|
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Gürbüz Doğan Ekşioğlu adını pek çoğumuz The New Yorker Dergisi'ne yaptığı kapaklarla duyduk. Ama o uluslararası alanda sayısız ödül almış, yarışmalarda jüri üyeliği yapmış, Türkiye'de ve yurtdışında pek çok kişisel sergi açmış bir sanatçı. Gürbüz Doğan Ekşioğlu karikatür, resim ve grafik tekniklerini bir arada kullanarak çizimler yapıyor. Ona göre yaptığı işin tam bir adı yok; "Boya ve resim malzemesi kullandığım için çalışmalarım aslında resim. Ama resimde anlatım yoktur. Çalışmalarımda anlatım olduğu için bunlar grafik dilini kapsıyor. Ama grafik dilinde bir duyguyu ya da bana verilen bir konuyu anlatmıyorum. Kendi duygularıma ait konuları anlatıyorum. O nedenle grafikten de sıyrılıyor. Benim yaptığım işin tam adı aslında yok. Bir karikatür yarışmasına yolladığım zaman karikatür oluyor. Bir konuyu anlattığı ve açıkladığı için illüstrasyon alanına giriyor. Boyadığım ve çerçevelediğim zaman resim oluyor. Bu üç alanla ilişki halinde" diyor.Ekşioğlu kendisinin hissettiği, ancak diğer insanların hissedip de farkında olamadığı şeyleri çizdiğini söylüyor. Asıl amacı çizgi yoluyla dünyaya bir şeyler söylemek, herhangi bir objeyi güzel bir şekilde kağıda aktarmak değil. Çizdiği objede ya da kavramda kendi bulduğu espriyi, farklı bir yönü insanlarla paylaşıyor. Paylaştığı çizimlerle, bir sihirbazın yaptığı gibi insanları şaşırtmak, gülümsetmek istiyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Karikatür, resim ve grafiği bir arada kullanıyorsunuz. Bu tarzda çizim yapmaya ne zaman başladınız?
Liseyi bitirdikten sonra amacım Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi'ne girip resim eğitimi almaktı. Fakat üniversite sınavında Erzurum Üniversitesi'ndeki ziraat mühendisliğini kazandım. İstanbul'a gelmeyi çok istediğim için buradan Yıldız Üniversitesi'ne geçiş yaptım. Sonra bu işi yapamayacağımı anladım ve yeniden sınavlara girdim. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi'nde grafik bölümüne girdim. Şu anda aynı bölümde öğretim görevlisiyim. Öğrenciyken birçok yarışmaya katıldım. 2,5 yılda toplam 13 ödül aldım. Bunlar karikatür, afiş, amblem gibi işlerdi. Okulun kütüphanesindeki yabancı yayınlarda karikatür gibi anlatımı olan ama aynı zamanda resim gibi görsel etkisi fazla olan çalışmalar var. Ben de bunlara özendiğim için karikatürlerimi daha resimsel bir dille yapmaya başladım.
Vs.: Çok bilinen ve tanınan bir tarz değil bu, öyle değil mi?
Bu grafik disiplini içinde yer alan bir tarz. 1980'li yılların başında reklam sektörü yeni gelişiyordu. Karikatürde illüstrasyon kavramı da yeniydi. O dönemde illüstrasyon denince farklı bir şey anlaşılıyordu. Bir fotoğrafçı bir ürünün fotoğrafını çekiyordu. İllüstrasyon yapan kişi o fotoğrafta çeşitli rötuşlar yaparak baskıda daha iyi çıkmasını sağlıyordu. İllüstrasyon aslında bir olayı ya da bir konuyu resimleme sanatıdır. Bazı illüstrasyonlarda yalnızca bir portre resimlenir. Bazılarında ise karikatürdeki gibi dışavurumcu bir anlatım vardır. Bu ikisini birleştiren tarz hem yurtiçi hem de yurtdışındaki yarışmalarda ilgi gördü. Sonra ben bunu siyah-beyaz tonlamadan renkli tonlamaya geçirdim. New York'ta sergi açtığım zaman oradaki ilginin çok daha yoğun olduğunu gördüm. Çünkü yaptığım iş orada daha çok biliniyor. Amerikalılar bu tarz resimlere çok alışkın. Bu nedenle yayınlar bu ürünleri daha fazla kullanıyor. Ama bu Türkiye için yeni bir olay. Zaman içinde daha geniş kitlelere ulaşacağını ve bu işin daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.
Vs.: Bu tarzı Türkiye'de ilk uygulayan siz misiniz?
Benim diyebilirim. Benim tarzıma yakın çalışan bir isim daha var; Selçuk Demirel. Ancak kendisi bildiğiniz gibi Fransa'da yaşıyor.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Yaratım sürecinizin aşamalarını anlatır mısınız?
Bu çeşitli şekillerde olabiliyor. Profesyonel işlerde bana bir konu verirler. Bu konu sessizlik gibi soyut bir kavram, bir röportaj konusu ya da sandalye gibi somut bir kavram olabilir. Konuya göre bir şeyler çizmeye çalışırım. Bunların dışındaki çalışmalarım birden bire aklıma gelen esprilerle ortaya çıkar. Bunlar günlük hayatımda daha baskındır.
