|
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Murat Somer'i son dönemde yazdığı polisiye romanlarla tanıyoruz. Peruklu Cinayetler, Peygamber Cinayetleri, Huzur Cinayetleri... Aslında Somer endüstri mühendisliğinden bankacılığa, müzik eleştirmenliğinden eğitmenliğe kadar hayatın farklı alanlarıyla ilgilenmiş. Polisiye roman tutkunları Murat Somer'i birbirinden ilginç kitaplarıyla tanıyor. Bir kısım onu iş dünyasından biliyor ve eminiz polisiye yazıyor olmasına hayret ediyor. Düşünsenize aslında bir bankacı. ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu, matematik tutkunu. Ve belki de bu yüzden değişik yazıyor. Nasıl mı?... Kendisinden tarif etmesini istedik; "Romanlarımı mühendis tarafımla yazıyorum. İlham geldi, yazayım diyerek roman yazmaya başlamıyorum. Kitapları planlı programlı, aritmetiğini çıkararak yazıyorum. Fen Lisesi mezunuyum. Matematiği severim. Hayatta matematiğin gerekliliğine inanmışımdır. Yazdığım kitaplarda gelişen olayları önceden hesap ederek yazıyorum. Matematik benim formasyonum."Somer'in 16'yı aşkın senaryosu filme çekilmiş. Radyo programcılığı ve klasik müzik danışmanlığı yapmış. Bazı gazete ve dergilerde opera ve klasik müzik üzerine yazılar yazmış. İki yılı aşkın süredir de polisiye romanlar yazıyor. Peruklu Cinayetler, Huzur Cinayetleri, Peygamber Cinayetleri bu romanlardan bazıları. Bir süredir Brezilya'da yaşadığı için çat kapı ulaşmak mümkün değil. Aylardır peşindeydik. Sonunda İstanbul'a geldi. Bir haftasonu, tatil matil demeden evine konuk olduk. Polisiye roman yazarlığı, klasik müzik eleştirmenliği, eğitmenlik ve çok sevdiği Brezilya üzerine konuştuk. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Polisiye roman yazmaya nasıl başladınız?
Bizdeki polisiye romanları genellikle suratsız buluyorum. Politik olarak da doğru değiller. Polisiye roman deyince ciddi bir şeyler yazmak gerektiği düşünülür. Ben daha hafif şeylere de ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum. Hayatta keyif alabileceğimiz pek çok şey var. İnsanlar yalnızca mizah kitaplarını okurken değil, başka tür kitaplar okurken de keyif alabilirler. Polisiye roman yazarken bir diğer bakış açım da politikti. Bu nedenle kahramanımı travesti olarak seçtim. Travestileri toplum dışına itilmiş zavallı insanlar olarak görüyoruz. Bize gösterildiği gibi yaşayanlar dışında farklı şekilde yaşayanlar da var. Ben kitaplarımla bunu göstermek istedim.
Vs.: Hop Çiki Yaya Polisiyesi ne demek?
Hop Çiki Yaya bir kalıp. Eskiden kolejlerin maçlarında da kullanılmış. Hoppalık içeren bir kelime. Bu kelimeyi benden yaşça büyük bir arkadaşımdan duymuştum. İlgimi çekmişti ve daha sonra kitap serimin adı oldu. Seri beş kitaptan oluşuyor. Bu kitapların her biri bağımsız da okunabiliyor. Aynı dedektifin beş ayrı macerası ele alınıyor. Kitaplarda travesti bir dedektif var. Dedektif aynı zamanda bilgisayar programcısı, operayla ilgileniyor, klasik müzik dinliyor, Uzakdoğu sporlarıyla uğraşıyor. Dedektif olarak bazı cinayetlerin içine giriyor ve olayları aydınlatmaya çalışıyor. Peruklu Cinayetler'de saçlarına peruk takıp öldürülmüş kişilerin cinayetleri ele alınıyor. Huzur Cinayeti'nde de birilerine huzur vermek için insanları öldüren bir katil var. Her kitap farklı bir öyküyü anlatıyor.
