|
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Vs.: Bütün bunlar nasıl çözülür?
Birincisi, içerde talep düşerse ithalat düşer, cari açık sorunu çözülür ve kur yukarı doğru gider. Güven geldiği ve Türkiye'nin önceden biriktirilmiş büyük bir döviz stoğu olduğu için ve de faizlerin merkez bankası tarafından yüksek tutulması sonucu Türk lirası cazip olduğu için kurda yukarı gidişle cari açığın düzeltilmesi olasılığı kalmıyor. O zaman ekonomiye ne kalıyor? Bunu ya fiyatla ya da miktarla düzeltmek zorundasınız. Saydığım nedenlerden dolayı fiyatta düzelme olmuyorsa, ekonomi yavaşlar. Yavaşlayınca ithalat giderleri düşmeye başlar. Dolayısıyla ekonomi daha düşük bir gelir düzeyinde daha düşük bir açıkla dengeye gelir.
Türkiye'nin sorunu dış açık değildir. Dalgalı kur rejimi ve mali disiplin içinde ve gelen ekonomik ve siyasi istikrarın yarattığı güven ortamında, döviz sıkıntısı çekme, çektiği döviz sıkıntısı yüzünden de kurun yükselmesiyle cari açık sorununu çözme ihtimali yok gibidir. AB, güven dolayısıyla hem Türklerin dövizden Türk lirasına dönüşünü hem yabancıların Türkiye'de daha fazla reel yatırım yapmasını hem de yabancıların Türk portföylerine ve faizlerine ilgi duymasını sağlayacak. Yine döviz arzı artacak. Bizim ihracatçımız mal satamayınca ihracatçının geliri artmıyor. Bu arada iç piyasada harcama yapan harcamasını ithal hizmete yapınca içeride birilerinin geliri artmıyor, üretim artmıyor. Ekonomi ve büyüme duruyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Yazılarınızda resesyon tehlikesinden sıklıkla söz ediyorsunuz. Resesyon bekliyor musunuz?
Türkiye bu noktaya uygulanan politikalarla geldi. Sorunun nerede olduğunu tespit etmek gerek. Ekonomi bu dış açığı kur hareketiyle çözemeyeceğine göre ekonomide ciddi bir yavaşlamayla çözülmesi ihtimali daha yüksek. İşte bu yüzden resesyon olabilir diyorum. Neredeyse resesyon diyebileceğimiz bir gelişme var; büyüme hamlesi duruyor. Buna çifte kıskaç diyorum. Kurla ihracatı engelleyip ithalatı teşvik ediyorlar. Yüksek faizlerle iç talebi cansız tutuyorlar. İkisi birden ekonomiyi çifte kıskaca alıyor. Bu da büyümeyi hızla aşağı doğru çekmeye başlıyor. Buna başka şeyleri de ekleyebiliriz. Aniden dünya petrol fiyatları artıyor. Petrol fiyatlarının artışı olaya bizim kontrol edemediğimiz ek bir boyut getiriyor. Petrol fiyatlarının artması petrol ithal eden ülkelerde zaten büyümeyi yavaşlatıcı bir etkendir. Biz petrol fiyatlarındaki artışa yanlış bir konjonktürle yakalandığımız için bu durum büyük ihtimalle büyümeyi daha da köstekleyecektir. Şu anda dış açıktaki büyümenin bir nedeni de petrol fiyatlarındaki artıştır. Petrol üretmeyen ülkelerden yaptığımız ithalata baktığımızda artık düzeldiğini görüyoruz. Avrupa Birliği'nden yaptığımız ithalat geçen yıla kıyasla artmıyor, aynı kalıyor. İthalatımız, petrol ithalatı nedeniyle artıyor.