Vs.: Nasıl bir çalışma yönteminiz var?
Tıpkı bir düşünür gibi bir söz söylemeniz gerekiyor. Bu bir resim ama içinde bir oyun var, düşündürme var. Birden bire aklıma bir şey geliyor ve çiziyorum. Ama bu iş için çok çalışmak gerekiyor. "Sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur" denir ya, çok doğru. Genlerinizde bu ruhu taşımanız gerekiyor. Aşk yalnızca karşı cinse karşı duyulmaz, bir de meslek aşkı vardır.
Vs.: Mesleğinize aşık mısınız?
Mesleğime aşığım. Beni iten şey farklı bir şey bulmak, bunu paylaşmak ve insanlar tarafından takdir görmek. Ama uzun yıllar boyunca bu işi yaparken paylaşmak ve takdir görmek için yapmadım. Hiçbir zaman bu işten para kazanacağım ya da kazanmalıyım dürtüsü taşımadım. Benim için düşündüğümü söylemek, iş adına bir dürtü oldu.
Vs.: Yaptığınız işte mizahi ya da eleştirel bir yön var. Bunu ortaya koymak zor oluyor mu?
Kendi işim olduğu için bana çok kolay geliyor. Ama bu işin çok kolay olduğunu söyleyemem. Çok çalışmak, üretmek, sevmek ve iyi konsantre olmak gerekiyor. Çalışma yeteneğinin doğuştan gelen yetenekten daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bazen çok yetenekli insanlar görüyorum. Fakat çalışmadıkları için bir süre sonra yetenekleri kayboluyor. Bu işte yetenek şart, ama yeterli değil. Çok çalışmadan ve meslek aşkına sahip olmadan bu iş olmaz. Bir işi severek yapıyorsanız, o iş size mutlaka bunun karşılığını veriyor. Bir Çin atasözü vardır; "Sevdiğiniz işi yapın, ömür boyu çalışmayın" der.
Vs.: Siz bu sözün hangi noktasında yer alıyorsunuz?
Üniversiteden aldığım ücret yetersiz olduğu için ajanslardan gelen teklifleri değerlendirmek durumundayım. Ancak ajanslar verdikleri bir işin kısa sürede bitmesini istedikleri için zamanın yetersizliği beni strese sokuyor. Böyle olunca hayattaki birincil noktaları kaçırıyorum gibi geliyor. Profesyonel olarak çalışırken aldığım zevk ve tatmin kesinlikle yüzde 40'ı geçmez.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Çalışmalarınızda kedilerin baskın bir yeri var. Neden?
Kediye hangi perspektiften bakarsanız bakın çok güzel bir hayvandır. Yani estetik bir hayvan, kusur bulamazsınız. Kediyi incelediğiniz zaman kedinin çok kişilikli olduğunu görürsünüz. Boyun eğmeyi sevmedikleri için nankör olarak adlandırılırlar. Köpeği kovarsınız, bir süre sonra yeniden yanınıza gelir. Ama kedi gururludur, geri dönmez. Hayatını en güzel yaşayan hayvan da kedidir. Çünkü kedi özgür hareket eder ve rahatına düşkündür. İstedikleri zaman kendilerini sevdirirler. İstemedikleri bir şeyi yapmazlar. Kedilerin bu özellikleri beni çok etkiliyor. Çizimlerimde kediyi kullanmam New Yorker'la başladı. New Yorker kapaktaki yaklaşımıyla dergiyi gören insanlarda iyimserlik uyandırmayı amaçlar. Kapağın çok karamsar olmaması gerekiyor. Derginin geçmiş sayılarını incelemeye aldım ve özellikle kedi ve köpek resimlerinin baskın olduğunu gördüm. Kapak için birkaç örnek gönderdim, kedili olanı bastılar.
Vs.: New Yorker'ın bu yaklaşımı sizin kapak çalışmalarınızı etkilemişe benziyor...
Evet, öyle olduğunu söyleyebilirim. Onların kapak resimlerinde kedi daha fazla kullanılıyor. Beni iten güç de bu oldu. Kedi resimlerini kamuoyu çok seviyor. Bu Türkiye'de de böyle. 2005 yılının Nisan ayında Sema Gürbüz'le kedi konseptli bir sergi açtık. Ocak 2005'te New Yorker'da kedili bir kapağım daha yayımlandı. Kedi kapaklı yeni bir çalışmam daha yayımlanacak.
Vs.: Yurtdışındaki çalışmalarınız nasıl başladı?
