|
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Vs.: Romanlarda gerilimi artırmak için bir formülünüz var mı?
Bunun için birçok teknik var. Ancak sanatın en önemli sorunu yapılmamış olanı yapmaya çalışmaktır. Yapılmış olanı tekrarlarsanız bu sizi iyi sanatçı yapmaz. Yeryüzünde biricik olmak istiyorsanız, yepyeni bir şey bulmanız lazım. Bütün teknikleri biliyorum, uyguluyorum, ama aynı zamanda yeni bir şey yapmaya da çalışırım. Kar Kokusu'nda katili romanın ortasında çıkarırım. Bir polisiye roman için olacak şey değil. Ama amacım yeni bir şey bulmak. Hep bu arayışın kendisidir sanat. Öteki türlü yüzde 100 garanti olan bir takım teknikleri kullandığınızda bunun adına sanat denmez, taklit denir. Birinin buluşunu alıyorsunuz ve o buluşu kullanıyorsunuz. Ama o buluşu daha ileri götürürseniz bu bir artı puandır. Bunu yapabildim mi? Onu bilemiyorum. Belki de hiç bilemeyeceğim. Ben öldükten sonra eleştirmenlerin önyargıları kalkacak, çok satıyorum, çok popülerim diye kızmayacaklar. Daha sonraki eleştirmenler incelediklerinde, varsa benim gerçek değerim ortaya çıkacak.
Vs.: Eleştirmenler...
Eleştirmenler gelir ve gider. Asıl hayatı yaratan biziz, onlar konuşuyorlar. Sanatı biz yaratırız. Dünyaca tanınan bir eleştirmen hatırlıyor musunuz? Oysa Cervantes'i, Homeros'u unutmazsınız.
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Kaliteyi artırmanın koşullarından biri de rekabet ortamının varlığı. Sizin polisiye alanında tek olmanız kalite açısından bir dezavantaj sayılabilir mi?
Bir yandan güzel bir şey. Çünkü öncü konumundayım. Öte yandan sakıncalar da barındırıyor. Genç bir adam değilim, ama yazar olarak çok gencim. Genç yaşta çok satmak, eserleri yurtdışında yayınlanan bir yazar olmak ve yalnızca bunlarla geçinen bir yazar olmak bir rahatlık sağlayabilir. Ama amacım 50 bin satarken 200 bin satmak ya da 7 dile çevrilmişken 17 dile çevrilmek gibi niceliksel şeyler değil. Asıl önemli olan yazılmamış olanı yazmak. Bu yarışta ötekilerle değil, daha çok kendimle yarışıyorum. Öte yandan rekabeti yalnızca Türkiye içindeki yazarlar olarak düşünmemek lazım. Artık dünya açık bir alan, bir köye dönüştü, herkes birbirini tanıyor. Dünyada pek çok yazarla rekabet içindeyiz.
Vs.: Kendinizi geliştirmek için neler yapıyorsunuz?
Yazarlıkta tek bir şey geçerlidir, öğrenmek. Öğrenmenin iki yolu var. Bir tanesi deneyimlerinizle yaşayarak öğrenmek. Diğeri okumak, izlemek, sanat etkinliklerini tüketmek. İkisini de yapıyorum. O yüzden şanslıyım. İnsanlarla olmayı ve onlarla konuşmayı çok severim. Yazacağım konularla ilgili mekanlara da giderim. Şimdi Süryanilerle ilgili bir roman yazıyorum. Bu nedenle Mardin, Antakya ve Urfa'ya gittim. Onların kilise ve köylerine gittim, onlarla konuştum, pek çok şey okudum. Kendimi böyle besliyorum. Hayattan öğrendiğim ne varsa romanlarımda kullanıyorum.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Kimleri okuyorsunuz?
Dünyada ne kadar yazar varsa metinlerini okumaya çalışmışımdır. Fakat bazılarına devam ederim, bazılarına devam etmem. Devam ettiklerim arasında vazgeçilmeyecekler: Cervantes, Dostoyeski, Edgar Allan Poe. Şairlerden Nazım Hikmet, Ülkü Tamer, Aragon, Lorca. Türk yazarlardan Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Bekir Yıldız, Sait Faik, Edip Cansever, İhsan Oktay Anar ve daha pek çok yazar var.
Vs.: Yaşar Kemal dışında yaşayan hiç kimseyi saymadınız.
