|
|
|||||||||
|
|||||||||
|
Hollywood'daki pek çok filmin afiş tasarımlarını yapan Emrah Yücel, web sitesinden kitap kapağına, yazılı basın reklamlarından kurumsal kimlik çalışmalarına kadar pek çok alanda etkileyici projelere imza atıyor. Hollywood... Dünyadaki pek insanın hayranlıkla izlediği ve yakından takip ettiği görsel bir platform. Yönetmeninden oyuncusuna, senaristinden tasarımcısına kadar hemen herkesin hayatı ve yaptığı işler göz önünde oluyor ve günlerce konuşuluyor.Emrah Yücel... Pek çoğumuz onu Hollywood'daki başarılı Türk tasarımcısı olarak tanıdık. Bildiğimiz, gördüğümüz, sevdiğimiz pek çok filmin afişinde onun imzası var. Sadece film afişleriyle değil, web siteleri, kitap kapakları, yazılı basın reklamları ve kurumsal kimlik çalışmalarıyla dolu başarılı bir kariyere sahip. İki yıl üst üste reklamcılığın Oscar'ı olarak bilinen KeyArt ödüllerini aldı. İşleri Paris, Londra, New York ve Tokyo gibi büyük şehirlerde sergileniyor. Ortağı Stephan Lapp'la birlikte Los Angeles'ta kurduğu "Iconisus", sinema reklamcılığı yapan büyük ajanslar arasında yer alıyor. Ama o, "Eşimin bana sarılması ve annemin gözlerindeki mutluluk, benim için en büyük ödül" diyor. Başarı hikayesinin "bir Amerikan rüyası" gibi anlatılmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor. Çünkü Yücel kendisini 10 yıllık zorlu bir maratonun koşucusu olarak görüyor. Şimdi Hollywood'un en gözde tasarımcıları arasında yer alsa da, koşmaya devam ediyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Uykusuz bir gecenin ardından...
Türkiye'de başarılı bir tasarımcı olarak çalışırken, ABD'ye gitmeye karar vermesi Yücel'in hayatında büyük bir önem taşıyor. 10 yıl önce uykusuz geçen bir gecenin ardından ABD'ye gitme kararı alıyor. Eline aldığı iki bavulla birlikte New York'un yolunu tutuyor. Türkiye'de işleyen düzenini bozuyor, sahip olduğu maddi ve manevi bütün birikimleri bir kenara bırakarak başka bir kulvara geçiş yapıyor.
Bunu hayatının en büyük kırılma noktası olarak değerlendiren Yücel, Türkiye'de sıradan bir hayatın içerisinde çoğu insanın yapmayı istediği, ama bir türlü adım atamadığı bir başlangıç yaptığına inanıyor. Bu tip kararlar vermeyi bir piyango bileti almak gibi görüyor. Aldığında piyangonun çıkması garanti değil ama, almadığında çıkmayacağı kesin. 1970'li yılların Ankarası'nda büyüyen Yücel'in annesi senaryo yazarı, babası ise yönetmen. Anadolu hakkında pek çok belgesel film yapan ailesiyle birlikte, çocukluğunda Anadolu'nun her yerini karış karış gezen Yücel, bütün bunların kendisinde önemli görsel izler bıraktığına inanıyor. Bunun da yaratım sürecine büyük katkıları oluyor. Ayrıca babasının BBC'de çalıştığı yıllarda 1,5 yıl kadar Londra'da yaşayan Yücel, "Bu yıllar zevkimin oluşmasında derin izler bıraktı" diyor. Yaptığı işi "geniş kitlelere iletilmesi gereken bir mesajın en doğru ve en verimli şekilde tasarlanması" olarak tanımlıyor ve devam ediyor: "Bu bazen bir film, bazen bir araba, bazen bir banka amblemi, bazen bir cips paketi tasarımı, bazense bir pop star." Kendisini bir sanatçı değil, tasarımcı olarak görüyor. Çünkü siparişle iş yapıyor. Prensiplerine aykırı bir iş değilse, projeyi beğenip beğenmeme konusunu çok önemsemiyor. Yani hem çok ticari hem de sanat ağırlıklı projelerde görev alıyor ve yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışıyor. Bu bağlamda verdiği bir örnek var. Miramax'ın "Ararat" filmi prensiplerine aykırı olduğu için bu projede yer almadığını söylüyor. Afiş hazırlarken ne şekilde ilerlediğini soruyoruz. Filmlerin pek çoğunu önceden izliyor. Ancak bazen sesi ya da efekti olmadan, bazen de kesilmeden önce izliyor. Ama annesi de senaryo yazarı olduğu için Yücel'i en çok senaryoyu okumak heyecanlandırıyor. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
"ABD zor ve engebeli bir yol"
Herkesin ilgisini çeken bir yerde çalıştığı ve işi gereği ünlülerle birlikte olduğu için Türk medyasında popüler olduğunu düşünüyor. Bu da kendisine şaşkınlık veriyor.
