Marketing Focus
Pazarlama
Tasarim
Nostalji: Bilisim
Ülke: Ukrayna




Türkiye'nin ilk bilgi işlem merkezi 1960'ta Karayolları Genel Müdürlüğü'nde kuruldu. Ancak bu işlem merkezinin tam adı "IBM Müdürlüğü"dür. Çünkü o yıllarda bilgisayar demekle IBM demek hemen hemen aynı şeydi. O dönemde bilgisayarlar sipariş üzerine üretiliyor ve üretimleri aylar sürüyordu. Türkiye'nin sipariş ettiği bilgisayarların imalatı da yaklaşık bir yıl sürmüştü.

İnsanoğlu binlerce yılda geliştirdiği teknolojide en büyük sıçramayı son yüz yılda gerçekleştirdi. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından, yani 1950'den itibaren geliştirilen teknoloji ve icatlar tüm insanlık tarihindeki buluşlardan daha fazla. Bilişimin tarihi de yaklaşık olarak bu döneme denk geliyor. Akdoğan Özkan'ın hazırladığı ve sponsorluğunu Microsoft'un yaptığı "Anı ve Fotoğraflarla Bilişim Tarihimiz" kitabı, özellikle Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık bilişim serüveninin kilometre taşlarını akıcı ve yalın bir dille sunuyor.

 

IBM

Bilgisayarların tarihi, herhangi bir problem çözümünde kullanılacak olan veriler arasındaki işlemlerin insan el ve kafa becerisiyle çözümlenmesinin zor olduğunun anlaşılmasıyla girişilen çabalarla başlıyor. Bu çabanın tarihi, geçmişi milat öncesine dayanan abaküse kadar uzanıyor. Devasa boyutlardaki verilerin hesaplanabilmesi, saklanabilmesi gibi problemlerin çözümü insanoğlunu teknolojiyi geliştirmeye zorunlu kıldı.

1880'de ABD'de gerçekleştirilen nüfus sayımında verilerin değerlendirilmesi tarihte ilk defa makineler aracılığıyla gerçekleştirildi. Bu tarihte basılan rapor 21 bin sayfayı aşkındı ve verilerin işlenmesi yedi yıl sürüyordu. ABD İstatistik Dairesi'nde çalışan Herman Hollerith hem süreyi kısaltmak hem de maliyetleri düşürmek için makineler geliştirmeye başladı. 1890'da nüfus sayımlarında Hollerith'in geliştirdiği makineler kullanıldı. Çizelgeleyici (tabulator) adı verilen bu makinelerin temel girdileri delikli kartlardı ve bu sistemle birlikte nüfus sayımında elde edilen verilerin işlenme süresi 2.5 yıla indi. Bu buluşunu "Columbia School of Mines"a sunarak doktora derecesi elde eden Hollerith, 1896'da "Tabulating Machine Company"yi kurar. Bu şirketin adı zaman içinde yaşanan değişimlerin ardından 1924'te "International Business Machines" (IBM) Corporation olarak yeniden tescil edildi.

ENIAC

Pennsylvania Üniversitesi'nden John Mauchly, 1942'de "Yüksek Hızlı Vakumlu Tüplerin Hesaplamalarda Kullanımı"na ilişkin bilimsel notlarını kaleme alır. Bu, ilk elektronik bilgisayarın temellerini oluşturur. Bu notlar 1943'te Proje PX, bir başka deyişle ENIAC (Electronic Numerical Integrator and Computer) adıyla hayata geçer. Pennsylvania Üniversitesi'nden J. Presper Eckert ve William Mauchly, 1946'da ENIAC'ı geliştirirler.

İlk elektronik bilgisayar ENIAC'ın içinde 18 bin vakum tüpü, 1000 kapasitör, 7 bin rezistör bulunuyordu. 30 ton ağırlığındaydı ve 10x15 metre boyutlarındaki bir mekana ancak sığabilen dev bir demir yığınıydı. Üzerinde 6 bin düğme bulunan ENIAC, saniyede 5 bin toplama ya da 357 çarpma veya 38 bölme işlemi yapabiliyordu. Ürettiği 150 kilowatlık ısıyı giderebilmek için 20 beygir gücünde iki vantilatör soğutucu olarak çalışıyordu.

 

İlk bug

İngilizce'de böcek anlamına gelen "bug" kelimesi bilgisayar terminolojisine de girmiştir. 9 Eylül 1945'te Grace Hopper ve arkadaşları Harvard Üniversitesi'nde Mark II bilgisayarı üzerinde çalışırlarken ilk bilgisayar böceğini buldular. Bu böcek, test sırasında sızmış bir güveydi. Operatörler bunu bilgisayar log'unun bulunduğu sayfaya bantladılar ve "ilk gerçek bug bulma vakası" olarak 9 Eylül 1945 tarihiyle birlikte not düştüler. O tarihten sonra bir bilgisayar programını hatalarından ayırma işlemi için "debugging" terimi kullanılmaya başlandı. Bu ilk bilgisayar bug'ı, Virginia eyaleti Dahlgren kentindeki ABD Donanması'na ait Naval Surface Warfare Center Computer Museum'da sergileniyor.

