Yaprak Özer
Murat Yurddas




Yaprak Özer

Kendini değişime uyarlayamayanlar için, küreselleşmenin adı negatif kelimelerle ifade buluyor. Kimileri, ki aralarında Türkiye de var, kader kurbanı. Her şeyi kader kısmet diye açıklamak da nedense hiç mi hiç içime sinmiyor. Şikayet etmenin çare olmadığını hepimiz biliyoruz. Çözüme odaklı yaşamak ve çalışmak ise en büyük eksiğimiz.

İstihdam Avrupa Birliği'nin (AB) öncelikli sorunlarından biri. AB istihdam politikası, 2010 yılına kadar gerçekleşmesi gereken hedefler arasında toplamda yüzde 70'lik ortalama istihdam öngörüyor. Rakamın, kadınlarda en az yüzde 60 olması hedefleniyor. Üye ülkelerin 2010 için ulusal istihdam hedefi belirlemesi şart koşuluyor. İstihdamda yeni bir yaşam döngüsü oluşturulması planlanıyor. Gençleri istihdam etmek için yeni politikalar geliştirmek üzere çalışmalar yapılıyor. Cinsiyet farklarının ortadan kalkması için kararlı politikalar benimsenmesi öngörülüyor. İş hayatı ile özel hayatın uyumlaştırılması hedefleniyor. Bu doğrultuda çocuklu çalışanların hayatlarını kolaylaştıracak önlemlerin alınması ile yardıma muhtaç ve bağımlı olanlara hizmet götürülmesi öncelikler arasında sıralanıyor. Şu sıralar en fazla emeklilik sistemi sorgulanıyor, sağlık hizmetleri tartışılıyor, teknoloji sayesinde eskiye oranla daha uzun yıllar yaşayan yeni nesillerin kaliteli yaşam sürmesi için gerekli tedbirlerin alınması üzerinde durulan başlıca konular. İşte Avrupa bunları konuşuyor ve tartışıyor.


 

Yıl 2006, aylardan Mart... Resmi rakamlara göre Türkiye'de 2 milyon 487 bin işsizimiz mevcut. İşsizlik oranı yüzde 10.1, genç işsizlikte işsizlik oranı ise yüzde 18.8 gibi yüksek rakamlarda seyrediyor. 22 milyon 197 bin kişi istihdamda görülürken, işgücüne katılma oranı yüzde 48.4, istihdam oranı ise yüzde 43.5. Ülkemizde kadın istihdamı sorunlu, genç istihdamı tehlike çanları çalıyor. Söylememe gerek yok sanırım, resmi rakamlar ile bağımsız araştırmacı ve akademisyenlerin hazırladığı çalışmalar arasında ciddi fark bulunuyor. Ne yazık ki resmi rakamlar pek çokları gibi bana da gerçekleri yansıtmadığı yolunda sinyal veriyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD her yıl üyelerinin istihdam politikalarını inceliyor. Kurumun 2005 Mayıs'ında yayımlanan rapora göre üye ülkelerde yapısal işsizlik genel olarak azaldı. İşgücü pazarında en büyük düzelmenin sağlandığı ülkeler Danimarka, İrlanda, Yeni Zelanda ve Hollanda. Aralık 2005 itibariyle Euro alanında işsizlik yüzde 8.4 olarak açıklandı. İşsizlik oranının az olduğu ülkeler yüzde 4.5'la İrlanda, 4.4'le Danimarka, 4.7'yle Hollanda, 4.9'la İngiltere, 5.2'yle Avusturya oldu.

Kimilerine göre küreselleşmenin başımıza açtığı sorunlar bunlar. Ben küreselleşmenin hızlı değişim hediye ettiğini düşünüyorum. Kendini değişime uyarlayamayanlar için küreselleşmenin adı negatif kelimelerle ifade buluyor diyebilirim. Kimileri, ki aralarında Türkiye de var, kader kurbanı. Ama her şeyi kader kısmet diye açıklamak da nedense hiç mi hiç içime sinmiyor. Kimileri değişime bakıp şikayet ediyor, kimileri bakıp durumdan vaziyet çıkarıyor. Şikayet etmenin çare olmadığını hepimiz biliyoruz. Çözüme odaklı yaşamak ve çalışmak ise en büyük eksiğimiz.


 

Bu yazıda Türkiye ne kadar kötü teması işleyecek değilim. Ancak Türkiye'yi boş yere göklere çıkaracak da değilim. Bu yüzden kısa bir zaman önce Avrupa'nın hasta adamı olarak adlandırılan İrlanda'yı ve uyguladığı politikaları özellikle istihdam ve insan kaynakları açısından ele almak istiyorum. Böylece ülke hayat döngüsünde kısa sayılabilecek zaman dilimlerinde mucize yaratılabilineceğini göstermek istiyorum. Bazılarımızın İrlanda örneğini küçümseyeceğini tahmin ediyorum: Azıcık nüfus, küçücük memleket... Doğrudur İrlanda'nın nüfusu İstanbul'dan az. Fakat her nedense bu küçücük ülkedeki yabancı yatırım miktarı Türkiye'yi katlaya katlaya dönüp duruyor.