"Amerikan rüyası" diye bir şey olmadığının altını çizen Yücel, "Bu sadece rüyada olur" diyor. Ona göre ABD'de iş yapmak ve bilinen bir pozisyona gelmek uzun, zor ve engebeli bir koşu gibi. Özellikle Türkiye gibi ayrı bir kültürden gelen biri için, ABD tam bir "kurtlar sofrası". Yoğun olduğu dönemlerde gece gündüz demeden çalışıyor. Yaptığı afişin dünyanın her yerine dağılması ve uzun bir süre hafızalarda kalması nedeniyle işine ayrı bir özen gösteriyor. Eşinin adını yaptığı afişlerde gizliyor ve yerini sadece o biliyor. Bunu da eşiyle arasında bir oyun olarak değerlendiriyor. Gençliğinden beri hayranlıkla izlediği Ridley Scott'ın filminde çalışmanın kendisini çok heyecanlandırdığını ve bunu kendisi için bir ödül olarak gördüğünü söylüyor. Will Smith'in "I, Robot" filmindeki işlerinden dolayı Almanya'daki Audi firmasının Yücel'i arayarak kendi arabaları için bir basın reklamı tasarlamasını istediklerinde de kendisiyle gurur duyduğunu anlatıyor. Bu reklamlar, Avrupa ve Amerika'daki dergilerde yayınlanmasının yanı sıra açık hava reklamlarında da kullanılmış. Geçen yıl yaptığı en önemli işlerden biri olarak, Sony'in kurumsal kimliğiyle ilgili hazırladığı projeyi gösteriyor. Bunların yanı sıra kitaplarını okuyarak büyüdüğü Uğur Mumcu'nun kitaplarına kapak yapması ve Amerika'daki Yunan Ortodoks Kilisesi Patriği'nin "Web sitemizi bu Türk tasarımcının yapmasını istiyoruz" demesi onu en çok heyecanlandıran konular arasında yer alıyor. Bütün bunları anlattıktan sonra, yaşadığı hoş sürprizlerden birini paylaşıyor: "En son Ridley Scott'un 'Kingdom of Heaven' filminin afişleri ve outdoor kampanyaları için çalışırken, bu filmin müziklerinde Kardeş Türküler'in olduğunu görünce ne kadar sevindiğimi anlatamam. Böyle büyük bir projede farklı alanlarda iki Türkün imzasının olması gurur verici. Birbirimizden habersiz bir şekilde ben afişlerini hazırlarken, Kardeş Türküler'in de müzikleri kullanılmış." | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kültürel projelere destek veriyor
Yücel Türkiye adına yapılan kültürel projelere destek veriyor. Yaklaşık 3 yıldır New York'taki Türk Film Festivali'nin afişlerini hazırlıyor. Jürisinde yer aldığı Hollywood Film Festivali'nde Türk filmlerinin yer alması için çalışıyor. Türkiye'nin Hollywood Stüdyoları için cazip bir film platosu olması ve büyük projelerin tıpkı Romanya ve Malta'da olduğu gibi Türkiye'de de çekilmesi için Los Angeles Başkonsolosu ile sürekli görüşme yapıyor ve bunun için büyük çaba harcıyor.
Hollywood yöneticilerinden, aktörlerine ve çalışanlarına kadar herkese Türkiye'nin güzelliğini ve mutlaka gidilmesi gereken bir yer olduğunu anlatıyor. Diğer taraftan da "Midnight Express", namus cinayetleri, kadın hakları, hapishane şartları, Ermeni soykırımı iddialarını ve bunların gerçekte nasıl olduğunu da açıklamaya çalıştığını vurguluyor. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Farklı projeleri var
Yücel'in yönetmenlik konusunda yapmak istediği çalışmalar var. Film yönetmeni bir babanın ve senaryo yazarı bir annenin oğlu olarak bu sektörün içinde büyüyen Yücel, film yönetmenliği konusunu kendisi için "büyük bir tutku" olarak değerlendiriyor. Kısa filmlerin yanı sıra müzik klipleri ve reklam filmleri çekmek istiyor. Uzun vadede gerçekleştirmeyi düşündüğü bir film projesi de var.
Hollywood'un sinema sanatının en iyi örneklerini ürettiğini düşünmüyor. Yücel'in tercihi Avrupa ve Latin Amerika sinemasından yana. Ama tam bu noktada, kişisel zevkleriyle işini karıştırmama barajını aşalı çok uzun yıllar olduğunu da belirtmeden geçemiyor. Son dönemde pek çok insan ABD'nin dış politikasından büyük bir rahatsızlık duyuyor. Yücel, bu rahatsızlığa rağmen ABD'ye gitme eğiliminin hala çok yoğun olmasını, insanların kendilerine daha iyi bir gelecek kurmak istemelerine bağlıyor. Ona göre sistemden uzak durmak ve sistemle ilişkiyi kesmek doğru değil. Sistemin içerisinde üretken ve güçlü olarak var olabilmeyi, sistemi düzeltmek için en etkili yol olarak görüyor ve "ABD yeteneklerinizin karşılığını alabileceğiniz ve size gerçekten gelecek vaat eden bir ülke. Bu anlamda ABD'yi ve sistemini çok beğeniyorum" diyor. Yücel son olarak Türkiye'de tasarımın bugününü ve geleceğini şöyle değerlendiriyor: "Türkiye bana her geldiğimde şoklar yaşatıyor. Türkiye kendi kaosundan enerji üreten bir dinamiğe sahip. İki ucun arasının çok açık olduğu her kültür gibi ilginç bir dinamik var. Nerede neyle karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz. Buenos Aires ve Rio da böyle. Bence piyasada çalışan ve güzel işler üreten yetenekli tasarımcılar var. Türkiye'de üniversitelerde yaptığım seminerlerde çok zeki, kararlı ve yetenekli gençlerle tanıştım. Kesinlikle pozitif bir gelecek nesil görüyorum. Bence Türk tasarımcıların risk alıp, uluslararası piyasaya açılmak için çalışmaları gerekiyor. Ben bu anlamda elimden gelen herşeyi yapmaya açığım. Türkiye'yi daha evrensel bir pozisyona taşımak için önce öyle olduğumuza inanmamız lazım." |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||