|
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Teknoloji konusunda bir şey yazmak belalı bir işmiş. Belası şu; bir kere çok şey var yazacak. İstemediğiniz kadar araştırma döküvereyim önünüze. Dünyanın hangi coğrafyasında ne kadar bilgisayar var... ARGE yatırımları ne kadar... Her yıl kaç bilişimci yetişiyor... Teknolojinin sınırı var mı yok mu? Sizin sınırınız var mı yok mu? Bu sayının kapak konusunda, teknolojinin sınırı olmadığına hükmettik. Konuyla ilişkili, elimin altında ne tür araştırmalar var acaba diyerek derhal arşivimin içine daldım.Gazeteci ve araştırmacıların çalışma odaları, masaları ve sonunda da bilgisayarları biraz tuhaf olur. Yolunuzu bilmezseniz kaybolursunuz. Eskiden çalışma odam karışıktı. Odama girilmesini istemezdim. Kurtarılmış bölge ilan etmiştim. Sonraları odayı bırakıp masaya döndüm. Masamın üzeri egemenliğimi ilan ettiğim nokta oldu. Yığınla kağıt ve dosya yan yana dururdu. Kaybolup karışacaklar diye özenle saklardım. Eskiden masamın dağınıklığıyla övünürdüm. Ne kadar dağınık o kadar çalışkan mı hissederdim kendimi acaba? Son zamanlarda masamla yine çok övünür oldum. Çünkü masamın üzerinde hiçbir şey yok. Bütün dağınıklığı bilgisayarıma yükleyince masanın üzerinde bir şey kalmadı tabii... | |||||||||||||
Teknoloji konusunda bir şey yazmak belalı bir işmiş. Çok şey var yazacak. İstemediğiniz kadar araştırma döküvereyim önünüze. Bela olan çok bilgi olması değil, doğru ve nitelikli bilgiyi bulmak. "Teknolojinin sınırı yok" başlığının altını besleyecek dünya kadar malzeme çıkardım. Fakat gelin görün ki, elimi neye atsam, "Ne kadar eski" dedim kendi kendime. Tuttuğum gibi çöpe... Yolla gitsin. Eskiden ben, eskiye "eski" demezdim, eski en az 10 yıllık araştırma olmadığında. Çöpü boylayan araştırmaların hepsinin tarihi en fazla 2003'tü. Benim mesleğimin geçmişteki en yaygın hastalığı bilgiyi saklamaktı. Bilgi o kadar kıymetliydi ki, ona sahip olanın sırtı yere gelmezdi. Bir gün bilgi bollaşmaz mı!... İşte buna alışmak çok zor oldu. Bazı kaleler yıkıldı. Düşünsenize en iyi ve en çok bilen ve rakibi olmayanların birden rakipleri türedi. Bilgi bilgiyi doğurmaya başladı. Bilgiyi tekelinde tutmaya alışık olanlara bunu anlatmak kolay olmadı. Saklamaya devam ettiler. Onlar tarih oldular... Sakınmayacak paylaşacaksın! Nostalji yapmak kolay. Efendim çok değil bundan 7-8 yıl önce bilgisayar kullanırken ödümün nasıl da koptuğunu, her tuşa korka korka bastığımı, buna karşın iki de bir yazıları uçurduğumu anlatabilirim. Şimdi 12 inch powerbook'umla harikalar yaratıyorum. Ayıptır söylemesi bu bir devrim. Kimse de dönüp bakmıyor. Herkes bir üst modele geçebiliyor. Teknolojiyi satın almak kolay, kolay olmayan yarattığı katmadeğer. | ||||||||||||||
İşte size ilginç iki örnek; Babam bilgisayarlarla emekli olduktan sonra tanıştı. Onun tanışması hepimizi yerinden oynattı. Dersler aldı. Sorunlar yaşadı. "Krizler" demek daha doğru olur. Babam, çok geçmeden dizüstü bilgisayara geçti. Doktora yapmaya başladı. Teknolojinin sınırı var mı ya da mobil olmak kavramını ona sorun da anlatsın... Peki annemin neyi eksik... Evdeki bilgisayarı babam gaspetmiş. Annem tuşa dokunmasını bilmiyor. Bir tür hapislik... Annem "Bu iş böyle olmaz" deyip bilgisayar kursuna yazıldı. Artık bilgisayarı kimselere mahkum olmadan kullanabiliyor. Üstelik benden daha iyi SMS atıyor. Geldim... gittim... neredesin... bu ne oldu... Ne yaptın?.. Artık annemden kurtuluş yok. Benim de ondan geri kalacak halim yok, beceriksizliğimi örtbas etmek için derhal üstün bir teknolojiye geçtim. Elimde kalem küçük aleti bilgisayar gibi kullanabiliyorum. Böylece hayatım kabusa döndü. İki gün tatil mi yapacağım, işten geri kalamıyorum. Her an her yerden on-line vaziyetteyim. Birlikte çalıştığım arkadaşlar belli etmiyor ama feci durumdalar. Her yerden her şekilde iletişebilir durumdayım. Bir tür kabus. Zaten çok karışırım ve detaycıyım, şimdi sınır tanımıyorum. 7/24'e bayılıyorum, bayıltıyorum. Ben bir dijital canavar oldum derken, meğer alem gitmemiş mi aya... | ||||||||||||||