Vs.: Kitaplarınızdaki kahramanların karakteristik özellikleri neler?
Hepsi hayattan keyif alan, anın değerini bilen karakterler. Kitapta şen şakrak, sevecen, anaç, cahil ve cüretkar yardımcı karakterler de var. Her kitapta olayın örgüsüyle ilgili olarak yardımcı karakterler bulunuyor.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Türkiye'de çok sayıda polisiye roman yazılmıyor. Neden?
Türkiye'de öyle çok şey yapılmıyor ki... Doğru düzgün film ve opera da yapılmıyor. Çok sayıda polisiye roman yazılmamasıyla ilgili farklı nedenler öne sürülüyor. Biri, bizde organize suçların az sayıda ve namus cinayetlerinin çoğunlukta olmasıydı. Aslında organize suçlar şimdi olduğu gibi eskiden de vardı. Eskiden de planlı programlı cinayet işleyenler mutlaka çıkmıştır. Bizde işlenen tüm suçlar fevri miydi? Osmanlı döneminde saray entrikaları vardı. O dönemde polisiye roman yazılmaya niyetlenilseydi yazılırdı. Türkiye'de çeşitli dönemler var. Polisiye romanların satılmaya başlandığı 1950'lerin sonu 1960'ların başında, sosyal gerçekçilik köy romanı dönemi başladı. Daha sonra sosyalizm dönemi etkili oldu. O dönemde kimse polisiye yazmaya niyetlenmedi. Ancak 1980 sonrası gençlik büyüdü ve yazılacak malzeme arttı. Polisiye roman, diğer sanat ve edebiyat alanlarında olduğu gibi eksiklerimizden biri.
Vs.: Türkiye'de polisiye roman alanında beğendiğiniz ve okuduğunuz yazarlar var mı?
Alper Canöz'ü okumayı çok seviyorum. Oktay Anar'ın her kitabını heyecanla bekliyorum. Perihan Mağden'in yeni kitabının çıkacak olması beni heyecanlandırıyor.
Vs.: Polisiye romanlarda gerilimi artırmak için formülünüz var mı?
Bir formülüm yok. Romanlarımı mühendis tarafımla yazıyorum. "İlham geldi, yazayım" diyerek roman yazmaya başlamıyorum. Kitapları planlı programlı, aritmetiğini çıkararak yazıyorum. Bunda daha önce yazdığım senaryoların etkisi var. Hangi karakter nasıl olsun ve gerilim nerede bitsin gibi konuları belirliyorum. Her gün kitabın bir parçasını tamamlıyorum. Yanımda her zaman defter taşırım. Sizin söylediğiniz bir sözü ya da televizyonda duyduğum bir cümleyi not ediyorum. Kendimi yaratıcılığı yüksek birisi olarak görmüyorum. Bazı yazarlar vardır, ilham gelir ve yazarlar. Bu yazarlara hayranım. Ama ben onlardan değilim. Ben planlı programlı çalışan biriyim.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Çalışmalarınızda kedilerin baskın bir yeri var. Neden?
Kediye hangi perspektiften bakarsanız bakın çok güzel bir hayvandır. Yani estetik bir hayvan, kusur bulamazsınız. Kediyi incelediğiniz zaman kedinin çok kişilikli olduğunu görürsünüz. Boyun eğmeyi sevmedikleri için nankör olarak adlandırılırlar. Köpeği kovarsınız, bir süre sonra yeniden yanınıza gelir. Ama kedi gururludur, geri dönmez. Hayatını en güzel yaşayan hayvan da kedidir. Çünkü kedi özgür hareket eder ve rahatına düşkündür. İstedikleri zaman kendilerini sevdirirler. İstemedikleri bir şeyi yapmazlar. Kedilerin bu özellikleri beni çok etkiliyor. Çizimlerimde kediyi kullanmam New Yorker'la başladı. New Yorker kapaktaki yaklaşımıyla dergiyi gören insanlarda iyimserlik uyandırmayı amaçlar. Kapağın çok karamsar olmaması gerekiyor. Derginin geçmiş sayılarını incelemeye aldım ve özellikle kedi ve köpek resimlerinin baskın olduğunu gördüm. Kapak için birkaç örnek gönderdim, kedili olanı bastılar.