Orhan Pamuk da okurum, Murathan Mungan da okurum. Her kitapları çıktığında bakarım. Bazıları beni sarar okurum, devam ederim. Ama yaşayan yazarlar içinde "benim yazarım" diyebileceğim, beni o kadar etkileyen bir yazar yok. Bunun nedeni benim öznelliğim ve kıskançlığım mı yoksa hakikaten bana hitap etmiyor mu onu bilemiyorum. Tabii yaşayanlar arasında Yaşar Kemal'i ayrı tutuyorum.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Yazmak için özel bir zaman ayırır mısınız? İlham ne zaman gelir?
İlham falan yok. Sanatçıların bohem ya da serseri oldukları gibi yanlış bir görüş var. İyi bir sanatçı çok disiplinlidir. Yani çok çalışır. Sabah 09.00 gibi otururum çalışmaya ve 14.00'e kadar yoğun biçimde çalışırım. İki satır bile yazsam bilgisayarın başında otururum. Öğleden sonrasını diğer işlerime ayırırım. Akşamları daha çok okuma ve izlemeye zaman ayırırım. Bunlar olmadan yaratmak mümkün değil. 1983'te ilk öykümü yazdım ve 1989'da ilk öykü kitabım yayınlandı. 1989'dan bu yana 16 yılda 13 kitabım yayınlandı. Bu epey yüklü bir şey. Bunu yapabilmemin tek nedeni bu şekilde çalışabilmem. İlham çalışmaktır.
Vs.: Yazarlık dışında bir iş yapıyor musunuz?
Hayır, yalnızca kitaplarımdan kazanıyorum. Bir tek kitaplardan kazanıp yaşayabilmek Türkiye adına gurur verici. Yılda ortalama olarak 100 bine yakın kitabım satar. Türkiye için büyük bir rakam. Bu 100 binlik rakam beni çok iyi geçindirir.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Vs.: Türkiye'de polisiye roman okuyan ne kadar insan var?
Yalnızca polisiye roman değil, bence öteki okurlar da artık beni okuyor. Aşk okurlarını saymıyorum. Çünkü onlar gerçek şeyler yerine mırıltılar duymak, yalan bir duyguya, olmayan bir şeye kapılıp, hayali bir dünyada aşkın her şeyi çözebileceğine inanmak isteyor. Ne yazık ki bunların çoğu kadın. Muhtemelen beni okuyan yaklaşık 150 bin kişilik bir kitle var. Herhangi bir kitabım çıktığı zaman, ilk ay net 30 bin civarında bir satış yakalıyor. Bir o kadar da korsanı satılıyor. Bir de kitaplarımı elden ele dolaştırarak okuyan öğrenciler var.
Vs.: Cinayetleri anlatırken ilham verme olasılığını önlemek için neler yapıyorsunuz?
İddia ediyorum, kitaplarımdan yola çıkan insanlar cinayet işlemez. Çünkü benim kitabımda insani yanlar öne çıkar. Bazı polisiye roman yazarları vardır; marifetleri vitrin dizmektir. Öyle vahşet anlatırlar ki insanlar şoka girer. Halbuki bu korkunç bir şey. Bense "Bir insanı öldürdüğünüz zaman aklınızı kullandınız, peki vicdanınız ne olacak?" diye sorarım. İnsan yalnızca akıldan oluşmuyor, aynı zamanda vicdandan oluşuyor. Vicdanını nasıl rahatlatacak? O yüzden kimseyi öldürmeyeceksiniz. Kitaplarımdaki esas mesele budur. Cinayetten yola çıkarak, insanlara cinayet işlenmemesi gerektiğini anlatıyorum. Bu nedenle benim kitaplarımdan yola çıkarak cinayet işlenme ihtimali çok az, neredeyse sıfır. Katili övmüyorum. Kitaplarımda katiller hep mutsuzdur.
Vs.: Edebiyat dünyasında kadınlar özellikle polisiye romanlarda ön planda gözüküyor. Kadın ve cinayet tezat oluşturmuyor mu?
Türkiye'de de yayılmaya başladı, ama genellikle polisiye roman okuyanlar daha çok kadınlar. Nedeni kadınların ayrıntıyı daha çok düşünebilen bir zekaya sahip olması. Erkekler daha nettir, kadınlar böyle düşünmez. Kadının doğum gününü unutamazsınız. O yüzden kadınların detaya ve entrikaya olan merakları polisiye romana daha fazla ilgi duymalarına neden oluyor.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||