|
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Son zamanlarda dünya gündemi çok hareketli. Bir yandan doğal afetler, savaşlar, krizler; diğer yandan teknolojik gelişmeler, buluşlar ve küreselleşme aldı başını gidiyor. Tüm bunların ekonomi üzerinde etkili olmaması kaçınılmaz. Dünyada dengeler değiştikçe, ekonominin ibresi de farklı noktalara kayıyor; farklı olaylar gündem yaratıyor, ekonomik terimler kulaklarımızda çınlıyor. Herkes "cari açık", "dış ticaret açığı", "faiz oranları" diyor, çünkü ekonomik değişimler Türkiye dahil dünyanın hemen her yerini etkiliyor. Görünen o ki dünya ekonomisi bir problem yumağının içinde. Bu problemlerin yakın zamanda çözülüp çözülmeyeceğine dair kimse net bir şey söyleyemiyor. Ancak herkes kendi senaryosunu üretiyor, ortaya birbirine zıt ya da yakın çok sayıda farklı senaryo çıkıyor. En iyisi dünyadaki ekonomik açılımları genel olarak değerlendirmek, ekonomik dengeleri Çin mi ABD mi altüst ediyor ya da başka kıtalar ve ülkeler mi görmek...Faizler ve ABD
Faiz oranları ve cari açığı en fazla etkileyen ülkelerin başında ABD ve Çin geliyor. Ancak diğer Asya, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinin dünya ekonomisinin bu değişimindeki rolü de büyük. IMF'nin yayınladığı Dünya Ekonomisi'ne Bakış raporundaki verilere göre, 2005 yılında küresel ekonomideki büyüme oranı yüzde 4.3. Bu oran 2004 yılı büyüme oranıyla karşılaştırıldığında küçük, ama yine de güçlü. Normalde güçlü ekonomik büyümeler yüksek faiz oranlarıyla desteklenirken, dünya genelinde faiz oranlarının 1960'tan bu yana en düşük seviyede seyretmesi kafalarda soru işareti yaratıyor. Bir diğer soru işaretiyse; ABD'nin bir yılda 700 milyar doların üzerinde harcama yapabilmesi. Bu miktar ABD ekonomisinin ürettiği miktarın üzerinde. 1999'dan beri ABD'nin dış borçlarının kendi ekonomisindeki oranı ikiye katlandı. Artan bu borçlanmanın dünya ekonomisindeki dengeleri bozmaması mümkün değil.
Princeton Üniversitesi eski profesörlerinden ve Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi Başkanı Ben Bernanke, bu iki sorunun nedenini "küresel birikim" görüşüyle açıklıyor. Bu görüşe göre birikimler bir şekilde normalin üzerine çıktıysa, güçlü ekonomi ve yüksek faiz oranları arasındaki ilişkinin bozulması olası. ABD dışındaki dolar miktarının fazla olması, ABD'nin dış borçlarını kolaylıkla ödeyebileceğini gösteriyor. Bu durumda ekonomik problemlerin bir nedeni, ABD dışındaki ülkelerde fazla miktarda birikim olması. Bu durum kafalarda başka soru işaretlerinin belirmesine yol açıyor. Ortada bir birikim varsa, bu ülkeler hangileri? ABD'nin ticaret açığına karşılık Avrupa nasıl bir birikim yaptı? Asya ve diğer kıtaların ekonomik değişimde ne kadar etkisi var? | |||||||||||||||||||||||||
Asya farkı kapatıyor
Asya ülkelerinin son birkaç yıldaki ekonomik gelişimi, dünya ekonomisini doğrudan etkileyen unsurlardan biri. Özellikle Çin ve Japonya'nın birikimleri ABD'nin dış ticaret açığının yarısına yaklaşıyor.
