Ayça Dinçkök
Cem Boyner
Kadir Çöpdemir
Asaf Savas Akat
Gürbüz Dogan Eksioglu
Murat Somer




Ekonomist Asaf Savaş Akat, Türkiye'nin cari açık sorunundan öte kur sorunu yaşadığını söylüyor. Dövizin Türk lirası karşısında değer kaybetmesi ve Türk lirasının aşırı değerli olması ihracatı olumsuz yönde etkilerken, fiyat avantajı nedeniyle ithalatı teşvik ediyor. İhracatın ve dolayısıyla üretimin azalmasıysa ekonominin büyüme hızını yavaşlatıyor.

2005 yılı dış ticaret açığının 43 milyar dolar civarında olacağı öngörülüyor. Yıl sonu cari açık tahmini de 23 milyar dolar civarında. Evet, son dönemin üzerinde en çok konuşulan konularından biri cari açık.

Cari açık büyük mü normal mi tartışmaları arasında ekonomistlerden farklı yorumlar duyuyoruz. Bazı ekonomistler cari açığın o kadar da büyük olmadığını ve finanse edilebilir olduğunu düşünüyor. Bunun karşısındaysa cari açığın fazla olduğuna ve olaya finanse edilebilir gözüyle bakmanın yanlış olduğuna inananlar var. Çünkü cari açığı bugün finanse edebiliyor oluşumuz, yarın da finanse edebileceğimiz anlamına gelmiyor.

Cari açık konusunda Asaf Savaş Akat'tan görüş aldık. Akat konuyu irdelerken 2001 krizinden yola çıkarak söze başlıyor: "23 milyar dolar cari açığa normal diyeceksek, 2001 yılında neden 10 milyar dolarlık cari açık için panikleyip kriz yaptık? 2001'de panikleyip o krizi yaptıysak, şimdi niye buna normal diyoruz? Normal diye bir şey yok. Bu cari açık Türkiye için büyük bir rakamdır." Söyleşinin devamında cari açığın nedenleri, finansmanı ve çözüm önerileri üzerine odaklandık.

 

Vs.: Cari açığın bu seviyede olması korkulacak bir durum yaratıyor mu?

2001 yılındaki büyük krizin temel nedeni olarak cari açığın 2000 yılında 10 milyar dolara çıkması gösteriliyordu. 10 milyar dolarlık cari açık büyük bir krize yol açmışsa, 23 milyar dolarlık bir cari açığın da benzer bir şeye yol açacağına inanılabilir.

Vs.: Peki nedir bu işin gerçeği?

Aslında 2001 yılındaki kur dalgalanması ve mali kriz cari açıktan kaynaklanmıyordu diyebiliriz. Bu yılki cari açığımız büyük bir rakam. Milli gelirimiz bu yıl 350 milyar dolar civarında olacak. Cari açığı milli gelire oranladığımızda milli gelirin yüzde 6'sının üzerinde bir cari açık karşımıza çıkıyor. Hiç tereddütsüz bu büyük bir cari açık. Türkiye'de insanlar cari açığı fazla konuşuyor, dış açığa büyük önem veriyorlar. Aslında konuşulması gereken dış açık değildir. Ekonomi bir şekilde dış açık sorununu kendi içinde çözebilir.

Vs.: Nasıl çözebilir?

Dalgalı kur rejimindeyiz. Kur bir düzeltme yapabilir. Diğer bir yöntem de ekonomik büyümenin bir düzeltme yapmasıdır. Cari açığa paralel olarak cari açığın finansmanına da bakmak gerek. Büyük bir cari açık olabilir ama finansmanı o cari açığın bir sorun çıkartmasına izin vermeyecek biçimi alabilir. O zaman cari açık önemini kaybeder.

 

Vs.: Cari açığın kaynağı nedir?

Türkiye'nin dış dengesinin tarihi olarak iki yapısal özelliği vardır. Birincisi, dış ticaret dengemiz büyük açık verir. 1994-2005 yılları arasında milli gelirin yüzde 7'si civarında dış ticaret açığı verdik. Aynı dönemde milli gelirin yüzde 7'si kadar da hizmetlerden ve görünmeyenlerden fazla verdiğimizi görüyoruz. Yani turizm, nakliye, yurtdışındaki müteahhitlik hizmeti, hediyelik eşya satışı, işçi dövizleri gibi görünmeyen kalemleri topladığımız zaman toplam rakamın dış ticaret açığına eşit, hatta biraz üstünde olduğunu görürüz. İkisini topladığınız zaman mal ihracatı, hizmet ihracatı, transfer ödemeleri ve gelirler bir tarafta; mal ithalatı, hizmet ithalatı ve transfer giderleri diğer tarafta olursa Türkiye yapısal olarak fazla veriyor.