Olay bundan 18 ay önce Hindistan'da geçmiş. Oğlumuz bilgisayar yazılımcısı bir Hintli. Anne ve babasının tek derdi kendisini evlendirmek. Demek oluyor ki, anne ve babalar her yerde aynı. Bütün hikaye oğullarını baş göz etmek üzerine kurulu. Kız bulmak kolay değil. Kılı kırk yarıyorlar. Küçük bir hatırlatma Hindistan, etnik açıdan son derece karışık bir ülke... Aile, kızın Hindu Nadar olmasını istermiş. Ama kökleri Sivasaki/Mudarai olmalıymış. Onun da mümkünse yazılımcı olanını oğullarına uygun bulurlarmış. Kızımız Tamil de konuşabilsin, boyu 1,57-1,67 aralığında bulunsun, yaşı 24'ü geçmesin... Oğlumuzun otomatik olarak evde kaldığını düşünüyorsunuz. Yanıldınız, çünkü anneyle baba Bharatmatrimony.com sitesine girip araştırma yaptılar. Doğru kızı buldular. Kızın babasının onayını aldılar. Gençlerin yıldızlarının birbirleriyle uyuşup uyuşmadığını kontrol ettiler. Çocukları birbirleriyle görüştürüp, sonunda evlendirdiler. Bharatmatrimony.com'un, 7 buçuk milyon üyesi bulunuyormuş. Meğer bu iş rakiplerin cirit attığı bir endüstri olmuş. İnanılır gibi değil. Teknolojinin sınırı yok dedikleri böyle bir şey olabilir mi...
Sınır tanımayan teknolojinin pek çok farklı yönü var. Bir sivil toplum kuruluşunun yaptığı internet araştırmasına göre çocukların yüzde 54.5'i internet güvenliği konusunda bilgisiz. Araştırma Batı kaynaklı ve doğrudan Türkiye'yi kapsamıyor. Ama teknoloji deyince, sınır mı var? Bizim çocuklarımızın ne kadarı internet güvenliği konusunda bilgili? Bir yanda bilgisayar görmemiş çocuklar, diğer yandan kafasını bilgisayardan kaldırmayan çocuklar... Sınır tanımayan teknolojinin bize armağanı. Bilgisayarı tanıyanlardan söz edelim önce; internet suçlarının çoğunun çocukları hedef aldığını biliyor muydunuz? İnternet kullanan çocuk/gençlerin yarısından çoğu sanal ortamda cinsel tacize uğruyor. Madalyonun diğer yüzü de parlak değil. Tacize uğrayan çocuklar bir süre sonra başkalarını taciz etmeye başlıyor. Teknoloji iki tarafı keskin bir bıçak gibi. Yolu bütün kış kardan kapalı pek çok köyümüz var. Okulu varsa, öğretmeniyle birlikte mahsur, yoksa zaten hepten mahsur! | ||||||||||||||
DİE verilerine göre 2004'te 70 milyon 556 bin olan nüfusun 20 milyon 650 bini 15 yaş altında. Yani Türkiye'nin yüzde 29.3'ünü çocuklar oluşturuyor. Ancak 15 yaş altındaki çocukların bölgelerarası dağılımı çok değişiyor. Güneydoğu'da oran yüzde 47'ye çıkıyor. Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt bölgesinde nüfusun yaklaşık yüzde 47.2'sini çocuklar oluşturuyor. Bu oran yüzde 45.9, Şanlıurfa, Diyarbakır bölgesinde yüzde 45.8'i buluyor. Gaziantep, Adıyaman, Kilis bölgesinde çocuk sayısı yüzde 35.5 olarak ölçülüyor. Trakya bölgesindeki illerde ise çocuk sayısı Türkiye ortalamasının altında. Üç büyük şehir içinde çocuk nüfusunun en fazla olduğu il ise İstanbul. İstanbul'da nüfusun yüzde 26.9'u çocuklardan oluşuyor. Türkiye'nin geleceği "sınır tanımayan çocuklarımız"la mümkün. İlginizi yalnızca kendi çocuğunuza yönlendirmeyin, kimsesiz, fakir, çaresiz, bilgisiz çocuklar da bizim çocuklarımız. Kendi sınırlarımızı esnetmek, hatta sınırsız olmak pek eğlenceli, ancak korkarım sınırları olanları özgür kılmadıkça, şuradan şuraya oynatabilecek sınırımız kalmayacak. |
||||||||||||||