya çok hızlı büyüyor. Türkiye'nin yakaladığı ekonomik ve siyasi istikrarın bundan sonra bozulacağını sanmıyorum. Artık güven ve istikrar konusunda yaşadığımız sürecin geri dönüşü olmaz. Yapılan pek çok şey, kurumsallaşıyor. Örneğin Merkez Bankası bile kurumsallaşmış bir bağımsızlık içine giriyor. Bazı şeyler oturdu ve artık vazgeçilmez durumda. Bunların yanı sıra kendimizi ölçebilmemiz gerekiyor. Bu ister devlet ister özel sektör olsun, her şeyin rekabetçi olması ve kıyaslanması şart. Kıyaslanabilecek rakamlar yaratılmalı ve şeffaflık olmalı. Bu temeller üzerinde devam edeceğimize ve istikrarımızın süreceğine inanıyorum.

Vs.: Türkiye'nin kendi geleceğini şekillendirmesi konusunda AB'nin nasıl bir etkisi olur?

Türkiye AB yoluna saptı. Müzakerelerinin kaç yıl süreceği tam olarak belli değil. Bana kalırsa bu işi sanılandan daha kısa sürede yapabiliriz. Ancak burada şöyle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Avrupa önümüzdeki dönemde kendisine çeki düzen vermezse, ben bugün Avrupa'ya tam üye olmak istemezdim. Çünkü Türkiye'nin rekabet gücü bugünkü Avrupa'nın rekabet gücüne düşmüş olurdu. AB'nin rekabet gücüne yükseleceğiz demiyorum, dikkat edersiniz. Bir örnek vereyim: AB Çin'i büyük bir tehdit olarak görüyor ve çok korkuyor. Kimi ülkeler "gümrükleri Çin'e kapatalım" diyor. Kendilerini bu şekilde korumaya almak istiyorlar. Buna karşılık Çin, "o zaman ben de size Airbus ya da araba siparişi vermem" diyor. Bu durumda Avrupalılar geri çekilmek zorunda kalıyor. Bu düşünce yanlış.

Vs.: Peki nasıl bir strateji izlenmeli?

Bu güçlere karşı daha farklı önlemler almak gerek. Çin gibi ülkeler de kendi güçlerinden korkuyor. Çünkü ortada bir dengesizlik var. Ama ticarette denge çok önemli. Ticaret dengesiz olursa problem var demektir. Bu gibi ülkelerle ve aslında dünyayla rekabet edebilmek için teknolojiyle ilgili konulara ağırlık vermek gerekiyor. Bu Türkiye'nin en önemli politikalarından biri olmalı. AB'yle yaşadığımız bu süreç düzenli ve sürdürülebilir bir şekilde, fiyasko çıkmadan, iniş ve çıkışlar olmadan devam etmeli. Böyle giderse, her şey daha kolay olacak. Yalnızca Avrupa'ya karşı olan imajımız değil, Avrupa'nın bize karşı imajı da önemli. Bütün bunlar düzelebilir ya da bozulabilir. Örneğin iki yıl önce Türkiye'de yüzde 80'in üzerinde insan AB'ye girmek istiyordu. Şimdi bu rakam yüzde 60'lara düştü. Süreci, AB'yle ilgili konuları daha doğru bir şekilde topluma anlatmalıyız. Yalan yanlış bilgilerle bu iş yürümez.

Vs.: Bugün AB bizi tam üyeliğe kabul etse biz hazır mıyız?

Bence tam üyelik, onlar bizi kabul etse bile şu anda olmamalı. Avrupa'nın ne kadar dar görüşlü olduğunu size bir örnekle anlatayım. İki yıl önce AB'ye üye 10 yeni ülke var. Şimdi bu ülkeler Gümrük Birliği sürecini yaşıyor. Bu ülkelerin hem işçilik hem de üretim maliyetleri Avrupa'dan daha düşük. Avrupa da "Yükselteceksin" diye baskı yapıyor. Sendikal hareketleri başlatmak için işçi sendikalarına heyet gönderiyorlar. Avrupa böyle davranarak dünya genelindeki rekabet gücünü düşürüyor. Oysa bu ülkeleri, kendi rekabet gücünü artırmak için kullanabilir. Avrupa dünyaya bakmıyor.


 

Vs.: AB'nin Türkiye için özel statüyü gündeme getirmesine nasıl bakıyorsunuz?

Gümrük Birliği'ni AB'ye üye olmadan önce imzaladık. Bu nedenle zaten özel statü sahibiyiz. Ama tam üyelik konusunda özel statüsü söz konusu olamaz. Hükümet böyle bir şeyi kabul etmez, etse bile iş dünyası ayağa kalkar. Özel statü Türkiye'yi diğer ülkelerden daha iyi bir konuma getirecekse, ancak o zaman kabul edebiliriz.

Vs.: Müzakere sürecinde en fazla hangi konularda zorluk yaşayacağız?

Taviz vermeden ekonomik istikrarı devam ettirmek gerekiyor. Kamu harcamalarımızda daha dengeli olmalıyız. Dış ticaretimizdeki açık en büyük problemlerimizden biri. Cari açıkla ilgili önlem almak gerekiyor. AB'nin ekonomik denge unsurları, gündemimizdeki birinci konu. Bunları yapmamak söz konusu olamaz. Diğer konular siyasi kriterlerle ilgili. Bunlarda yapılacak değişiklikler daha kolay olabilir. Uygulamaya geçmeden bu iş olmaz. Gündemi değiştirmeyecek şekilde, söz verilen konularda adımlar atılmalı. Bunlar yapıldıkça güven tazelenecek. Böylece herkes güven içinde çalışmış olacak. O zaman kimse uygulamalarda değişiklik istemez, tam tersi hükümetten istikrar beklenir. Erken seçim lafları edilmez. Bu işlerin daha kolay yapılması için kamuoyundan güç almak şart. O gücü sosyal ve ekonomik konseylerden alabiliriz. Bazı şeyleri yapmaktan korkmamak gerek.

Vs.: Ekonomik ve sosyal konsey dediniz. Atılması gereken somut adımlar neler?

Türkiye'nin yapması gereken en önemli şeylerden biri, ekonomik ve sosyal konsey kurmak. Tüm dünyada böyle bir uygulama var. Bu konseyde bütün kesimlerin temsilcisi yer almalı. Bu konseyde hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de olmalı. Bu konsensusu yaratmak gerekiyor. Bazı konularda hata yapma imkanı fazla ve hükümetlerin tek başına bir şeyler yapması çok güç. Bu konsensustan gelecek düşünceler önemli. Sağa mı sola mı gidileceğine, nasıl rekabet edileceğine orada karar vermek gerek. Müzakereler yapılırken AB'deki işlerin nasıl yürüdüğünü bilen kişilere ihtiyacımız var. Ancak bizim şu anda böyle bir know-how'ımız yok. Brüksel'de Türk masasına bakan 15-20 kişi var. Oysa başka ülkelerin en az 500 kişilik temsilci grupları var. Bu hükümet dinlemeyi bildiği için öncekilerden farklılaşıyor.