Türkiye'de bilgisayar

Cumhuriyet Türkiyesi'nin ilk dönemlerinde en çok bilgi üretilen kurumların başında Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) geliyordu. DİE, anket ve sayım amaçlı çok sayıda formun üretildiği ve bu çalışmalardan elde edilen yığınsal verilerin işlenerek değerlendirildiği bir kuruluş. Bu nedenle de Enstitü, 1. kuşak bilgisayarların atası sayılabilecek delikli kart makineleriyle tanışan ilk kuruluşlarımızdan biri. Enstitü kaynaklarında kurumun bilgi işlem tarihi 1935 yılına dayanıyor.

Türkiye'nin ilk bilgi işlem merkezi 1960'ta Karayolları Genel Müdürlüğü'nde kuruldu. Ancak bu işlem merkezinin tam adı "IBM Müdürlüğü"dür. Çünkü o yıllarda bilgisayar demekle IBM demek hemen hemen aynı şeydi. O dönemde bilgisayarlar sipariş üzerine üretiliyor ve üretimleri aylar sürüyordu. Türkiye'nin sipariş ettiği bilgisayarların imalatı da yaklaşık bir yıl sürmüştü.

30 Eylül 1960'ta, sipariş üzerine üretilen IBM 650 uçakla Türkiye'ye geldi. Bu tarihi sistemin ilginç birtakım özellikleri bulunuyordu. Birinci nesil, radyo lambalı bir sistemdi. Her biri 10 karakter ve bir işaretten oluşan 2000 sözcüklük tambur bellek bulunuyordu. Dakikada 78 bin toplama ve çıkartma, 5 bin çarpma ve 138 bin mantıksal karar verebilme özelliği vardı. Mantıksal işlem hızı 0.54, çarpma işlem hızı 12 ve toplama işlem hızı 0.77 milisaniyeydi. Ortalama bellek erişim hızı ise 2.448 milisaniyeydi. Delikli kart ve bilgi girişi yapılabiliyordu. IBM 650'ye "elektronik beyin" adını veren halk, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde elektronik beyni görebilmek için uzun kuyruklar oluşturuyordu.

 

Bilgisayarlar üniversitelerde

Türkiye'de üniversitede kullanılan ilk makine IBM 1620 oldu. 1963'te İTÜ'de kullanılmaya başlanan bu makine, öğrencilerin kullanımına açılan ilk bilgisayar olma özelliğini de taşıyor. 1970'li yıllara kadar Türkiye'de bilgisayarlaşmanın öncüsü KİT'ler ve kamu idare kurumlarıydı. 1970 yılında kamu kesiminde 34, özel kesimde 24 bilgi işlem merkezi bulunurken, 1975 yılına gelindiğinde özel sektör 57 bilgi işlem merkeziyle bilgisayarlaşmanın itici gücü haline geldi. Kamu kesimi 45 bilgi işlem merkeziyle öncülüğünü yitirmiş oldu.

1970 yılında işlem kapasitesi büyük ve hızlı olan Univac 9400 ana bilgisayarını hizmete alan DİE'de 1980'e kadar görev yapan dört disk kontrol birimi vardı. 64K olarak alınan Univac 9400'de çevre birimi olarak bir konsol, bir kart okuyucu ve bir kart delici, yazıcı ve yedi adet teyp bulunuyordu. 1979 yılında belleği 96K'ya çıkarılan Univac bugün DİE müzesinde sergileniyor. Türkiye'de bilgisayar kullanımının yaygınlık kazanmaya yüz tuttuğu 1970'li yılların başında artık yeni bir meslek grubunun varlığı da belirginlik kazanır. Sekiz bilişimciyle verilen kuruluş dilekçesinin gerekli aşamalardan geçip kabul edilmesinin ardından kurucular kurulu "Türkiye Bilişim Derneği'nin (TBD)" ilk toplantısını 22 Haziran 1971'de gerçekleştirir. 1980'li yıllara gelindiğinde bilgisayarlar tüm dünyayı etkisi altına almaya başlamıştır. Öyle ki, Ocak 1983 tarihli Times dergisi kendi geleneğini yıkarak "1982'de Yılın Adamını" seçmek yerine, "Machine of the Year" (Yılın Makinesi) olarak bilgisayarı seçiyor.