AB'ye yapılan ihracatta başka ülkelerden alınan ve katma değer eklenerek satılan ürünler yönünde de bir artış var. Eskiden kur aşağı gittiğinde devlet büyük kamu açıklarıyla vatandaşın cebine para koyardı. Vatandaşın cebinde gelir olurdu. Vatandaş da düşük kurdan harcama yapardı. Şimdi devlet o fonksiyonunu yapmayınca vatandaşın birine bir şey satması gerekiyor ki gelir elde etsin ve o geliri harcasın. Petrol fiyatları yükselince vatandaşın petrole ödediği para artıyor, başka bir şeye ödediği de azalıyor. Azalınca içeride üretime talep azalıyor, talep azalınca üretim azalıyor, üretim azalınca başka vatandaşın geliri de azalıyor. Vs.: ABD'nin de cari açığı yüksek ama finanse edebiliyorlar. Önemli olan cari açığın finanse edilebilmesi midir?
Sürdürülemeyecek olan şey eninde sonunda durur. ABD'nin de uzun yıllar böyle devam etmesi olası değil. Bu işler karışıktır. ABD'nin cari açığında bizim görmediğimiz muhasebe sorunları olabilir. Yani cari açıkları göründüğü kadar büyük olmayabilir. ABD'nin ticaret kalıpları içinde ABD'ye karşı fazla veren ülkelerin, ABD'ye borç vermeyi kabul etmeleri halinde bu cari açık sürer.
Çin, Japonya ve petrol üreten ülkeler de bu açıkları veriyor. Uzun dönemde yapılan genellemeler doğrudur. Ama kısa dönemde genelleme yaparken dikkat etmek gerek. ABD'nin ve Türkiye'nin koşulları farklı. "Madem finanse ediliyor, bu önemsizdir" diye bir olaya inanmıyorum. Bu doğru değildir. Finanse edilir, finanse edilemeseydi adı cari açık olmazdı. Cari açıklar daima finanse edilebildikleri için mevcutturlar. Bugün finanse ediliyor olması, yarın da finanse edilecek anlamına gelmiyor. Daha önce de söylediğim gibi, Türkiye'de bir cari açık sorunu olmadığını düşünüyorum. Türkiye'nin sorunu kurdur, döviz kuru sorunumuz var. Aslında o da bir sonuçtur. Döviz kuru, iktisat politikaları tarafından belirlenir. Türkiye'nin iktisat politikaları bileşiminde öyle şeyler olmuş ki kur bu hale gelmiştir. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Sorunu iktisat politikalarında mı görüyorsunuz?
Hastalığın işaretini hastalık sanmamak gerek. Sorun, iktisat politikalarındadır. O iktisat politikalarının yarattığı kur dengesizliği, Türk lirasındaki aşırı değerlenme, bir dış açık sorunu yaratmaktadır. Sorun dış açıkta değildir. Sorun iktisat politikalarındadır. Farklı iktisat politikalarıyla kur ve dış açık böyle olmazdı. Yanlış yere bakılıyor. Adamın ateşi var deyip duruyorlar. Bunu biliyoruz zaten, ama niye ateşi olduğunu bilmek gerek. Ateşi olan her adam ölür diyemezsiniz. Bazıları ölür, bazıları ölmez. Dış açık büyüktür, bu kadar büyük olmasını anlamakta ve açıklamakta zorlanıyoruz. Ortada bir dizi muhasebe sorunu olma olasılığını da görüyoruz. Finansman yapısında da eskiye oranla farklı değişiklikler oldu. Ama sorun cari açıkta değil, cari açığın bu hale gelmesine neden olan döviz kurundadır. Döviz kuru ekonomiyi hem ihracat hem de ithalat yüzünden olumsuz yönde etkiliyor. Ekonominin büyüme nefesini alıyor. Sürdürülür mü sürdürülemez mi, konuşmaya gerek yok. Ekonomi büyümeyi düşürerek dış açık sorununu çözer. Ekonomi küçülecek ama dış açığımız yok. Bunu istemeyiz herhalde.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||