Vs.: New Yorker'ın bu yaklaşımı sizin kapak çalışmalarınızı etkilemişe benziyor...
Evet, öyle olduğunu söyleyebilirim. Onların kapak resimlerinde kedi daha fazla kullanılıyor. Beni iten güç de bu oldu. Kedi resimlerini kamuoyu çok seviyor. Bu Türkiye'de de böyle. 2005 yılının Nisan ayında Sema Gürbüz'le kedi konseptli bir sergi açtık. Ocak 2005'te New Yorker'da kedili bir kapağım daha yayımlandı. Kedi kapaklı yeni bir çalışmam daha yayımlanacak.
Vs.: Yurtdışındaki çalışmalarınız nasıl başladı?
1991 yılında Simavi karikatür yarışmasında ödül almıştım. Bu yarışmada uluslararası arenada isim yapmış, dergilerden tanıdığımız yabancı isimlerle tanışma ve ilişki kurma fırsatı yakaladım. Bu ünlü kişiler bana yurtdışına çıkarsam başarılı olabileceğimi söyledi. O dönemde yabancı dil bilmiyordum, ekonomik gücüm de yoktu. Ama karar verdim ve New York'a gittim. Orada yaptığım görüşmeler iyi geçti. Hatta orada kalma şansım da vardı ama ailevi nedenlerden dolayı bu olmadı. Bir yayınevi çalışmalarımı mutlaka New Yorker Dergisi'nin görmesi gerektiğini söyledi. Ben de New Yorker'la görüştüm. Sonuçta benden kapak yapmamı istediler. Bu benim için bir hayaldi, ancak gerçekleşti. Zaten bu olaydan daha önce Cumhuriyet Gazetesi'nin karikatür çizeri Ali Ulvi Ersoy 1985 yılında benim bir sergime geldiği zaman "Sizin çalışmalarınızı New Yorker'ın mutlaka görmesi gerek" demişti.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Kitaplarınızı ne kadar zamanda bitiriyorsunuz?
Hızlı kitap yazan biriyim. Polisiye romanlarımın her birini iki, üç ayda bitirdim. Romanlarımı bitirdikten sonra güvendiğim kişilere okutuyorum. Onlar bana fikir veriyorlar. Sonra kitapta değişiklikler yapıyor ve son şeklini veriyorum.
Vs.: Polisiye matematik gibi bir şey. İçinde mutlaka mantık olması gerekiyor. Siz kitaplarınızı kurgularken bunu nasıl sağlıyorsunuz?
Fen Lisesi mezunuyum. Matematiği severim. Hayatta matematiğin gerekliliğine hep inanmışımdır. Mühendislik tarafım da var. Geçmişte çok sayıda senaryo deneyimim oldu. Yazdığım kitaplarda gelişen olayları önceden hesap ederek yazıyorum. Matematik benim formasyonum. Onu benden ayrı tutamıyorum ya da "O olmasaydı nasıl olurdu?" diyemiyorum. Çünkü hayatımın şu ana kadarki akışının içinde, matematik beni ben yapan unsurlardan biriydi. Aritmetik bilimsel bakış ya da bilimsel düşünme yöntemleri ve yaratıcı düşünme üzerine eğitimler de verdim. Kitaplarımı biraz daha programlı ve aritmetiğin üzerinde giderek yapılandırmaya çalıştım. Herkes böyle mi yapıyor ya da yalnızca bana mı özgü bilmiyorum. Ama benim işimi kolaylaştırdı. Yalnızca polisiyede değil, bütün kitaplarda aritmetik olduğunu düşünüyorum. Dünyada yazılan bestseller için de geçerlidir.
Vs.: Klasik müziğe ilginiz nasıl başladı?