1991 yılında Simavi karikatür yarışmasında ödül almıştım. Bu yarışmada uluslararası arenada isim yapmış, dergilerden tanıdığımız yabancı isimlerle tanışma ve ilişki kurma fırsatı yakaladım. Bu ünlü kişiler bana yurtdışına çıkarsam başarılı olabileceğimi söyledi. O dönemde yabancı dil bilmiyordum, ekonomik gücüm de yoktu. Ama karar verdim ve New York'a gittim. Orada yaptığım görüşmeler iyi geçti. Hatta orada kalma şansım da vardı ama ailevi nedenlerden dolayı bu olmadı. Bir yayınevi çalışmalarımı mutlaka New Yorker Dergisi'nin görmesi gerektiğini söyledi. Ben de New Yorker'la görüştüm. Sonuçta benden kapak yapmamı istediler. Bu benim için bir hayaldi, ancak gerçekleşti. Zaten bu olaydan daha önce Cumhuriyet Gazetesi'nin karikatür çizeri Ali Ulvi Ersoy 1985 yılında benim bir sergime geldiği zaman "Sizin çalışmalarınızı New Yorker'ın mutlaka görmesi gerek" demişti.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Yurtdışı işlere ağırlık vermeyi düşünüyor musunuz?
New Yorker'la iletişimimiz devam ediyor. Türkiye'deki profesyonel çalışmalarıma da devam ediyorum. Burada yaptığım işler daha güncel. Ajanslarla, özel üniversitelerle çalışıyorum. Bağlı olduğum fakültem var. Yurtdışı bağlantılı çalışmalarda önce çizimlerinizi gönderiyorsunuz, sonra sanat direktörleri çiziminizi beğenirse sizden o çizimin orijinalini istiyor. Yani yurtdışındaki süreç daha uzun. Fransa'dan bir teklif aldım ama zamanım olmadığı için değerlendiremedim. Şimdi Makedonya'daki bir gazete için 12 sayfalık bir çalışma yapıyorum.
Vs.: Size nasıl ulaşıyorlar?
New Yorker bir başlangıç oldu. Sonuçta bu derginin haftalık 1 milyon tirajı var. Oraya yaptığım kapaklar benim tanıtımım oluyor. Benimle çalışmak isteyenler önce New Yorker'la bağlantıya geçiyor.
Vs.: Yaptığınız iş belli bir kitleye mi hitap ediyor?
Kitabım yayımlandıktan sonra bazı kişilere hediye ettim. Bu kişiler arasında önemli meslek gruplarından insanlar da vardı. Pek çok kişi anlatmak istediklerimi anlamadığı için resimlerimle ilgili benden açıklama istedi. Aslında pek çok insan için benim çizimlerim kağıt üzerindeki şekillerden ibaret. Bu nedenle geniş kitlelerle paylaşılmıyor. Anlaşılması için felsefi bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor. Belli bir kitle tarafından anlaşıldığımı düşünüyorum. Yani çalışmalarımın anlaşılması zor, ancak evrensel bir dili var.
Vs.: Teknoloji bu işi nasıl etkiliyor?
Yeni kuşak hızı tercih ediyor. Görsel üretimde bilgisayar kullanımı yaygınlaşıyor. İki günde yaptığınız bir işi bilgisayarda iki saatte yapabiliyorsunuz. Genç kesim, el yeteneği olsa da elle çizmeyi tercih etmiyor. Çünkü işinin dışında kendisine de zaman kalmasını istiyor. Ama ben teknolojiyi kullanmak istemiyorum. Kullanırsam özgünlüğümü kaybederim. Elimle boyadığım ürünle bilgisayar çıkışı ürünün aynı tadı vermeyeceğini düşünüyorum. Türkiye'de elle çizim yaparak bu işi devam ettirebilecek çok sayıda insan yok. Çünkü biçimler, kullandığımız aletler ve teknoloji değişiyor. Biçim teknolojiye kayıyor.
Vs.: Kendinizi çizecek olsanız ne çizerdiniz?
Bütün sanatçıların kendisi, zaten kendi işinde vardır. Ama direk kendimi çizecek olsam, birkaç parça çizerdim. Okul, ev ve mesleki yaşantım arasında üçe bölünmüş bir beden, bir alan çizerdim. O alan ben olurdum ve üç alanın da farklı renkleri olurdu. Bir tanesi sıcak, bir tanesi soğuk, bir tanesi de ara bir renk olurdu. Yani hem sıcağın hem de soğuğun birbirine karıştığı alan.
Vs.: Çalışmalarınızın kimliğini nasıl tanımlarsınız?
Duygusal ve şiirsel. Felsefi bir bakış açısına sahip olarak çalışmayı seviyorum. Kolay şeyleri pek tercih etmiyorum; ya kuvvetli bir esprisi yani zeka olsun istiyorum ya da kuvvetli bir anlatım olsun istiyorum.
Vs.: Türkiye sanatçılar için malzemesi bol bir ülke mi?
Malzeme her tarafta var, almasını bilmek gerek. Türkiye çelişkiler ülkesi olduğu için farklı bir ülke. Ama diğer ülkelerden daha az ya da daha fazla malzeme var diyemeyiz. Çelişkiler olmasaydı da biz bu işi yapacaktık.
Vs.: Gelecekle ilgili planlarınız neler?
İşlerimi görsel bakımdan zenginleştirmek, daha etkili hale getirmek istiyorum. Dayanıklı boya malzemeleri kullanarak işlerimin daha kalıcı olması en büyük hayallerimden biri.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||