Vs.: Bu durumda neden açık veriyoruz?

Uzun dönemde Türkiye'nin açığında ana kalem olarak mali ödemeler, finans gelir giderleri yer alıyor. Yani ödediğimiz faiz ve kar transferinin, aldığımız faiz ve kar transferinden fazla olması yapısal açığımızın temel nedenidir. Mal-hizmet-transfer dengesinde açığımız yoktur. Son dönemde oluşan ilginç olay, dış ticaret açığımızın hızla büyümesi ama aynı anda hizmet gelirleri ve transferlerin küçülmesidir. İkisini topladığınız zaman geçmişte mal-hizmet-transfer dengesini elde edersiniz. Geçmişte mal-hizmet-transfer dengesi küçük bir fazla veriyordu. Şimdi giderek büyüyen bir açık oluşuyor. Demek ki aynı anda iki süreç var: Bir taraftan mal ticaretinde delik büyüyor, öbür taraftan da hizmet ve transferlerdeki fazla küçülüyor. Bu tabii ilginç bir yapısal dönüşüm anlamına geliyor. Bunun nedenini bilmiyoruz ve ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

Vs.: Rakamlara bakılırsa dış açığımızın küçülmesi gerekmez mi?

Turist sayısında patlama var. İhracat ve ithalatımız büyüdüğü için nakliye gelirlerinde de ciddi bir artış olması gerekir. Bu durumda hem turizmde hem de nakliyede bir artış olduğunu düşünebiliriz. Son zamanlarda Türk firmalarının yurtdışı inşaat işlerindeki etkinliği de artıyor. İşçi dövizlerini de bunun içine katmak gerek. Bütün bunları topladığınız zaman niye oradaki gelirlerimiz artacak yerde azalıyor, bunu biz de merak ediyoruz. İlginç bir şey olduğu ortada. Demek ki cari ve dış açıktaki büyümeyle ticaret ve mallardaki açığımız artarken, hizmet gibi kalemlerdeki fazlanızın küçülmesi sonucunda böyle bir dengesizlik oluyor. Türkiye'nin mal, hizmet transfer dengesinde eskiden bir fazla varken, şimdi bu büyük bir açığa dönüşüyor.

Vs.: Daha önceki yıllarda nasıldı?

2000 yılında mal-hizmet-transfer toplam dengesi, aşağı yukarı 5 milyar dolar. Bu yıl için beklediğimiz açık, 17 milyar dolar civarında. 5 milyar dolardan 17 milyar dolara büyük bir bozulma var. Bu bozulmanın gerisinde dış ticaret açığı artarken, görünmeyen gelirlerin artmaması yatıyor. Dolayısıyla mal hizmet dengesi de bozuluyor. Bunu anlamak gerek. Son 11 yıla baktığımızda Türkiye mal, hizmet, transfer toplamında açık vermeyen bir ülke konumundayken aniden mal, hizmet ve transfer dengesinde büyük bir açık vermeye başlıyor. Bunun temel nedeni, mal dengesinin hızla bozulmasıyla birlikte hizmet dengesinin benzer hızla düzelmesi yerine, hizmet dengesinin de bozulması. Hizmet dengesindeki bozulmanın temel nedeni olarak da hizmet giderlerindeki artış değil, hizmet gelirleri ve transferlerdeki düşüş karşımıza çıkıyor. İkinci ilginç olay, finansman kısmında hemen göze çarpıyor. Dış açığın finansmanında net hata noksan dediğimiz kalemin payı artıyor.

 

Vs.: Net hata noksan üzerinde çok konuşuluyor. Bu tam olarak ne anlama geliyor?

Döviz gelmiş ama nereden geldiğini bilmiyoruz demek. Ödemeler dengesi istatistikleri içinde veriler toplanırken, bu verilerin cüzi bir kısmı, genellikle mal kısmı işlem bazında izlenebilir. İhracatçının ne zaman ihracat yaptığını görürsünüz. Yolladığı mal gümrükten geçiyor, yazabiliyorsunuz. İthalatçı için de aynı şey geçerli. Geri kalan görünmeyen hizmetlerde durum öyle değil. Turistlerin tek tek ne kadar para harcadığını bilmek mümkün değil, bu yüzden bavul ticaretiyle ilgili bir tahmin yapılıyor. Fiilen döviz gelir ama giren dövizin nereden, ne zaman geldiğini bilemezsiniz. Net hata noksan her ülkede olur. Aylık bazda daha fazla olur. Çünkü ihracatçı ihracat yapmıştır ama dövizi o ay getirmez, gelecek ay getirebilir. İthalatçılar da ithalatı yaptıktan bir ay sonra ödeme yaparlar. Tur operatörleri otellere paraların bir kısmını erken gönderirler, bir kısmını geç gönderirler. Turistin burada yaptığı alışverişin parası kredi kartı sistemiyle o ay gelmeyebilir.