Çocukken evimizde klasik müzik, yoğun olmasa da, dinlenirdi. Ama ben uzun süre klasik müziği sevemedim. Hatta bana ilk ve ortaokul yıllarında müzik dersleri aldırılırdı. O zamanlar müziğe karşı ciddi şekilde isteksizdim. Müzik derslerinin olduğu günlerde hastalanır hale gelmiştim. Müzik öğretmenim anneme, "Hanımefendi ısrar etmeyin. Müzik konusunda herkes kabiliyetli olmaz" demişti. Daha sonra 20'li yaşlardayken müziği gerçekten sevdiğimi anladım. O zaman okuyarak ve pratik yaparak müzik konusunda kendimi geliştirdim. Ama müzik performansı konusunda hiçbir yeteneğim yok. İyi bir dinleyici ve iyi bir eleştirmenim.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: "Bankacıyken eğitimler verdim" dediniz. Eğitim vermeye nasıl başladınız ve ne tür eğitimler verdiniz?
Bankacılık yaparken, 1980'li yılların ilk yarısında eğitim vermeye başladım. O zamanlar Türk bankacılığına, yabancı bankacılık enstrümanlarını öğreten bir eğitim programı vardı. Merkez Bankası'ndan başlayarak Türk bankalarına eğitimler verilmeye başlandı. Ben de o dönemde Citibank'ın nakit yönetimi bölümündeydim. Başlangıçta gruplara yurtdışındaki hesaplarında neler yapabilirler gibi çeşitli konular üzerine eğitimler verdim. Centre of International Banking Studies (CIBS), 1986 yılında bankacılara süreli eğitimler veriyordu. O dönemde oranın yönetimi Citibank'taydı. Benim eğitimciliğim teknik eğitimlerle başladı. Sonra verdiğim eğitimlerin sayısı artmaya başladı. Haftasonları verdiğim eğitimler haftanın tamamına yayıldı. 1995 yılından itibaren yönetim geliştirme eğitimleri vermeye başladım. Artık finans eğitimleri değil, yönetim eğitimleri veriyordum. 1990'lı yılların sonunda davranış bilimleri, farkındalık gibi konular üzerine eğitimler verdim. Yakın zamana kadar da yönetim konusundaki; zaman yönetimi, astların eğitilmesi, motivasyon, ekip oluşturma, etkin geri bildirim verme, etkin müzakere becerileri ve performans değerlendirmesi gibi yönetimle ilgili konularda eğitim verdim ve kurumsal danışmanlık yaptım.
Vs.: Bir süredir Brezilya'da yaşıyorsunuz. Brezilya'yı nasıl keşfettiniz?
Çok gezen biriyim. Babam seyahat etmeyi çok severdi. Babamın kardeşimle bana günlerce Louvre Müzesi'ni gezdirdiğini hatırlarım. Seyahat etmek çocukluktan kalma bir alışkanlık. Dünya haritasındaki bazı bölgeler dışında her yeri gezdim. Brezilya'ya ilk kez karnaval zamanında gitmiş ve hayal kırıklığına uğramıştım. Çünkü çok kalabalıktı. Kalabalık bana yorucu geliyor, daha sakin ortamları tercih ediyorum. Rio, ametist kayalarının üstüne kurulu bir kent. Ametist yaydığı enerjiyle insanı rahatlatan bir kristal. Rio'nun böyle bir enerjisi var. Riolular rahat, geniş ve eğlenceyi seven insanlar. İstanbul'la arasında benzerlikler buluyorum. Rio'da kentin beşte üçü muşamba evlerde yaşıyor ve açlar. Yine de hayata gülümsüyorlar.
İstanbul'da son birkaç yıldır beni en çok rahatsız eden şey, insanların gülümsememesi. Brezilya'da insanlar birbirlerine daha çok gülümsüyor ve hayattan daha çok zevk alıyorlar. Rio tehlikeli bir kent, ama İstanbul da çok tehlikeli. Bana bu yaşımda orası iyi geliyor. Eskiden yılın çoğunu İstanbul'da, azını Brezilya'da geçirirdim. Ama şimdi yılın büyük bölümünü orada geçiriyorum. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||