|
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Akkök Grubu üçüncü nesil yöneticisi Ayça Dinçkök, üniversiteden mezun olur olmaz, aile işi dışında bir işe atılır korkusuyla babası Ömer Dinçkök tarafından kolundan tutulduğu gibi işlerin içine atıldı. O günlerin zor ama bugün geldiği noktanın keyifli olduğunu söyleyen Dinçkök, 'Ayça Dinçkök'ü ilk kez anlattı. Aklımı serbest bırakmıştım. Tarih ya da mimarlık okumak istiyordum. İşletme üzerine master yapmak ya da belki sanatçı olmak istiyordum." Bu sözler Akkök Grubu'nun Yönetim Kurulu Üyesi, TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Bilgi Toplumu ve Yeni Teknolojiler Komisyonu Başkanı Ayça Dinçkök'e ait. Dinçkök, ABD'de üniversiteyi tamamladıktan sonra pek çok şey yapmak istemiş; farklı alanlarda okumak, ilgi alanlarına yönelerek hayatını çeşitlendirmek... Ancak onun bu farklı alanlara ilgisi ailesini, özellikle de babası Ömer Dinçkök'ü korkutmuş ve Dinçkök kızını, Akkök Holding kurucusu dede Raif Dinçkök'ün vefatının ardından kolundan tuttuğu gibi İstanbul'a getirip adeta işlerin içine atmış... Ayça Dinçkök 1973 doğumlu. "Genç yaşımda denize atıldım ama yüzdüm" diye anlatıyor o yılları. Dinçkök kendini sabırsız, hızlı, uygulamaya dönük bir görev insanı olarak tanımlıyor. Hız hem hayata bakış açısında hem özel hem de iş hayatında dikkat çekiyor. Genç yaşta evlenmiş, bugün iki çocuğu var. "Bu kadar hızlı olmasaydım hem iş hem çocuklar hem de TÜSİAD'daki görevlerimi bir arada organize etmem zor olurdu" diyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: TÜSİAD'da sınırlı sayıdaki kadın üyeden birisiniz. Böyle bir sorumluluk zaman açısından sizi nasıl etkiledi?
İkinci yılımı doldurdum. Yönetim kuruluna seçildiğimde iki bayandık, şimdi sayımız üç. Ben, Arzuhan Yalçındağ ve Ümit Boyner. Bu kutsal bir görev, çünkü oraya layık görülüyorsun. Artık vaktim var ya da yok gibi bir lüksüm yok. Hepsini bir şekilde organize ediyorum.
Vs.: Son dönemde TÜSİAD'da daha etkin olduğunuz görülüyor...
TÜSİAD'da Bilgi Toplumu ve Yeni Teknolojiler Komisyonu Başkanıyım. Benim komisyonumun konuları Türkiye'nin gündemine yavaş yavaş daha üst noktalardan oturmaya başlıyor. Bir siyasi irade oluşturmak tavandan talep gelmesine yardım etmek ve aynı zamanda halkı bilinçlendirmek için daha çok göz önündeyiz ve olmak durumundayız.
Vs.: Boston Üniversitesi'nde okurken hayaliniz bugün bulunduğunuz yer miydi?