Özetle, net hata noksanın olması normaldir. Ama uzun döneme baktığınızda net hata noksandaki artılar ve eksiler birbirini götürür. Zaman aralığı küçüldükçe net hata noksan artar, büyüdükçe (hesap hatası yoksa) net hata noksan yavaş yavaş kaybolur ya da cüzi rakamlara düşmeye başlar. 2002 yılına kadar Türkiye'de de durum böyleydi. Yani net hata noksan toplamı hep cüzi rakamlardı. 2003 yılından sonra aniden net hata noksan büyük rakamlara ulaşmaya başladı. Bu yılın ilk yedi ayında 6 milyar dolar civarında. Zaten 15 milyar dolar açık var. Bunun 6 milyar doları net hata noksandan demekse, döviz gelmiş ama nereden geldiği bilinmiyor demektir. Türkiye'de bu işi karıştıran kayıt dışı ekonominin ve sermaye kaçağının fazla olması. Dış açıkla ilgili bir sorun, dış açık içindeki net hata noksanın sistematik olması. Bazen artı tarafta, bazen eksi tarafta olsa sıfırlanır. Önemi kalmaz ama rakam hep yükseliyorsa, ortada bir hesap sorunu olduğunu gösterir.

Vs.: Bu hesap sorunu nelerden kaynaklanıyor olabilir?

Görünmeyen gelirlerimiz hesap olarak düşüyor ama belki de düşmüyor diyebiliriz. Görünmeyen gelirlerimiz düşüyor, geçmişte sermaye kaçağı olarak cebe çektiğimiz dövizleri gelir olarak görmemiştik, şimdi onlar sisteme giriyor diyebiliriz. Sıcak bir para var ama açık değil. Kazandığımız dövizi harcıyoruz ama kazandığımız dövizi sistemdeki kayıt dışılık yüzünden kazandığımız döviz olarak görmüyoruz, hata diye görüyoruz. Ortada böyle bir sorun olduğu açık.

 

Vs.: Dış açığın finansmanı kısmında gözlediğiniz değişiklikler neler?

Dış açığın finansmanında geçmişten farklı olarak yabancı sermaye ve portföy yatırımlarının payı arttı. Borsaya giren para, şirket almaya gelenlerin parası ve şirketlerin buraya yaptıkları yatırımların miktarı arttı. Finansman olarak baktığınızda, artık bunu borçlanarak finanse etmiyoruz. Geçmiş dönemlerde dış açığın finansmanı için gereken dövizi devlet doğrudan ya da bankalar üzerinden borçlanarak bulurdu. Dış açığı kamu borcuyla, kamunun dış borcundaki artışla finanse ederdik. Kamu maliyesi açıkları hızla kapandığı için dışarıdan alınan kaynak doğrudan ya da dolaylı olarak devletin aldığı kaynak değil. Tam tersine devlet şu anda devamlı olarak dış borç ödüyor. Dolayısıyla dış açığın finansmanının kaynaklarından bir tanesi olan net hata noksan arttı. Dış açığın finansmanındaki kaynaklardan ikincisi, doğrudan yabancı sermayenin yani borç olmayan finansmanın payı arttı. Üçüncüsü borçlanma artık devletin değil, özel teşebbüsün doğrudan kendine ait borçlanması halini aldı. Devlet, doğrudan ya da dolaylı olarak dış borç alan durumundan çıktı. Bütün bunlar önemli şeyler ve matrisi değiştiriyor. Türkiye'de sorunu dış açık olarak görmek yanlış. Türkiye'nin başka bir sorunu var.

Vs.: Nedir bu sorun?

Türkiye'nin kur sorunu var. Türkiye'nin kur sorunu Türk lirasının aşırı değerli olması. Paramızın ihracatçıyı mutsuz edecek düzeyde aşırı değerli olması sonucu Türkiye'de ihracat tökezliyor ve kur ekonomisinin büyümesine olumsuz bir etki yapıyor. İkincisi, kur yabancı malları ucuzlattığı için var olan iç talebin giderek yabancı mallara kaymasına ve içerideki üretimin azalmasına yol açıyor. Türkiye'nin sorunu cari açık değil, kurdur. Kur bugünkü haliyle Türkiye'yi bir çifte kıskaç altına aldı. Ekonominin büyümesini engellemeye başladı.

 
sonraki sayfa