1984 yılında 128K'lık Macintosh yenilikçi tasarımı, boyutu ve içindeki birkaç küçük uygulamayla gönülleri fethetti. 1984 yılında önde gelen üç yazılım şirketinin CEO'ları; Bill Gates (Microsoft), Mitch Kapor (Lotus) ve Fred Gibbons (Software Publishing), Macintosh ortamına yazılımlarıyla destek olacaklarını vaat etmişlerdi. Ancak en büyük desteği Word ve Excel ile Gates verdi.

Tüm dünyada kişisel bilgisayarlara yönelik yoğun talep Türkiye'yi de etkisi altına alır. 1980 yılında Türkiye'de henüz kişisel bilgisayar yokken 1989 yılına gelindiğinde kurulu kişisel bilgisayar sayısı 70 bin 400'dür. Bu rakam 1990 yılı sonunda katlanarak 148 bin 813'e ulaşır. Türkiye'deki bilgi işlem merkezlerinin sayısı 1982 yılında 500 eşiğini geçer ve 1984 yılında 600'ü bulur. Bilgisayar mühendisliği alanında eğitim veren fakültelerimiz ilk mezunlarını 1981 yılından başlayarak verir. 1985 yılına gelindiğinde ülkedeki yedi üniversiteden yılda toplam 300 bilgisayar mühendisi mezun olmaya başlar.

 

İnternet

İnternet tarihçilerine göre internetin ilk adımlarının atılmasına Sovyetler Birliği'nin 1957'de uzaya fırlattığı Sputnik uydusu yol açtı. Bu uydu küresel ölçekte telekomünikasyonu başlatırken, bilim ve teknolojide geri kalmak istemeyen ABD, karşı cevap olarak aynı yıl Savunma Bakanlığı içinde ARPA'yı (Advanced Research Projects Agency-İleri Araştırma Projeleri Dairesi) kurar. ARPA, sonraki 20 yıl boyunca çeşitli üniversitelerle işbirliğine giderek bilgisayarlar arası ağ fikrini geliştirir.

ABD Savunma Bakanlığı, 1969'da bilgisayar ağlarını geliştirmek üzere ARPANET'i kurdurur. ARPANET askeri amaçlarla kurulmuştur. Ama silahlı kuvvetlerin yanı sıra üniversiteler ve araştırma kurumları tarafından kullanıldığı için giderek büyür. ARPANET 1990'da varlığına son verirken tüm dünyada 300 bin sunucu, 1000 haber grubu vardı. Aynı yıl, ilk ticari internet servis sağlayıcı The World, çevirmeli internet erişim hizmetleri vererek, herkes için internet çağının başladığını ilan etmiş oldu.

İnternetin Türkiye'de fiilen çalışmaya başladığı 12 Nisan 1993 tarihinden Haziran 1999'a kadar DNS (Domain Name Service) kayıtlı bilgisayarlar (ya da IP adresleri) açısından gerçekleştirdiği aylık artış dünya ortalaması olan yüzde 10'lar civarında seyreder. 2000 yılında (.tr) adına kayıtlı adreslerin sayısının 100 bini, Türkiye'deki internet kullanıcı sayısının ise 1 milyonu aştığı tahmin ediliyor.

Bilişim sektörü gelişimini sürdürerek her geçen gün hızla büyüyor. 30 tonluk bilgisayarlar yerini birkaç yüz gramlık bilgisayarlara bıraktı. Telefon yoluyla dahi saatlerce bekleme gerektiren uluslararası görüşmeler, anında gerçekleştirilebilir hale geldi. E-devlet modelleriyle ülkeler internet üzerinden hizmet verir hale geldiler. Bilgi artık elimizin altında ve dünya küçülüyor, birbirine yaklaşıyor. Bilişim sektörü değiştikçe, beraberinde dünyayı değiştirmeye devam ediyor.

 

"ustalara saygının kitabı"

"Bu kitap, bir 'dün bilgisi' temeli anlamına geliyor.

'Dün bilgisi' yoktu ve birinin yazması gerekiyordu. Ben de yazdım."


Anı ve Fotoğraflarla Bilişim Tarihimiz, kitabının yazarı Akdoğan Özkan, ülkemizde yarım asra yakın bir geçmişe sahip bilişim sektörünün dününü kaleme almasındaki en büyük amacın, bilişim sektörüne dair kolektif bir bilinç oluşturmak ve sektörün oluşmasında, gelişmesinde katkıları bulunan ustalara saygı sunmak olduğunu söylüyor.

Vs.: Bu kitapta Türkiye'nin daha önce yazılmamış bir tarihi var. Bu yalnızca dokümantasyon amaçlı bir çalışma mı?