Ailede asıl girişimci büyükbabam Raif Bey'dir. İşi sıfırdan kuran, vefatına kadar başında oturan odur. Raif Bey ben üniversitede okurken bana: "Bitir gel sana yeni bir fabrika kurayım" dedi. Ben döndüğümde o vefat etmişti. Tabii ki insanın kendi yetkinlikleriyle işin beklentileri mutlaka örtüşmeli. İnsan belli bir olgunluğa geldikten sonra bazı şeyleri kendisi istemeli. Bir projeyi, bir misyonu kendisi üstlenmek istemeli, çünkü insan kendini yeterince tanırsa, bir şeyi iyi yapabileceğini, ona katkı sağlayabileceğini kendisi anlar. Ben pazarlamada başladım. Pazarlamada işleyen bir sistem vardı. Herkesin görev tanımları belliydi. Kalite güvence sistemini kurmayı ve başına geçmeyi kendim istedim. Bu sistemi kurarken geçtiğim evrelerde hem çalıştım hem de eğitildim diyebilirim. Bu ilk iş tecrübemdi, katkısı çok oldu. Sonuçta sanayi şirketinde çalışmak insana farklı bir boyut kazandırıyor, çünkü hem üretim hem pazarlama hem de finans görüyorsunuz. Oralarda en önemli katkıyı kendime yaptım, çünkü her şeyi kendi kendime öğrendim. Ben o denize atıldım ve orada yüzdüm.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Fırsatınız olsaydı başka bir kurumda deneyim elde etmeyi ister miydiniz?
Bence dışarıda bir şirkette çalışıp öyle gelmeliydim. Çünkü geldiğimde tecrübesizdim. Üniversiteden mezun olup geliyorum, ama şirket ortaklarının çocuğuyum. Çalışanlar bu gözle bakıyor ve siz de bir bakıma olumsuz bir başlangıç yapıyorsunuz. Baştan her şeyi biliyormuşsun ya da zaten yetkin varmış gibi görüyorlar. Halbuki yok ve böyle bir şey senden beklenmemeli. Üniversiteyi Amerika'da okuduğum için yurtdışında çalışıp gelseydim belki daha iyi olurdu. Bugün istediğim yerdeyim, ama o gün bugün olduğum yeri istemezdim. Çünkü benim yapmak istediğim farklıydı; farklı dalları okumak, işletme üzerine master yapmak istiyordum. Mimari, tarih okumak istedim yani aklımı serbest bırakmıştım. Belki sanatçı ya da mimar olabilirdim. Ama hiçbir opsiyonum yoktu, babam beni kolumdan tuttu ve buraya getirdi. Çocukluğumdan beri zaten her zaman bunun içine sokuldum. Haftasonları babamla fabrikaya gelirdim.
Vs.: Dedenizin ani vefatı olmasaydı, babanız yine de tutup kolunuzdan getirir miydi?
Bugünkü görüşlerime o gün de sahiptim. Bu babamı biraz korkuttu. Beni bir an önce buraya getirmek istedi. Çünkü ben orada kalmak, çalışmak ve master yapmak istiyordum. Sonuçta en az dört-beş yıl gerekirdi. Babam hem korktu hem de yanına bir arkadaş istedi çünkü o da bir anlamda yalnız kaldı. Bizim aramızda 25 yaş var ve baba kız olarak çok yakınız.
Vs.: Soyadınızın Dinçkök olması işhayatında avantaj mı oldu dezavantaj mı?
Ben her zaman kendi şahsiyetime, kendi ahlak anlayışıma, kendi dürüstlüğüme güvendim. Soyadım şahsiyetim açısından bazen olumlu bazen olumsuz oldu. Ama iş hayatımda soyadımın her zaman olumlu etkileri oldu çünkü ailemin bir sanayi geçmişi, sanayi kültürü var. O yaşlarda insanların size yaklaşırken samimi olup olmadığını ölçmekte zorlanırsınız. Özellikle ortak olduğunuz şirkete çalışmaya geldiğinizde... İnsanlar size birtakım bilgiler veriyor. Bunu verirken yeterince samimi olup olmadıklarını tam olarak sezemiyorsunuz. Bu bazen insanda rahatsızlık yaratıyor. Ama kişiliğiniz tanındığı zaman bunlar düzene giriyor.
Vs.: Ömer Bey işleri size ne zaman bırakmayı düşünüyor?
Daha çok genç. İşleri bırakmak niyetinde değil. Amacı kararları bırakmak. Biz şu anda yemeği hazırlayıp getiriyoruz ve "güzel olmuş mu" diye soruyoruz. Yemeyi oturup yaptığım zaman, kendim de yemek isterim. O ayrı bir aşama. Hiçbir acelem yok. Ben zaten şu an çok zevkli bir aşama geçiriyorum.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Mimar ya da sanatçı olabilirdiniz, geriye dönüp bakınca memnun musunuz?