Son yıllarda Japon şirketlerinin elde ettiği kar, yaptıkları yatırımları aşmaya başladı ve ülkenin birikim miktarı 1990'lı yıllardaki miktarı kat be kat aştı. Bu arada Japonya Merkez Bankası'nın ABD dışındaki ülkeler göz önüne alındığında en çok dolar rezervine sahip bankalardan biri olduğunu unutmamalı. Günümüzde belki de üzerinde en çok konuşulan ekonomilerden biri olan Çin ekonomisine baktığımızdaysa Japonya'ya göre çok daha açık bir ekonomi olduğunu görüyoruz. Zaten dünyadaki ekonomik dengeleri değiştiren faktörlerden biri de Çin'in ticari başarısı. Yuan değerindeki oynamalar bu durumu etkileyecek gibi görünüyor, ama Çin şirketlerinin hala, yurt dışında yaptıkları yatırımların meyvelerini yedikleri de bir gerçek. Çin'in bir diğer önemli özelliği; yabancı yatırımcılar için vazgeçilmez bir ülke haline gelmiş olması. 2004 yılı için açıklanan rakamlara göre, Çin'de bir yıl içinde yapılan yabancı yatırım miktarı 55 milyar dolar! Görünen o ki, Japonya ve Çin dünya ekonomisindeki değişimleri etkileyen en önemli ülkeler. Ancak diğer Asya ve Ortadoğu ülkelerinin büyük etkisi de unutulmamalı. Özel sektörün gelişmekte olan Asya ülkelerinde yaptığı yatırımlar ve artan fiyatlar nedeniyle yüksek miktarlarda birikim yapmaya başlayan petrol ihracatçısı ülkeler, ekonomideki sarsıcı değişimin göz ardı edilemeyecek oyuncuları. | ||||||||||||||||||||||||||
Avrupa hala tercih edilen bölge
Çin'in etkisiyle yatırımların coğrafi dağılımında değişiklikler olsa da Batı, Orta ve Doğu Avrupa hala birçok yatırımcının tercih ettiği bölgeler arasında. Ancak ortak finansal birlikteliğe karşın Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında büyük ekonomik farklılıklar görülüyor. İtalya ve İspanya, cari açığın giderek arttığı ülkeler. İtalya'nın borcunun toplam gelirine oranı, Fransa'daki oranın iki katına yaklaştı. İspanya ise, ABD'ye benzer bir grafik çiziyor: Emlak fiyatları ve tüketim miktarında artışlar var; cari açık kontrol edilemez durumda. Almanya, eskiden olduğu gibi dünya ekonomisini en çok etkileyen Avrupa ülkelerinin başında geliyor.
İngiltere ve Fransa mali performans açısından liderliklerini koruyor; yerel işgücü kalitesi gibi özellikleriyle de yabancı yatırımcıların tercih ettiği ülkeler arasında ön sıralarda yer alıyor. Ancak yine de önceki yıllara göre yatırımcı tercihi açısından düşüş kaydediliyor. Birikim ve borç açısından, özellikle Fransa'nın borç miktarının GSMH'sine oranının yüzde 70'lere çıkması dikkat çekiyor. Diğer taraftan Avrupa'nın parlayan iki yıldızı Polonya ve Çek Cumhuriyeti. Bu iki ülkenin son yıllarda kaydettiği ekonomik gelişim, piyasalarını açmaları, verimlilik ve esnek iş koşullarıyla sağladıkları avantajlar uluslararası yatırımcıların ilgisini bu ülkelere çekti. Bu durum Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nin Batı Avrupa'daki rakiplerini yakalaması için yeterli olmasa da, birkaç yıl içinde Batı Avrupa'nın önüne geçmeleri konusunda umut vaat ediyor. Küresel birikim nereye kadar
Dünya ekonomisindeki sarsılmaların en önemli sonuçlarından biri, sermayenin fakir ülkelerden zenginlere doğru akmaya başlaması. Konunun uzmanlarına göre fakirlerin giderek fakirleşmesi süreci uzun süre devam edemez. Bu anlamda Prof. Bernanke'nin "küresel birikim" görüşünün bir süre sonra önemini yitireceği konuşuluyor. Birçok ekonomist, özellikle Asya ve Avrupa'daki yatırımların geri dönüşlerinin dengeleri düzelteceği ve faiz oranlarını tekrar yükselteceği fikrini savunuyor. Farklı düşünen bir grup uzmansa, küresel birikimin yıllarca devam edebileceğini, dengelerdeki bozulmanın daha da artabileceğini ve faiz oranlarının uzun süre düşük kalabileceğini öne sürüyor. Bu görüşü savunanlara göre "küresel birikimin" sona ermesi için ABD gibi dış borç fazlası olan ülkelerin birikim yapma kararları alması gerekiyor.
Sonuç olarak dünya ekonomisindeki dengeler bir süre daha sarsılmaya devam edecek gibi görünüyor. Dünyanın sosyal ve politik yapısındaki değişiklikler kolay tahmin edilemeyeceği için bu değişikliklerin nasıl bir ekonomik değişime yol açacağını ve bundan sonraki yıllarda ekonomiyi neler beklediğini tam olarak bilmek ise imkansız. |
||||||||||||||||||||||||||