Bu kitap, bilgi teknolojileri sektörünün tarihsel gelişiminin eksiksiz anlatımı iddiasında olan akademik bir çalışma değil. Ülkemizde yarım asra yaklaşan bir geçmişi olan bilişim sektörüne dair kolektif bir bellek yaratma çabasının ilk kapsamlı, yazılı ürünü. Bir yandan da düne emek verip bugünün şekillenmesinde alınteri olanlara saygımızı ifade edebilmemizin bir aracı. Yani bilişimi bir şekilde ülke kalkınmasının emrine amade kılmak için çaba sarf edenlerin, yıllar önce yazdıkları kodu, ürettikleri hizmetleri farkında olmadan bugün bir yerlerde bir şekilde kullandığımız ustalarımızın, eğitmenlerimizin, bu uğurda uykularından, gençliklerinden fedakarlık edenlerin, demokratik taleplerinin mücadelesini verenlerin haklarını teslim etmenin bir yolu. Bu nedenle bu kitap bir "dün bilgisi" temeli anlamına geliyor. "Dün bilgisi" yoktu ve birinin yazması gerekiyordu. Ben de yazdım.

 

Vs.: Bilişim tarihimize ne ölçüde sahip çıkıyoruz?

Aslında, bu açıdan durum iç açıcı değil. Çünkü, -kullanıcı ya da satıcı- belli başlı kurumlarımızın birçoğunun, hatta kökleri eskilere dayanan kurumlarımızın dahi kendi yazılı ve görsel tarihlerini yeterince yaşatamadıklarını bu çalışmanın seyri içinde üzülerek gördüm. Yakın geçmiş, bir çoğumuzca bir kıymet olarak görülmemişti belki. Biraz da hıza tapındığımız 90'lı yılların telaşlı atmosferinin kurbanı olmuştu belli ki. Oysa dünün gurur duyulası yanları var. Daha kamu kuruluşlarımız bilişimle ilgili eğitim ve vizyon eksikliği içindeyken asıl yol göstericiliği, asıl lokomotifliği, 1960'larda, 1970'lerde bir grup öncü bilişimci yaptı. Devlete "destek" oldular, "teşvik" ettiler. Bazılarının bugün kadri bile bilinmiyor. Oysa onların ve dönemin anısını yaşatmalıyız.

Vs.: Geriye dönüp baktığınızda bilişim tarihimizde en önemli evre hangi zaman dilimine denk düşüyor?

En önemli evre bence tarihin birden hızlandığı 90'lar. Bu nedenle de büyük fırsatlar sunmuş. Ancak o fırsatı iyi kullanamadığımız ortada. Bu bilişimcilerin suçu değil tabii. Ama payı da yok değil. O dönemde, 80'lerin ortalarından başlayarak Türkiye'de hükümetlerin ülkeye giren sermayeyi, artan kamu açıklarının finansmanında ve ithalata dayalı sektörlerin hacmini genişletmede kullanma kolaylığına düştüğünü görüyoruz. Lineer bir modernleşme çizgisi izleyen ortalama bir ekonomide bu tip dış kaynaklar, ülkede altyapı yatırımlarının, üretim ve istihdamın artırılmasında kullanılır. Oysa bizde kamu kesiminin artan açıklarının finanse edilmesinde, daha doğru bir tabirle, üzerinin örtülmesinde kullanılmış oldu. Öyle olmamış olsaydı, o dönemde bilişimi kamuyu rehabilite etmede başvuracağımız bir araç olarak görebilseydik, bugün bilgi teknolojileri pazarı 2.5 milyar dolarda sıkışmaz, ülke de böyle krizlere girmezdi.

Vs.: Tarihsel bir bakış açısı olan böyle bir kitapta son nokta nasıl koyuluyor?

Bu kitapta bir son nokta koymuş gibi hissetmiyorum kendimi. Sınırlı bir zaman dilimi içinde kotarılan, dolayısıyla içinde bazı eksikler de barındıran bu çalışmayı umarım başkaları takip eder. Bu mütevazı çaba, bütünlüklü ve detaylı bir bilişim tarihi bilgisine ulaşmamız yolunda böyle tetikleyici bir etki yaratırsa bundan mutluluk duyarım. Zaten ben de genişletilmiş ve gözden geçirilmiş baskısı için çalışıyorum şu sıralar.

Vs.: Kitap nereden temin edilebilir?

Sponsorluğunu Microsoft'un yaptığı kitabı yalnızca Türkiye Bilişim Derneği (TBD) merkez ve İstanbul şubesi (www.tbd.org.tr) dernek yararına satıyor. Oradan temin edilebilir. Ancak kitabın genişletilmiş ve gözden geçirilmiş baskısı tüm kitapçı raflarında satılıyor olacak.