Memnunum. Birtakım zorluklar oldu ama bazılarını sabırla bazılarını da tamamen kendime inanarak çözdüm. Kendi özgürlüğünüzü başka insanların eline bıraktığınız zaman zaten işsizsinizdir. Ben kendimi düşünce anlamında özgür hissediyorsam, o zaman mutluyum. Sorumluluklar katlana katlana gidiyor. İnsanın çocukları oluyor. Hayata ayrı bir boyut, ayrı bir sorumluluk katıyor. İnsan istemese ve motive olmasa bir işi sürdüremez.
Vs.: Sorumluluklar arttıkça daha çok zamanınız masa başında geçiriyor değil mi?
Evden arabayla geliyorum, arabada oturuyorum. Ofise geliyorum, ofiste oturuyorum. Eve gidiyorum, evde oturuyorum. Ondan sonra yatıyorum. Yani gün içinde hiç ayakta durulan bir pozisyon yok. Ne yazık ki spor da yapmıyorum. Bunun çözümünü bilemiyorum ama sıkılıyorum. Ben gezmeyi severim. Hayatımı resim sergilerine giderek renklendirmeye çalışıyorum, galerileri geziyorum. Birçok şeyi müthiş hızlı yapan bir insanım. Çoğu insan bırakın benim uygulama hızıma, düşünce hızıma bile yetişemez. Benim kafamda bir liste oluşuyor. Yani sizler kafanızda düşünürken, ben onu yapmış oluyorum. Başka türlü iki çocuk, iş, ev ve TÜSİAD için organize olmam mümkün değil. Ama sonuçta bende bir masa başı görevlisiyim. Teknoloji işimizi kolaylaştırdı, aynı zamanda masaya bağladı. Biz artık arkadaşlarla SMS'leşiyoruz, mailleşiyoruz... İtalyan aileleri gibi masa başında oturup yemek yiyip sohbet etmeyi çok özlüyorum. Arada bir pazar günü bir sürü insan bir araya geliyoruz, çoluk çocuk, evde bağırış çağırış...
Vs.: İki çocuğunuz var. İyi bir anne olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Mercan yedi, Kaplan dört yaşında. İyi bir anne olduğuma onlar karar verecek. Ama ben onlara ayrı birer bireymiş gibi davranıyorum. Her şeyi konuşuyoruz. Evin birtakım kuralları var. O kurallara uymazsak bu evde birlikte yaşayamayız. Bizde sistem böyle çalışıyor. Siz benim çocuklarımsınız, bana mahkumsunuz gibi bir anlayışım yok, fakat sonuçta bana bağımlılar. Bunu anlamaları gerek, çünkü o bağımlılık bitecek. Mümkün olduğunca bağımsız yetiştirmeye çalışıyorum. Kendi seçimlerini kendileri yapsınlar. İnşallah üçümüzün birlikte olduğu ortamı dostlarıyla birlikte okulda ya da iş hayatlarında bulurlar. Ben kendim için istediğim şeyleri çocuklarım için yapıyorum. Mutlaka bir şeyleri fazla, bir şeyleri eksik yapıyorum. Ama onlar neyi yanlış yaptığımı büyüyünce anlayacak.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Bu kadar işinizin arasında zor olmuyor mu? Hırpalanmıyor musunuz?