Nasıl başarmışlar diye bakıldığında pek çok yanıt verilebilir. Beni etkileyen yanıt ise özetle şu; belli alanlara dar olarak odaklanmış buralarda derin reform stratejileri benimsemişler.

Özetle ifade etmek gerekirse; İrlanda insan kaynaklarında kısa dönemli bakış açısından uzun vadeli bakış açısına geçti. Yapılan en güzel iş işgücünün eğitimine önem vermek oldu. ARGE'ye yatırım yaptı, temel sektörlere odaklandı. İşgücü pazarının gelişmesi için uzun vadeli kalıcı yatırımlar yapıldı, sürekli gelişime yönelik politikalar benimsedi. Buraya kadar söylenenleri bir tek cümleyle tercüme etmek gerekirse, popülist politikalar terk edildi. Örneğin, "eğitim masrafı" konsepti yerine "eğitim yatırımı" konsepti benimsendi. Hiyerarşik yapıdan yatay sisteme geçildi. Bu şekilde uzmanlığa ve bilgiye önem vermek mümkün oldu. "Yaşam boyu kariyer" yerine "yaşam boyu öğrenme" benimsendi. Hedef yüksek performansı olan işyerleri oluşturmak diye benimsendiği için değer verilen çalışanlar, vizyon, kişisel gelişim, adil ödül, çalışanın sesi, performans ölçümü ve sürekli değişim prensipleri konuşulmaya başlandı, insan kaynakları uygulamalarının hayata geçirilmesi teşvik edildi.


 

Sonuç ortada; İrlanda işsizliğini AB ülkeleri arasında en düşük işsizlik oranları arasına çekti. Ülkede işgücüne toplam katılım oranı arttı. Yapısal işsizlik, uzun süreli işsizlik, işgücüne toplam katılım, iş verimliliği gibi işgücü pazarını belirleyen tüm alanlarda gelişme kaydetti. 1960 - 1990 yılları arasında İrlanda dışa dönük bir ekonomi oluşturmaya başladı. 1980'lerde sosyal ortaklıklar kuruldu. 1990'larda vergi reformu yapıldı. Zaten var olan köklü girişimcilik kültürü desteklendi. İrlanda emeğin verimliliğinde büyümenin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldı. Ücretler, sosyal güvenlik, işsizlik ve emeklilik gibi konularda uyguladığı reformlarla büyük bir başarı elde etti. Vergi konusunda önemli değişimler yapıldı. Hükümet, sendika ve işveren üçgeninde işbirliğine ve sosyal diyaloğa önem verildi. İşgücü piyasasıyla ilgili gelişimler doğrudan insan kaynakları yönetimini ilgilendirdiği için İK bu değişim dönemine ayak uydurmak durumunda kaldı. AB süreci hukuki gelişimin sağlanmasında kilit bir görev gördü ve uyum yasaları kapsamında eşitlik, cinsel taciz, sağlık, güvenlik, çalışma süreleri, asgari ücret gibi konular düzenlendi. Ekonomik değişim hızlandı.

İnsan kaynakları, kayıtları tutan ve ücretleri belirleyen bir departman olmaktan çıkıp, şirketin kaderinde belirleyici kararlar alan, stratejik ortak haline geldi. İnsanların gelişimine verilen önem, yönetime de etki etti. Performansa bağlı ücret politikası, sadakat, kariyer geliştirme gibi kavramların içi dolmaya başladı. Kişisel performansın genele yansımasına gayret edildi.


 

Kalifiye işgücüne doğan ihtiyaç işsizliğin 1987'deki yüzde 17'lik orandan 2001'de yüzde 4'e düşmesinde büyük rol oynadı. İrlanda'da eğitim düzeyi yüksek ve yüksek öğrenime de ilgi sürekli artıyor. 2010'da üniversite mezunlarının nüfusun yüzde 65'ine ulaşması bekleniyor.

İrlanda birçok açıdan Türkiye'ye benzetilebilecek bir örnek. AB'ye uyum süreci Türkiye'nin temel konularından biri. Kafamızı kaldırıp dışarıdaki dünyaya bakmamız gerekirken içerideki yapay gündem maddeleriyle boğuşuyor, enerjimizi boşa harcıyoruz. Türkiye'nin en önemli sorunu istihdam, istihdamın içinde de pek çok sorunlu başlık var. Bunların arasında en önemlisi eğitim. İşgücümüz eğitimsiz. İrlanda'nın dar alanda derinlemesine, uzun vadeli, sürekliliği olan ve sürdürülebilir politikalar izleyerek halkını açlıktan ve göçten kurtardığını biliyoruz. Biz de uygulayabiliriz. Türkiye, İrlanda gibi genç nüfusu yoğun olan bir ülke. Yalnız genç nüfus her zaman avantaj olamayabiliyor. Genç nüfusu avantaja çevirmek sürekli ve sürdürülebilir ve kararlı politikalarla mümkün oluyor.