Her şey düzenle ilgili. Düzen varsa çocuk, hoşlansın ya da hoşlanmasın, memnun oluyor. Düzensizlik çocuğun hiç hoşlanmadığı bir şey. Ben düzenimi rahatlıkla kurdum ve kurmaya da devam ediyorum. Sonuçta bunu kendim istedim. Her şeyin bir zamanı var. Çocuklarım belirli bir yaşa geldiler. Şimdi işimde en verimli olabilecek yaştayım. Şu anda hamile kalıp bir yandan çalışıyor da olabilirdim. Eminim elime yüzüme bulaştırırdım. Herhalde sinirli ve yorgun bir hamile olurdum. Hangi birine yetişecektim? Bu konuda planımı gayet iyi yaptığımı düşünüyorum.
Vs.: Kendi babanızla olan deneyimden yola çıkarak mı genç anne olmak istediniz?
Çocuk ruhlu bir insanım. Çocuklarımla baleye, parka gidiyorum. İletişimimiz çok rahat. O yüzden kalan vaktimizi iyi değerlendirebiliyoruz. Çocukların yükü kadında olduğu için kadının kendini hazır hissetmesi çok önemli. Ben kendimi hazır hissettiğim yaşta çocuk doğurdum. Belki ilerde işlerimin yavaşladığı zamanda bir tane daha doğurabilirim. Bir aydan daha fazla süt vermek isterim çocuklarıma, çünkü bazen onun hasretini ve özlemini duyuyorum. İşe dönmem gerektiği için ikisine de bir ay süt verebildim. Aynı zevkleri paylaşmak açısından yaş önemli, benim babamla da birçok şeyi paylaşmamı kolaylaştırıyor. Çocuklarımla da öyle olacak.
Vs.: Huy olarak size benziyorlar mı?
Küçükken çok meraklı bir çocuktum. Ama tek başıma yürüyüp ailemi bırakıp gitmezdim. Meraklıydım fakat her zaman çok temkinliydim. Açar, okur ve sorardım. Sakin bir çocuktum. Çoğu zaman kendi başıma oynadım. Zaten tek çocuktum.
Vs.: Tek çocuk olmanın dezavantajı var mı yani bir kardeşiniz olsun ister miydiniz?
Bir taraftan yaşadığım ortamda tek çocuğum ama babamın ikinci evliliğinden iki tane kardeşim var. Ama bana sorarsanız tek çocuğum çünkü ben o kardeşli aile içinde büyümedim. Tek çocuk olmanın bir sürü dezavantajı var. Bir çocukla iletişimde bulunmak, bir çocuğa bu kadar yakın olmak hatta kızım ve oğlumda olduğu gibi karşı cinstense büyük şans. Ben bir şeye kızıp sesimi yükselttiğimde ikisi birbirine sığınıyor. Bu da müthiş bir his. Tek çocuk olmak çocuğun üzerine bırakılmış bir yük. Ben hala annemin tek çocuğuyum. Annem hala sevgi ve ilgiyi benden bekliyor. Onun için ben iki çocuk istedim hatta keşke üç ya da dört olsa. Hepsine bakabilsem isterim, ama zaman azaldıkça onlara düşen zaman da bölünüyor.
Vs.: Çalışmanızdan şikayet ediyorlar mı?
Daha çok kızım şikayet ediyor. Anne seyahate gitmesen, gideceksen hemen gelsen veya beni de götürsen, para kazanmanın başka bir yolu yok mu gibi sorular soruyor. Ben de ona anlatıyorum. "Bu ortamda yaşayabilmemiz, senin okula gidebilmen, istediklerini alabilmemiz için benim çalışmam gerekiyor" diyorum. "İlerde sen de çalışacaksın ama şu anda hepimiz için ben çalışıyorum" diye anlatıyorum. Aslında işe gitmenin ne demek olduğunu anlıyorlar ama görüşememenin hasretiyle arada böyle bir haykırış oluyor.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Çocuklarınız da kariyerlerinde sizi takip ederler mi?
Para kazanmaları gerektiğini onlara anlatıyorum. Önce okul bitecek, sonra işte para kazanılacak diyorum. Nasıl kazanacaklarını kendi ilgi alanları ve yetkinliklerine göre kendileri belirlesin isterim. Sevdikleri işi yapmalarını isterim. Benim hayatımı değil, kendi hayatlarını yaşamalarını isterim.
Vs.: İş hayatında bir yönetici ve patron olarak kendinizi nasıl görüyorsunuz?
Daha çok geliştirilecek yanım olduğunu düşünüyorum. Bu tarz şeyler karşı tarafın algılamasıyla ilgili. Çok doğru yaptığımı düşündüğüm bir şeyi karşı taraf öyle algılamıyorsa kesinlikle yanlış tarafa kanalize etmişim demektir. Bunları ölçmek çok zor. Ama bu noktada şirket performansıyla ölçmek gerekir. Çünkü burada kitaba yazılmış bir yönetim şekli yok. İnsan kendi kişiliği ve şahsiyetiyle kendi şeklini oluşturuyor yoksa hepimiz birer robot gibi yönetiriz. Kimimiz çabuk sinirlenir, kimimiz çok sabırlıdır, kimimiz yufka yüreklidir, kimimiz kolayca ağlar yani herkesin bir tarzı var. Önemli olan iş hedefleridir. Karakterinle ve şeklinle sinerji yaratıp şirketi ileri götürebilmek önemli. Bir insan kendisini ancak başarısıyla duyurabilir.
Vs.: Kendinzi nasıl tarif edersiniz?
Radikal, pragmatik biraz daha uygulama ağırlıklı. Yapı olarak duygusal bir insanım. İnsanlara her zaman çok samimi yaklaşmaya çalışırım. Çekinmeden aklımda olanı söylerim. Tam olarak anlaşılması için net konuşurum. Kısa konuşmayı severim. Bazen doğruya ve hedefe kitlendiğim için insanların o andaki duygu ve düşünce durumlarının yanından geçebiliyorum. Aslında bunu bilinçli yapıyorum. Sonuçta o da ben de aynı hedefe kilitliyiz. Ama karşı taraf için bazen belki biraz duygusuz kalabiliyor. Ama bunun bir hırs olduğunu söyleyemem. Her zaman verilen görevi yapmaya odaklanırım. Bazı insan görev odaklı bazı insan o görevi yaşadığı sıradaki duygulara odaklıdır. Ben görev odaklıyım. O yüzden hızım yüksek. Yaptığım işler tamamlanmalı ve sonuçlarını görmeliyim.
Vs.: İş hayatınızda iş yapış tarzı açısından fark var mı?
Şu anda icra kurulunda görevliyim. İcra kurulunda bana bağlı şirketler var. O şirketlerin performansından sorumluyum. Burada sonuç odaklı çalışıyorum. Yani uygulamanın detayına girmek benim için karşımdaki yönetici hakkında soru işareti oluşturur. Uygulama onların yapacağı konu. Bizler hedefleri koyup, yöntemde yol gösterebiliriz. Eskiden uygulamanın içindeydim, şimdi farklı bir noktaya geçtim. Bir insan çocuğuna kendi bakmazsa dadının nasıl baktığını ölçemez. İş hayatında da böyle. Siz uygulamanın içinde olduğunuz zaman bu noktaya geldiğinizde o insanların sorunlarını veya işi nasıl yapacaklarını anlıyorsunuz. Tepeden gelip oturmak çok kolay ama o zaman kimsenin saygısını kazanmıyorsunuz.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Hangisi daha keyifliydi? Uygulamada kalmak ister miydiniz?
İkisinin de ayrı boyutları var. Uygulamada çalıştığınız zaman üstünüzde mutlaka her şeyden sorumlu başka birisi daha oluyor. Size verilenleri yapıyorsunuz, kendi yaratıcılığınızla bir yere gelmeye çalışıyorsunuz fakat şirketin hedef ve performansı için yukarda sizi iteklemesi gereken biri oluyor. Şu anda belki o konumda olsam bu beni rahatsız eder çünkü ben zaten ne yapacağımı biliyor olurum. Zaman geçtiği için ikisinin de ayrı değeri olduğunu düşünüyorum. Yani nasıl çocuklar büyüdüğü zaman anne onların çocuğuymuş gibi oluyor, ben de bir gün o noktaya geleceğim fakat bir zamanı var. Şu anda doğru zamanda doğru noktadayım.
Vs.: Gelecek için kariyer planlarınız neler?
Çok hızlı gittiğimi düşünüyorum. 32 yaşındayım ve icra kurulundaki en genç üyeyim. Çok uzun vadeli düşünen bir insan değilim. O yüzden bu kadar hızlıyım. Çok uzun vadeli düşünsem yavaşlarım. Sabırsızlığımın iş hayatına hız anlamında faydası var. Bazen başka insanlar yetişemediği için zararı oluyor. Ama şu ana kadar yapmak istediklerimi yaptım.
Vs.: Hayalleriniz neler?
Haftanın daha fazla gününü kendime ayırabilmek isterim. Daha sık sergi, müze gezmek gibi kültürel aktivitelere vakit ayırabilmek isterim. Görmediğim yerleri görebilmek ve çocuklarıma da oraları gösterebilmek istiyorum. Daha önce hissetmediğim şeyleri hissetmek, duymadığım kokuları duymak şeklinde hayatımı çeşitlendirmem gerek. Bunu çok istiyorum ve bunu hayatımın bir parçası haline getirip zaman içinde büyütmek istiyorum.
Vs.: Üniversite öncesi hayal ettiğiniz şeyleri belki araya koskoca bir iş hayatı koyduktan sonra gerçekleştirebilirsiniz...
Mimar olmadım ama herhangi bir dekorasyon projesine mutlaka ilk koşanlardan olurum. Rengiyle ve şekliyle ilgilenirim. Müzik merakım var. Müthiş bir caz koleksiyonum var. Avrupa tarzı antikalar toplarım. Anılarımı topluyorum. Bir yerlerde komik şeyleri saklarım, tiyatro bileti gibi. Çocuklarımın saçlarını saklıyorum. Birtakım elektronik postaları, dostlarımdan gelen duygu içeren kartlar ve mesajları saklıyorum. Hayatta her şey yeniden veya daha farklı şekilde inşa edilebiliyor. Hayatı her noktada yeniden başladığın gün olarak görmek gerek. Tekrar evlenebilirim, başka çocuklarım olabilir. Bunların getirdiği mutluluğu da mutsuzluğu da, problemi de keyfi de hayatın çeşitliliği olarak görüyorum. Bu insanı olgunlaştıran bir şey ve bunu maksimum çeşitliliğiyle yaşamak gerek. Belki hayatımı bu yüzden bu kadar yoğun tutuyorum. Çünkü bunun beni çok geliştirdiğimi görüyorum, yani kendimdeki farkı gözlemleyebiliyorum.
Vs.: En büyük başarısızlığınız nedir?
Bence başarısızlığım bazen insanlara istediğimi söyleyememek. Bazen karşımdaki insana bırakıyorum, ona öncelik veriyorum. Dostluğumda, özel hayatımda, aile hayatımda... Bazen bunun sonradan zarar verdiğini görüyorum.
Vs.: İş hayatında kadın olmanın dezavantajlarını yaşadınız mı?
Kadının iş hayatındaki yeri gibi bir şeyi ben sorgulamıyorum. İş hayatında herkesin yeri var. Bir benchmark yaparsanız kadının üst yönetici seviyelerinde yıllar içinde aslında çok geliştiğini; şu anda yabancı ortaklı ve Türk şirketlerin başlarında kadınların olduğunu görebilirsiniz. İnsanlar da bunu görmeye alışıyorlar. Fiziksel güç dışında kadın-erkek farkı diye bir şey yok. Fark kadının duygusal zekasının daha gelişmiş olmasıdır ve bunun iş hayatına katkısı büyüktür.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||